Uluslararası Gelenekten Geleceğe Anadolu Motifleri Sempozyumu

Europe/Istanbul
Mersin

Mersin

Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü 33343 Yenişehir / MERSİN
Açıklama

Anadolu’nun zengin motif mirasını kültürel süreklilik, estetik anlam dünyası ve çağdaş yaratıcılık bağlamında yeniden değerlendirmeyi amaçlayan bu sempozyum; bilimsel ve sanatsal bir buluşmadır. Tekstil sanatlarında, grafik tasarımda, geleneksel el sanatlarında ve dijital sanatlarda kullanılan Anadolu motifleri disiplinler arası bir perspektifle ele alınmaktadır.

Etkinlik, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü öncülüğünde Mersin Olgunlaşma Enstitüsü ve Mersin Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenmekte olup; akademisyenleri, araştırmacıları, tasarımcıları, öğrencileri ve konuya ilgi duyan tüm paydaşları bir araya getirmeyi hedeflemektedir.

Sempozyum Kapsamı

  • Anadolu motiflerinin tarihsel gelişimi ve kültürel sürekliliği

  • Geleneksel ve çağdaş sanat pratiklerinde motif kullanımına ilişkin örnekler

  • Motiflerin tasarımı, eğitimi ve dijital üretim alanlarındaki yeni uygulamalar

  • Kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması

Bu çerçevede sempozyum, hem kültürel mirasın korunmasına hem de Anadolu motiflerinin ulusal ve uluslararası düzeyde görünürlüğünün artırılmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

    • 08:00 09:00
      Kayıt / Registration 1g
    • 09:00 09:30
      Protokol Kabul ve İkram Takdimi / Protocol Reception and Refreshments 30dk
    • 09:30 10:30
      Sergi Açılışı / Exhibition Opening 1g
    • 10:30 10:50
      Açılış Töreni ve Konser / Sinevizyon - Opening Ceremony and Concert / Video Presentation 20dk
    • 10:50 11:00
      Açılış Programı / Opening Program: Açılış Konuşmaları / Opening Speeches Ana Salon / Main Hall

      Ana Salon / Main Hall

      • 10:50
        Mehmet GÖÇER (Mersin Olgunlaşma Enstitüsü, Düzenleme Kurulu Başkanı) 5dk
      • 10:55
        Doç. Dr. İmran GÜNDÜZ ALPTÜRKER (Mersin Üniversitesi YÖRMER ve TUAM Merkez Müdürü, Düzenleme Kurulu Başkanı) 5dk
    • 11:00 11:30
      Açılış Programı / Opening Program: Protokol Konuşmaları / Protocol Speeches Ana Salon / Main Hall

      Ana Salon / Main Hall

      • 11:00
        Nazan Suna ALPURAL (Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Sosyal ve Kültürel Etkinlikler Daire Başkanı) 4dk
      • 11:04
        Muhammed ÖZDEMİRCİ (Mersin İl Milli Eğitim Müdürü) 4dk
      • 11:08
        Prof. Dr. R. Gülin ÖĞÜT EKER (UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras İhtisas Komisyonu Üyesi) 4dk
      • 11:12
        Dr. Emre TOPOĞLU (Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü) 4dk
      • 11:16
        Prof. Dr. Erol YAŞAR (Mersin Üniversitesi Rektörü, Kongre Onursal Başkanı) 4dk
      • 11:20
        Doç. Dr. Celile Eren ÖKTEN (Milli Eğitim Bakan Yardımcısı) 4dk
      • 11:24
        Atilla TOROS (Mersin Valisi) 4dk
    • 11:30 11:40
      Hediye Takdimi / Gift Presentation 10dk
    • 11:40 12:30
      Açılış Programı / Opening Program: Davetli Konuşmacılar Özel Oturum I - Moderatör: Prof. Dr. Selcan GÜRÇAYIR TEKE (Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi Çerçevesinde Anadolu Motifleri) Ana Salon / Main Hall

      Ana Salon / Main Hall

      • 11:40
        Prof. Dr. Eva Judit CSÂKİ - Türk ve Macar Halkının Masal Geleneğindeki Ortak Motiflerine Dair 12dk
      • 11:52
        Doç. Dr. Galina MİSKİNİENE - Anadolu Motiflerinden Litvanya Tatarlarına: "Muhir" Deseninin Kültürel Yolculuğu 12dk
      • 12:04
        Doç. Dr. Karim MIRZAEE - 15. Yüzyıl Kara Koyunlu ve Ak Koyunlu Dönemi Tebriz Halıları ve Minyatürleri 12dk
      • 12:16
        Khadija ASADOVA - Anadolu ve Azerbaycan Motiflerini Karşılaştırmalı Bir Çerçevede Ele Alarak, Çağdaş Azerbaycan Halı Sanatçılarının Halıya Getirdiği Yeni Yaklaşım 12dk
    • 12:30 13:45
      Öğle Molası / Lunch Break 1g 15dk
    • 13:45 14:35
      Açılış Programı / Opening Program: Davetli Konuşmacılar Özel Oturum II - Moderatör: Prof. Dr. Ruhi KONAK (Selçuklu Resim Sanatında İmge-Motif İlişkisi) Ana Salon / Main Hall

      Ana Salon / Main Hall

      • 13:45
        Prof. Dr. Aysen SOYSALDI - Kilimlerdeki Aşık Kıvrımı Motifi Üzerine 16dk
      • 14:01
        Prof. Dr. Hatice Feriha AKPINARLI - Türk El Sanatlarında Sembol ve Motiflerin Önemi ve Sürdürülebilirliği 16dk
      • 14:17
        Prof. Dr. Nevzat ÖZEL - Zanaatten Veriye, Veriden Bilgiye: Anadolu Motiflerinin Dijital Belgelenmesi, Kurumsal Arşivlenmesi ve Yeniden Kullanımı 16dk
    • 14:35 14:50
      Ara / Break 15dk
    • 14:50 15:40
      Açılış Programı / Opening Program: Davetli Konuşmacılar Özel Oturum III - Moderatör: Prof. Dr. Mustafa GENÇ (Geleneksel Türk Sanatlarında Kök Boya Kullanımı) Ana Salon / Main Hall

      Ana Salon / Main Hall

      • 14:50
        Prof. Dr. Ahad NEJADEBRAHİMİ - İran ve Doğu Türkiye'deki Mimari Motifler Arasındaki Tarihi Dönemler Arası İlişki 16dk
      • 15:06
        Doç. Dr. Taalaibek ABDİEV - Kırgız Hayvan Motifleri Üzerine 16dk
      • 15:22
        Dr. Ömür KARSLI - Motifin Antolojisi 16dk
    • 16:00 17:00
      Bukağı (Salon C): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlhami İLHAN Bukağı

      Bukağı

      • 16:00
        Gelenekten Günümüze Şahmeran: Çağdaş Yüzey Tasarımında Tufting ile Yorumlama 15dk

        Anadolu mitolojisinin önemli figürlerinden biri olan Şahmeran, bu çalışmada tufting tekniği ile çağdaş yüzey tasarımını yeniden yorumlamıştır. Üretim sürecinde elektrikli tufting tabancası kullanılmış ve %100 akrilik ip tercih edilmiştir. İplikler gerili zemin kumaşa işlenmiştir. Bu uygulama sonucunda yüzeyde bir kabartı ve dokunsal etki oluşturulmuştur. Böylece hem görsel anlatım hem de estetik bir deneyim sunması amaçlanmıştır. Tasarım iki boyutlu bir görsel olmaktan çıkarılmış, hacimsel bir duvar halısına dönüştürülmüştür. Tufting tekniği yalnızca üretim yöntemi olarak ele alınmamıştır. Geleneksel Anadolu motiflerini çağdaş üretim yöntemi aracılığıyla tasarım içinde yeniden anlam kazanmasını hedeflemektedir. Tekniğin sağladığı katmanlı yapı, figürün anlatımını güçlendirmiştir. Şahmeran, yüzyıllardır bilgelik ve şifa kavramlarıyla bir arada anılmıştır. Sözlü anlatılar, görsel betimlemelerle beraber nesilden nesile aktarılarak kültürel hafımızda yer edinmiş ve günümüze ulaşmıştır. Tasarım sürecinde figürün sembolik anlamı korunmuştur. Kompozisyon günümüz estetik anlayışı doğrultusunda sadeleştirilmiştir. Geçmiş ile bugün arasında bir bağ kurulması hedeflenmiştir. Kompozisyonda yer alan motifler bilinçli seçilmiştir. Anlatım ve hikayesini destekleyecek şekilde kullanılmıştır. Böylece geleneksel semboller, çağdaş üretim yöntemi aracılığıyla güncel tasarım içinde yeniden anlam kazandırılmıştır. Kadın figürü dişil güç ve sezgiyi temsil ederken, yılan kuyruğu dönüşümü simgelemektedir. Göz motifi koruma ve bilinçle ilişkilendirilmiştir. Ay ve yıldız döngüselliği çağrıştıracak biçimde yorumlanmıştır. Dağ güç ve dayanıklılığı, açık kitap bilgeliği, nar ve başak bereket ile üretkenliğin göstergesi olarak kompozisyona dahil edilmiştir. Yaprak motifi ise yaşam enerjisi fikrini temsil etmektedir. Geleneksel motifler birebir tekrar edilmemiştir; çağdaş bir illüstratif kugu içinde yeniden düzenlendirilmiştir. Üretilmiş olan bu çalışma, geleneksel ile çağdaş arasında bir köprü kurmayı hedeflemiştir. Kültürel sürekliliğe tasarım üzerinden katkı sağlamayı amaçlamıştır.

      • 16:15
        Tek Tip Moda Anlayışına Karşı Geleneksel Motiflerle Yeniden Üretim: Mersin Olgunlaşma Enstitüsü Örneği 15dk

        Küreselleşme, diğer pek çok alanda olduğu gibi moda ve tekstil alanında da üretim, estetik ve tüketim şekillerini önemli ölçüde dönüştürerek tek tipleştirmiştir. Bu süreç, kültürel unsurların ve geleneksel motiflerin moda ve tekstil ürünlerindeki kullanımını azaltmış, dünyanın farklı coğrafyalarında benzer biçim, renk ve desenlere sahip ürünlerin yaygınlaşmasına yol açmıştır. Oysa motifler, toplumları birbirinden ayıran tarihsel, simgesel ve kültürel birikimi yansıtan önemli kimlik taşıyıcılarıdır. Bu nedenle, motiflerin unutulmaması ve kültürel sürekliliğinin sağlanması amacıyla kurumsal düzeyde çalışmalar yürütülmesi gerekmektedir. Bu noktada Olgunlaşma Enstitülerinin faaliyetleri dikkat çekmektedir. Bu çalışma, Mersin Olgunlaşma Enstitüsü özelinde Olgunlaşma Enstitülerinin modanın tek tipleştirici etkisine karşı geleneksel kültürel unsurları ve motifleri yaşatmadaki rolünü ele almaktadır. Çalışmada, Mersin Olgunlaşma Enstitüsünün geleneksel motifleri çağdaş tekstil ve giyim tasarımlarına dâhil etme yönündeki uygulamaları incelenmektedir. Bu bağlamda, enstitünün yerel motifleri koruma, belgeleme ve yeniden üretme süreçleri ile geleneksel motiflerin modern formlar, malzemeler ve kullanım alanlarıyla nasıl buluşturulduğu tartışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, küreselleşmenin moda ve tekstil alanında yarattığı tek tipleştirici etkiye karşı Mersin Olgunlaşma Enstitüsü özelinde Olgunlaşma Enstitülerinin geleneksel motifleri koruma, yaşatma ve çağdaş tasarımlara aktarma konusundaki rolünü ortaya koymaktır. Araştırma sonucunda Olgunlaşma Enstitülerinin, özellikle Mersin Olgunlaşma Enstitüsünün modanın tek tipleştirici etkisine karşı geleneksel motifleri çağdaş tasarım anlayışıyla buluşturarak kültürel çeşitliliğin korunmasına önemli katkılar sunduğu tespit edilmiştir.

      • 16:30
        Kültürel Mirasın Korunması ve Kültürel Miras Politikaları 15dk

        Bu çalışma, bir eğitimci ve araştırmacı olarak yaklaşık 30 yıla yayılan bir zaman diliminde, Anadolu'nun farklı coğrafyalarındaki somut olmayan kültürel miras unsurlarının, özellikle de geleneksel el sanatları, motifler ve dokuma tekniklerinin belgelenmesi, yaşatılması ve geleceğe aktarılması sürecini kapsamlı bir perspektifle ele almaktadır. Çalışma, salt bir araştırma raporu olmanın ötesinde, sahadan elde edilen bilginin kurumsallaşma, üretim ve eğitim yoluyla sürdürülebilir bir modele dönüştürülmesi deneyimini de içeren bütüncül bir kültürel miras pratiğini sunmaktadır.
        Araştırmanın ilk aşamasını, Türkiye'nin batısından doğusuna uzanan geniş bir coğrafyada yürütülen saha çalışmaları oluşturmaktadır. Çanakkale, Kars, Kahramanmaraş, Malatya, Kayseri vd. illeri ile Mersin'in tüm ilçelerini kapsayan bu uzun soluklu araştırmalarda; yörelere özgü dokuma türleri, kullanılan teknikler, motiflerin çeşitliliği ve bu motiflerin ardındaki hikâyeler, sembolik anlamlar derinlemesine incelenmiş, görsel olarak belgelenmiş ve desen çözümlemeleri yapılmıştır. Bu çalışmalar, Anadolu motiflerinin zenginliğini ve farklı kültürel katmanlar arasındaki etkileşimleri ortaya koyan karşılaştırmalı bir perspektif sunmaktadır.
        Özellikle dokuma teknikleri ve motifler üzerine odaklanan kitabı, Mut ve çevresinde Halk El sanatları Istar Dokuma. Tür. Tekik ve Motifler, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı. Çıraklık ve Yaygın Egitim Genel Müdürlüğü. Gelenek Görenek ve El Sanatları Servisi 1. 1985 Ankara, yayını ile yüksek lisans tezi "İçel'de Son Yörükler, SARIKEÇİLİLER" başlıklı Sarıkeçililer göçer grubu üzerine yapılan çalışma, bu coğrafi araştırmaya derinlik kazandırmıştır.
        Araştırmanın ikinci ve en özgün ayağını ise, elde edilen bu birikimin Mersin merkezli olarak hayata geçirilen uygulama ve kurumsallaşma modeli oluşturmaktadır. Bu kapsamda;
        İçel El Sanatları ve Eğitim Vakfı kurularak kültürel mirasın korunması sivil toplum öncülüğünde kurumsal bir kimliğe kavuşturulmuş,
        Yerel motiflerin ticari ve kültürel olarak yaşatılması amacıyla vakıf bünyesinde yüzlerce tezgâh dağıtılarak kilim üretimi başlatılmış,
        Geleneksel bilgiyi canlandırmak ve sürdürülebilir kılmak için bir Doğal Boya Tesisi kurulmuş ve doğal boyalı kilimler üretilerek katma değerli bir ürün ortaya konmuş,
        Sonuç olarak bu bildiri, geniş coğrafyalı bir saha araştırmasının, Mersin özelinde somut bir kültür politikası ve uygulama modeline nasıl dönüştüğünü göstermektedir. Saha araştırması, uluslararası yayınım (Sotheby's), katılım sağlanan 5 milletlerarası kongrede sunulan bildirilerim ve kurumsallaşma deneyimi ile bu çalışma; Anadolu motiflerinin geçmişin bir mirası olmaktan öte, geleceğe taşınabilen, ekonomik ve kültürel olarak sürdürülebilir canlı bir değer olduğunu kanıtlamaktadır. Bildiri, bu yönüyle kültürel mirasın korunması ve yaşatılmasına dair akademik literatüre, uygulayıcı bir aktörün gözünden önemli bir katkı ve bir "bellek mirası" sunmayı hedeflemektedir.

      • 16:45
        Mersin Yöresi Yemek Kültürü ile Anadolu Motifleri Arasındaki Sembolik ve Kültürel Bağlantılar 15dk

        Gastronomi ile geleneksel süsleme sanatları ortak bir kültürel hafıza alanı olarak ele alınmakta; yemek pratikleri ile motiflerin taşıdığı anlam katmanları kültürel antropoloji, halk bilimi ve sanat tarihi perspektifinden değerlendirilmektedir.
        Mersin mutfağı; Yörük-Türkmen göç kültürü, Akdeniz iklimi ve kıyı-dağ etkileşimiyle şekillenmiş çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Tantuni, batırık, yüksük çorbası ve cezerye gibi yerel lezzetler yalnızca gastronomik ürünler değil; aynı zamanda üretim, paylaşım ve bereket kültürünün simgesel taşıyıcılarıdır. Özellikle imece usulü hazırlık süreçleri ve toplu tüketim pratikleri, Anadolu dokuma geleneğinde yer alan “eli belinde”, “koçboynuzu”, “bereket” ve “su yolu” motifleriyle anlam paralelliği göstermektedir.
        Çalışmanın önemli çıktılarından biri, saha araştırması sürecinde derlenen özgün tariflerin akademik içerik ve kültürel analiz eşliğinde bir yemek kitabı formatında yayımlanmasının planlanmasıdır. Bu kitapta yalnızca tarifler değil; her yemeğin tarihsel arka planı, motiflerle kurduğu sembolik ilişki ve kültürel bağlamı da yer alacaktır. Böylece gastronomi ile geleneksel motif dünyası arasında kurulan bağ somut bir kültürel miras ürününe dönüşmesi beklenmektedir.
        Araştırma nicel araştırma deseni çerçevesinde planlanmış olup saha çalışması kapsamında yörede yaşayan katılımcılar, yerel üreticiler ve gastronomi alanında faaliyet gösterenler ile sözlü görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma için gerekli etik izin, Mersin Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulu’ndan alınmıştır. Görüşmeler yoluyla elde edilen veriler tematik çerçevede değerlendirilmiş ve kültürel süreklilik bağlamında yorumlanmıştır.
        Sonuç olarak bulgular, Mersin yöresi yemek kültürünün yalnızca beslenme pratiği değil; Anadolu motif dünyasıyla paralel biçimde sembolik anlam üreten ve kolektif hafızayı taşıyan bir kültürel ifade alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, somut olmayan kültürel mirasın korunması ve kültürel sürdürülebilirliğin sağlanması açısından disiplinlerarası literatüre ve uygulama alanına katkı sunmayı hedeflemektedir.

    • 16:00 17:00
      Eli Belinde (Salon D): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Ali TAN Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 16:00
        Kayseri Olgunlaşma Enstitüsü Atölyelerinde Bünyan ve Yahyalı Halı Motiflerinin Farklı El Sanatları Disiplinlerine Aktarımı Üzerine Görsel Bir İnceleme / A Visual Examination of the Transmission of Bünyan and Yahyalı Carpet Motifs to Different Handicraft Disciplines in the Workshops of Kayseri Olgunlaşma Institute 15dk

        Özet
        Türk el sanatları geleneğinde halı dokumacılığı, motif repertuarı ve sembolik diliyle toplumsal hafızanın en köklü taşıyıcılarından biridir. Kayseri ve çevresi, tarihsel süreçte Bünyan ve Yahyalı halıları ile bu geleneğin merkezinde yer almış; ancak değişen üretim koşulları bu mirasın sürdürülebilirliğini geleneksel dokuma alanında kısıtlamıştır. Bu noktada Olgunlaşma Enstitüleri, arşivlerindeki geleneksel verileri farklı sanat disiplinlerine aktararak kültürel mirasın korunmasında stratejik bir rol üstlenmektedir. Bu çalışma, Kayseri Olgunlaşma Enstitüsü arşivinde yer alan Bünyan ve Yahyalı halı motiflerinin, enstitü atölyelerinde üretilen geleneksel giyim (bindallı) ve seramik objelere aktarılma süreçlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden görsel analiz tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi, enstitü bünyesinde yürütülen projeler arasından ölçütlü amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Örneklem seçiminde; ürünlerin her iki halı geleneğini (Bünyan ve Yahyalı) temsil etmesi ve farklı uygulama disiplinlerini (nakış/giyim ve seramik) kapsaması temel ölçüt olarak alınmıştır. Bu doğrultuda seçilen sekiz adet ürün (dört bindallı, dört seramik/aksesuar), esin kaynağı olan orijinal halı desenleri ve teknik çizimleriyle karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. İncelemede; motifin aslına sadakati, formun yeni yüzeye uyarlanma biçimi, kompozisyon değişiklikleri ve teknik uygulama özellikleri temel analiz kriterleri olarak belirlenmiştir. Bulgular, Bünyan halılarının karakteristik bitkisel madalyonlarının bindallı üzerindeki nakış uygulamalarında biçimsel bütünlüğünü koruduğunu; Yahyalı halılarının geometrik motiflerinin ise seramik yüzeylerde teknik zorunluluklar nedeniyle sadeleştirilerek yeniden yorumlandığını göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, halı motiflerinin farklı materyaller üzerinde yeniden üretiminin kültürel sürekliliğe katkısını somut örnekler üzerinden ortaya koymaktadır.
        Abstract
        In the tradition of Turkish handicrafts, carpet weaving is one of the most established fields that carries social memory through its rich motif repertoire and symbolic language. Kayseri and its surroundings have historically been among the centers of this tradition with Bünyan and Yahyalı carpets; however, changing production conditions have restricted the sustainability of this heritage in the field of traditional weaving. At this point, Olgunlaşma Institutes play a strategic role in the preservation of cultural heritage by transferring the traditional data in their archives to different branches of art. This study aims to examine how Bünyan and Yahyalı carpet motifs preserved in the archive of Kayseri Olgunlaşma Institute are transferred to traditional clothing (bindallı) and ceramic objects produced in the institute’s workshops. The research is based on a qualitative visual analysis method. The sample was determined through criterion-based purposeful sampling among project outputs produced within the institute. In the selection of the sample, two main criteria were taken into account: representing both carpet traditions (Bünyan and Yahyalı) and covering different fields of application (embroidery/clothing and ceramics). Accordingly, eight products (four bindallı garments and four ceramic/accessory items) were selected and comparatively analyzed together with their original carpet patterns and technical drawings. In the analysis, four main criteria were used: fidelity to the source motif, the way the form is adapted to the new surface, changes in composition, and technical characteristics of the application. The findings indicate that the characteristic floral medallions of Bünyan carpets largely preserve their formal integrity in embroidery applications on bindallı, whereas the geometric motifs of Yahyalı carpets are simplified and reinterpreted on ceramic surfaces due to technical constraints. The study reveals, through concrete examples, how the re-production of carpet motifs on different materials contributes to the continuity of cultural heritage.

        Konuşmacılar: Neslihan Toprak (Kayseri Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 16:15
        Örme Tasarımında Teknolojik Yaklaşımlar ile Geleneksel Motiflerin Yeniden Yorumu 15dk

        Günümüz moda ve hazır giyim endüstrisinde, gelişmiş üretim teknolojiler ile kültürel mirasın yeniden yorumlanması, akademik araştırmaların önemli çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Başta Anadolu kültürüne ait olan geleneksel motifler; geometrik, bitkisel ve hayvansal figürler güçlü sembolik, tarihsel ve estetik özelliklere sahiptir. Bu motifler yalnızca dekoratif unsurlar olarak değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı ve kültürel kimliği temsil eden görsel anlatım araçları olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, yenilikçi iplik teknolojileri ve örme alanındaki teknolojik gelişmeler aracılığıyla, örgü teknikleri ile geleneksel Anadolu motiflerinin yeniden yorumlanmasını akademik bir çerçevede incelemeyi amaçlamaktadır.
        İplik teknolojilerinde yaşanan güncel gelişmeler, örgü yapıları ve tasarım yaklaşımlarında önemli dönüşümler yaratmıştır. Farklı yüzey tasarımlarına sahip yenilikçi iplikler, örgü tasarımında malzeme olanaklarını genişletmiş, ürünlere estetik değer ve fonksiyon kazandırmıştır. Bu bağlamda motifler, yüzeysel dekoratif uygulamalar olmaktan çıkarak, örme kumaşın yapısal bir parçası haline gelmesi mümkün hale gelmektedir. Tasarımın özgünlüğünü destekleyen iplik yapıları, motiflerin kumaş ile bütünlüğünü sağlayan örme teknikleri ile form, malzeme ve anlam arasındaki kavramsal ve dokunsal ilişki güçlendirilmektedir.
        Örme teknolojileri ve bilgisayar destekli tasarım sistemleri, bu dönüşüm sürecinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Gelişmiş örme makineleri, üç boyutlu tasarım yazılımları, geleneksel motiflerin dijital ortamda yeniden yorumlanmasına ve yapılandırılmasına olanak tanımaktadır. Bu teknolojiler sayesinde motifler, geleneksel üretim yöntemleriyle elde edilmesi mümkün olmayan modüler ve dinamik özellikler kazandırabilmektedir. Bu dijital dönüşüm süreci, tasarımcıların kültürel kodların sembolik özünü koruyarak, çağdaş ve estetik anlayış ile yeniden yorumlamasına imkân vermekte ve geleneksel ile modern tasarım dilini bir araya getiren yenilikçi örme yüzeylerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
        Bu çerçevede çalışmada, örme tasarımı, geleneksel motifler, dijital üretim teknolojileri ve kültürel sürdürülebilirlik konularına odaklanan, teknolojik yenilikler ile kültürel miras arasındaki ilişki estetik ve işlevsel boyutlarıyla ele alınmıştır. Bu teknolojilerin kültürel unsurların yerel sınırları aşarak, küresel tekstil ve moda pazarında özgün ve yenilikçi kimlik kazandırılmasına destek katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Elde edilen bulgular, örgü tasarımında gelenek ve teknolojinin bütüncül biçimde ele alınmasının, tekstil ve moda tasarımı araştırmaları için geleceğe yönelik güçlü bir model oluşturacağını göstermektedir.

      • 16:30
        Denim Pantolonda Geleneksel Anadolu Motifi: Bukağı’nın Estetik ve Kültürel Yorumu 15dk

        Geçmişten günümüze Anadolu’nun geleneksel dokuma, halı ve kilimlerinde ortaya çıkan
        sembolik motifler, insanların duygu, düşünce ve toplumsal değerlerini görsel bir biçimde
        aktarmada önemli bir araç olmuştur. Bu çalışmada, kültürel ve sembolik anlamı güçlü bir motif
        olan bukağı motifi ele alınmıştır. Bukağı, hayvanların ayaklarına takılan bağdan esinlenerek
        ortaya çıkmış olup, bağlılık, birlik ve kopmayan bağların simgesi olarak değerlendirilmektedir.
        Geleneksel dokuma ve kilimlerde sıkça yer alan bu motif, özellikle aile bağlarını, evlilik
        birliğini ve toplumsal dayanışmayı temsil eder. Motifin birbirine kenetlenen yapısı, sembolik
        anlamını görsel olarak güçlendiren bir özellik olarak öne çıkmaktadır. Araştırmada bukağı
        motifi, çağdaş bir tekstil yüzeyi olan denim kumaş üzerine aktarılmıştır. Özellikle denim
        pantolonun cebi ve çevresine, baskı ve işleme teknikleri kullanılarak motif uygulanmış ve
        böylece geleneksel bir simge, modern tasarım anlayışıyla estetik ve işlevsel biçimde
        yorumlanmıştır. Denim kumaşın, dayanıklılığı, günlük kullanıma uygunluğu ve her yaşa,
        cinsiyete ve kimliğe hitap eden evrensel kullanımı sayesinde, bu tür uygulamalar için uygun
        bir zemin sunmaktadır. Araştırma sonucunda, geleneksel Anadolu motiflerinin modern tekstil
        ürünlerinde yeniden kullanılabileceği ve kültürel değerlerin çağdaş tasarım diliyle
        aktarılabileceği görülmüştür. Bukağı motifinin denim pantolonun cebi ve çevresinde
        uygulanması, 2025’in “Aile Yılı” temasıyla paralel olarak aile, bağlılık ve birlik değerlerinin
        tasarım aracılığıyla ifade edilmesine katkı sağlamaktadır. Bu yaklaşım, kültürel mirasın
        modern tasarım diliyle bütünleşmesine ve gelecek nesillere aktarılmasına örnek
        oluşturmaktadır.

      • 16:45
        Türkiye’de Çekilen Tarihsel Film ve Dizilerdeki Kadın Karakterlerin Kostümlerinde Motifler ve Anlam: Tasarımcı Perspektifinden Bir Bakış 15dk

        Türkiye’de Çekilen Tarihsel Film ve Dizilerdeki Kadın Karakterlerin Kostümlerinde Motifler ve Anlam: Tasarımcı Perspektifinden Bir Bakış

    • 16:00 17:00
      Hayat Ağacı (Salon A): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Pervin ERGUN Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 16:00
        Türk Kültüründe Duvakla İlgili Mitolojik Motifler 15dk

        Duvak, gelinlerin baba evinden koca evine göçerken örtüldüğü, ölüp
        dirilmeyi sembolize eden kimliksiz bir zırhtır. Tumak (Kazak), devak (Bulgar),

        duvak (Sırp), tuvok (Özbek), tubak(Kırgız) vb. (Aydemir 2013: 623’ten Koç-
        Koca 2013:146) gibi kullanımlarıyla duvak, Türk dünyasında yaygın kullanıulan

        terimlerden biridir. Geleneksel kültürde duvaklar genellikle kırmızı renktedir.
        Kırmızıdan sonra en çok eşlik eden renk yeşildir. Bu yüzden halk bilimi
        metinlerinde duvak, genellikle al-yeşil sıfatıyla motif haline gelmiştir. Duvağın
        sembolik anlamını çözümleyebilmek için özellikle doğum, evlilik ve ölüm
        şeklinde genelleyebileceğimiz geçiş dönemlerindeki uygulamalara bakmak
        gerekir. Duvağı oluşturan motifler, damgalar, renkler, kalıplar, takılar kültürel
        belleği mitolojik köklere götürebilir. Geleneksel dünya görüş penceresinden
        bakıldığında Türkler giysiyi dikey düzlemde algılarlar. Giysinin üst kısmı Üst
        dünya ile, orta kısmı yaşadığımız dünya ile, alt tarafı ise alt dünya ile
        ilişkilendirilir. Dost başa, düşman ayağa bakar sözü bu görüşün en veciz
        ifadesidir. Hayatın geçiş dönemlerinden evliliğin “başı göğe ermek”, “bir yastığa
        baş koymak”, “başı gülmek” vb. söz kalıplarının gösterdiği üzere kut başa
        konmaktadır. Bu yüzden duvakla bir bütün olan baş süslemeleri geçiş dönemi
        giysilerinin en önemli motiflerini oluşturmaktadır. Anadolu’da mitolojik anlamı
        silikleşen ve süs unsuru gibi görülen gelin başı süslemelerinin mitolojik anlamları
        Türk dünyasında, özellikle de arkaik destanların dünyasında çok canlı bir şekilde
        korunmuştur. Bu çalışmada gelin başı ve duvak ile ilgili motiflerin mitolojik
        anlamları Sibirya Türklerinin konuyla ilgili inançları ile karşılaştırmalı olarak
        incelenecektir.

      • 16:15
        Türk Xalçaçılığında Qazax Xalılarının Özünəməxsusluğu 15dk

        Özet
        Ortaq mədəni kökləri olan türk xalıçılığı naxış motivləri, bədii estetik xüsusiyyətləri, texnoloji və materialları cəhətdən bir çox bənzər və fərqli xüsusiyyətlərə malikdirlər. Müxtəlif Türk xalqlarının xalıçılığında naxış və ornament (həndəsi və nəbati, heyvan təsvirləri), həmçinin bəzi dizayn tərtibatlarında çoxsaylı oxşarlıqlar müşahidə edilir.
        Bütün türksoylu xalqların xalçalarında romb, ulduz, qarmaqlı, heyvan və quş fiqurları, düzbucaqlı, dördbucaqlı, çoxbucaqlı göllər və s. motivlərin oxşarlıqları təkzibolunmazdır. Bu oxşarlıqlar türk xalqlarının xalçılıq sənətində səciyyəvi bədii komponentlərini təşkil edirlər.
        Ortaq mədəni köklərə malik olan türksoylu xalqların xalılarındakı fərqlər əsasən onların müxtəlif cografi və tarixi-mədəni ərazilərdə formalaşmalarından irəli gəlir. Burada regional üslub, texniki xüsusiyyətlər, kompozisiya baxımından yaranan fərqlər aşkar müşahidə olunurlar.
        XVIII əsrdə Azərbaycanın Qazax bölgəsində toxunmuş xalılar türk xalıçılığında oxşar və fərqli xüsusiyyətlərin müqayisəli araşdırılması üçün mühüm elmi mənbə ola bilər. Qazax xalılarından bir kompozisiya (bir xalı) timsalında müqaisə apardıqda, xalının naxış motivləri digər türk xalılarla tipoloji yaxınlığı olsa belə, kompozisiya quruluşu və bədii-estetik xüsusiyyətləri baxımından Qazax xalıçılıq məktəbinin səciyyəvi əlamətlərini özündə əks etdirir. Material, ilmə texnikası, toxunuş sıxlığı və rəng həlli yerli ənənələrin özünəməxsusluğunu və davamlılığını nümayiş etdirir.
        Qazax xalılarının Anadolu xalı ənənələri ilə müqayisəli təhlili türk xalıçılığının ortaq tarixi-mədəni köklərni üzə çıxarır. Naxış sistemi, texniki icra və semantik məzmun baxımından bu xalça vahid mədəni mühitin regional variantı kimi səciyyələndirilə bilər. Regional mədəni mühit və bədii-estetik xüsusiyyətlər fərqləndirici amillər kimi çıxış edirlər. Bu oxşarlıqlar və fərqlər türk xalıçılıq sənətinin zənginliyini və çoxşaxəliliyini göstərir.

      • 16:30
        Uygur Türklerinin Atlas Kumaşında Motifler ve Kültürel Yansımaları, Motifs in Uyghur Atlas Silk And Their Cultural Significance 15dk

        Özet
        Atlas ipeği, Doğu Türkistan’da, günümüzde Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygur Türklerine özgü, tarihsel kökenleri oldukça eskiye dayanan geleneksel bir ipek dokuma türüdür. Yalnızca estetik bir tekstil ürünü olmanın ötesinde, Uygur kültürel kimliğini, tarihsel belleğini ve toplumsal değerlerini yansıtan önemli bir kültürel miras niteliği taşımaktadır. Orta Asya ve Doğu Asya kültürlerinin kesişim noktasında şekillenen Atlas kumaşı; üretim tekniği, renk anlayışı, motif ve desen zenginliğiyle özgün bir el sanatı geleneğini temsil etmektedir.
        Bu çalışmada Atlas ipeği; dokuma tekniği, etimolojik kökeni ve motiflerin sınıflandırılması bağlamında incelenmiştir. Ayrıca “Atlas/Etles” teriminin kökenine ilişkin farklı görüşler ele alınmış, dilsel açıklamalar ile tarihsel-kültürel etkileşimler değerlendirilmiştir.
        Çalışmanın temel odak noktalarından biri, Atlas kumaşında yer alan motiflerin kültürel ve sembolik anlamlarının çözümlenmesidir. Motifler; bitkisel, doğa ve nesne temelli olmak üzere üç ana grupta incelenmiştir. Bitkisel motifler, bereket ve kutsallık kavramlarıyla ilişkilendirilirken su, ateş ve dağ gibi doğa motifleri Uygur halkının çevresiyle kurduğu ilişkiyi yansıtmaktadır. Nesne motifleri ise müzik aletleri, hayvan kökenli semboller, takılar ve günlük kullanım eşyaları aracılığıyla üretim, inanç ve toplumsal yaşam pratiklerini görsel dile aktarmaktadır. İslamiyet’in kabulü sonrasında figüratif anlatımın soyutlanarak sürdürülmesi, Atlas süsleme geleneğinde kültürel sürekliliğin korunduğunu göstermektedir.
        Atlas kumaşında yer alan bazı motiflerin Anadolu kültüründe de görüldüğü ve Uygur kültürüyle benzer sembolik anlamlar taşıdığı, buna karşılık bazı motiflerin farklı kültürel bağlamlarda değişen anlam ve sembolik değerler kazandığı ortaya konulmuştur.
        Uygur Atlas kumaşlarında görülen temel motifler, nitel araştırma yaklaşımı kapsamında betimsel analiz yöntemiyle ele alınmış; yazılı kaynaklar, saha verileri ve ikonografik karşılaştırmalar doğrultusunda yorumlanmıştır.
        Sonuç olarak Atlas ipeği, Uygur halkının doğaya, inanca ve yaşama dair algısını yansıtan çok katmanlı bir görsel anlatım sunmakta; geçmişten günümüze aktarılan zanaatkârlık bilgisi ve sembolik diliyle Uygur kültürel kimliğinin korunmasında önemli bir rol oynamaktadır.

        Abstract
        Atlas silk cloth is a traditional silk weaving unique to the Uyghurs of Eastern Turkestan, today known as the Uyghur Autonomous Region of China, with historical roots extending to antiquity. Beyond its aesthetic qualities, Atlas silk constitutes a significant element of intangible cultural heritage, embodying Uyghur cultural identity, historical memory, and collective values. Emerging at the intersection of Central Asian and East Asian cultural spheres, Atlas represents a distinctive handicraft tradition characterized by specific weaving techniques, chromatic aesthetics, and a rich repertoire of ornamental motifs.
        This study examines Atlas silk with reference to its production techniques, etymological origins, and the classification of its motifs and patterns. Within this framework, differing scholarly perspectives on the origin of the terms “Atlas” and “Etles” are discussed, and linguistic interpretations are critically evaluated in relation to historical processes, cultural exchange, and regional interactions.
        A central focus of the study is the analysis of the cultural and symbolic meanings embedded in Atlas motifs. These motifs are classified into three main categories: vegetal, natural, and object-based. Vegetal motifs are commonly associated with notions of fertility, abundance, continuity, and sacredness, reflecting agrarian values and cosmological beliefs. Natural motifs—such as water, fire, mountains, and celestial elements—symbolize the Uyghur people’s relationship with their environment and their perception of natural forces. Object-based motifs convey aspects of subsistence practices, belief systems, and social life through representations of musical instruments, animal-derived symbols, jewelry, tools, and everyday utensils. The persistence of ornamental traditions through abstraction following the adoption of Islam illustrates the continuity of cultural expression and symbolic transmission within Atlas textile production.
        The study further demonstrates that many motifs found in Uyghur Atlas fabrics also appear in Anatolian cultural contexts and exhibit comparable symbolic associations; however, variations in meaning and interpretation emerge depending on historical, social, and cultural settings.
        The motifs examined in this research are analyzed using a qualitative methodology based on descriptive analysis. Interpretations are derived from written sources, field data, and iconographic comparison.
        In conclusion, Atlas silk constitutes a multilayered visual narrative reflecting Uyghur perceptions of nature, belief, and everyday life. Through the transmission of artisanal knowledge and symbolic language, Atlas silk continues to play a crucial role in preserving and sustaining Uyghur cultural identity from the past to the present.
        Keywords: Atlas, Motif, Culture, Origin, Belief

      • 16:45
        Art symbols of nature representation in the Yörük cultures: the case of pear 15dk

        In Turkish art, fruit motifs occupy a significant place as visual expressions of fundamental cultural themes such as fertility, abundance, and the cycle of life. These motifs, employed across a wide range of artistic fields—from weaving and textiles to architecture, painting, literature, and embroidery—constitute tangible reflections of cultural memory and belief systems. In this context, the selected motifs not only represent aesthetic preferences but also convey the practitioner’s worldview, life expectations, and relationship with nature.

        In the Mersin region, pears, which grow naturally in the wild and are locally referred to as “wild pear” or “mountain pear,” have served both as an important food source and as a source of artistic inspiration in weaving and embroidery. Abundantly found in the region, pears appear as the “armutlu” motif in rugs woven on traditional ıstar looms, while in cross-stitch embroidery they are directly referred to as “pear.” As a tree known for its abundant fruit and longevity, the pear tree has traditionally been associated with soil fertility, livestock productivity, and abundance in general, serving as a kind of indicator of environmental quality along the paths traveled by nomads.

        Within this framework, a comprehensive field study is being conducted in the province of Mersin to identify the symbolic meanings of pear motifs used in traditional handicrafts and textiles, since art can express traditional ecological knowledge of meaningful components and linkages between people and nature.

        The study combines a theoretical analysis based on a literature review with empirical evidence collected through fieldwork. By adopting an interdisciplinary approach, it makes visible the relationship between cultural structures, nature, traditional ecological knowledge, and sustainability. The results allow to make visible the contribution of combining the cultural, symbolic, and ecological layers of meaning embedded in the pear motif within the context of local handicrafts. At the same time, the results allow to identify the specific topics Yörük people have about safeguarding and valuing Traditional Ecological Knowledge as a social-ecological contribution.

    • 16:00 17:00
      Pıtrak (Salon B): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlhan EGE Pıtrak

      Pıtrak

      • 16:00
        Anadolu Çini Sanatında Ezoterik Sembolizm: Formun Ötesindeki Hakikat/Esoteric Symbolism In Anatolian Ceramic Art: The Truth Beyond Form 15dk

        Özet
        Geleneksel Anadolu çini sanatı, tarihsel süreç içerisinde yalnızca mimariyi bezeyen estetik bir unsur olmanın ötesinde, kozmolojik tasavvurları, insanın tekâmül anlayışını ve varoluşa dair metafizik kabulleri görsel bir dil aracılığıyla aktaran sembolik bir hafıza mekânı işlevi görmüştür. Bu bildiri, çini sanatında yer alan motiflerin zahirî (biçimsel) özelliklerinin ötesindeki bâtınî (derin/anlamsal) katmanları “ezoterik sembolizm” perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır.
        Çalışma kapsamında, özellikle Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde gelişen çini geleneğinde sıklıkla karşılaşılan Hayat Ağacı, Rûmî ve geometrik geçmeler (girih) gibi temel motifler, kadim ezoterik öğretiler ve sembolik düşünce sistemleri çerçevesinde yeniden yorumlanmaktadır. Ayrıca çini üretim süreci—toprağın su ile yoğrulması, ateşle pişirilmesi ve sır ile nihai formuna kavuşması—simya geleneğinde ham maddenin arınarak kemale ermesi metaforuyla paralel biçimde değerlendirilmektedir. Bu bağlamda üretim pratiği, maddi bir zanaat süreci olmanın ötesinde, sembolik bir dönüşüm ve içsel arınma modeli olarak okunmaktadır.
        Dijitalleşmenin hız kazandığı ve sembolik derinliğin giderek yüzeyselleştiği çağdaş tasarım ortamında, çini sanatında içkin olan bu çok katmanlı anlam dünyasının günümüz tasarım diline nasıl entegre edilebileceği de tartışmanın önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Çalışma, geleneksel motiflerin yalnızca dekoratif unsurlar olarak değil, anlam üretme potansiyeli taşıyan kültürel ve metafizik kodlar olarak ele alınması gerektiğini savunmaktadır. Çini sanatı, estetik bir üretim alanının ötesinde, insanın kendi iç dünyası ve evrensel düzen ile kurduğu sembolik bir iletişim dili olarak konumlandırılmaktadır. Bu yaklaşım, geleneksel motiflerin gelecek kuşaklara yalnızca biçimsel miras olarak değil, çok katmanlı bir anlam haritası olarak aktarılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

        Abstract
        Traditional Anatolian ceramic art has served as a symbolic repository of memory throughout history, conveying cosmological conceptions, human understanding of evolution, and metaphysical beliefs about existence through a visual language, beyond merely being an aesthetic element adorning architecture. This paper aims to examine the esoteric (deep/meaningful) layers of motifs in ceramic art beyond their apparent (formal) characteristics from an “esoteric symbolism” perspective.
        Within the scope of this study, fundamental motifs frequently encountered in the tile tradition that developed during the Anatolian Seljuk State and Ottoman Empire periods, such as the Tree of Life, Rumi, and geometric interlacing (girih), are reinterpreted within the framework of ancient esoteric teachings and symbolic thought systems. Furthermore, the tile production process—kneading clay with water, firing it in a kiln, and glazing it to achieve its final form—is evaluated in parallel with the alchemical tradition's metaphor of raw material being purified and reaching perfection. In this context, the production practice is interpreted as a model of symbolic transformation and inner purification, beyond being a material craft process.
        In the contemporary design environment, where digitalization is accelerating and symbolic depth is becoming increasingly superficial, how this multi-layered world of meaning inherent in ceramic art can be integrated into today's design language is also an important dimension of the discussion. The study examines traditional motifs not only as decorative elements but also as carriers of meaning-making potential. The art of ceramics is positioned not only as an aesthetic field of production but also as a symbolic language of communication between the human inner world and the universal order. This approach highlights the necessity of transmitting traditional motifs to future generations not merely as a formal legacy but as a multi-layered map of meaning.
        Keywords: Tile Art, Esotericism, Symbolism, Anatolian Seljuk, Ottoman, Evolution, Traditional Design.

      • 16:15
        Halı ve Kilimlerde Yer Alan Motiflerin Sembolik Çağrışımlarla Yazı Görevini Üstlenmesi 15dk

        Halı ve kilimler üzerinde yer alan Anadolu motiflerinin anlam katmanları üzerinde durulmuştur. Motiflerden yola çıkarak anlatılmak istenen konular tespit edilmiştir.

      • 16:30
        Rüstem Paşa Camii Çinilerinde Rumi Motiflerinin Değerlendirilmesi 15dk

        Türk süsleme sanatında rumi motifi, Orta Asya’dan itibaren gelişen bezeme geleneğinin önemli yapı taşlarından biri olarak ortaya çıkmış; Anadolu Selçuklu döneminde biçimsel olarak belirginleşmiş ve Osmanlı klasik döneminde olgun bir kompozisyon anlayışına ulaşmıştır. Özellikle 16. yüzyıl Osmanlı çini sanatında rumi, tasarımın ana taşıyıcı unsurlarından biri hâline gelmiş; mimari yüzeylere uyum sağlayan yapısı ve çeşitliliğiyle süsleme programlarında belirleyici bir rol üstlenmiştir. Bu çalışma, rumi motifinin çeşitlerini, elemanlarını çizim özelliklerini ve kompozisyon içindeki işlevini, Rüstem Paşa Camii çinileri örneği üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır.
        Araştırma kapsamında camide yer alan çini süslemeler sistematik biçimde ele alınmış; rumi motiflerinin türleri, tasarım şemaları, renk tercihleri ve mimari birimlerle olan ilişkileri analiz edilmiştir. İncelemeler sonucunda sade rumi, hurde rumi, bezemeli rumi, sarılma rumi, dendanlı rumi gibi farklı rumi çeşitlerinin kullanıldığı tespit edilmiştir. Bulgular, sade rumilerin yapı genelinde en yoğun kullanılan grup olduğunu, hurde rumilerin bunu takip ettiğini, bezemeli rumilerin ise sınırlı düzeyde tercih edildiğini göstermektedir. Sarılma rumilere yalnızca tek bir kompozisyonda, dendanlı rumi unsurlarıyla birlikte rastlanmış; sencide rumide farklı çizim örnekleri de belgelenmiştir.
        Rumi motiflerinin mimari dağılımı incelendiğinde, son cemaat yerinden harim bölümüne kadar mihrap cephesi, minber köşkü, duvar panoları, kemer tablaları ve pandantiflerde yoğun bir kullanım söz konusudur. Çini kaplamaların yaklaşık %80’inde rumi motiflerinin yer alması, ruminin yapının süsleme programında ana motif olarak konumlandırıldığını ortaya koymaktadır. Vektörel çizimler aracılığıyla yapılan analizler, rumi motiflerinin hatayi, penç ve bulut motifleriyle dengeli bir bütünlük içerisinde kompoze edildiğini göstermektedir.
        Bu çalışma, Orta Asya ve Selçuklu dönemlerinden devralınan rumi geleneğinin, Osmanlı klasik döneminde Rüstem Paşa Camii çinileri aracılığıyla ulaştığı düzeyi ortaya koyarak, Türk çini sanatındaki tasarım anlayışına ilişkin analitik ve belgesel veriler sunmayı amaçlamaktadır.

      • 16:45
        Çağdaş Türk Seramik Sanatında Anadolu Motifleri: Biçim, Anlam ve Yeniden Yorum – Koza Kurt Kırtay Örneği 15dk

        Anadolu, tarih boyunca Hititlerden Friglere, Roma ve Bizans’tan Selçuklu ve Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı kültürel birikimi sayesinde zengin bir üretim coğrafyası olmuştur. Bu tarihsel süreklilik içinde seramik sanatı, hem işlevsel hem estetik bir alan olarak özel bir yere sahiptir. Anadolu’da seramik üretimi, çömlekçilik, mimari çini üretimi, figüratif seramikler, ritüel amaçlı üretimler gibi alanlarda, farklı dönemlerde farklı üretim merkezlerinde gelişim göstermiş, bu üretimlerde kullanılan motif repertuarı ise kültürel belleğin görsel taşıyıcısı hâline gelmiştir. Anadolu Selçuklu dönemi de, geometrik ve bitkisel motif anlayışıyla seramik üretimine özgün katkılar sunmuştur.
        Günümüz çağdaş Türk seramik sanatı içerisinde de Selçuklu motiflerinin izlerini görmek mümkündür. Ancak bu motifler tarihsel bir tekrar olarak değil, çağdaş estetik anlayış ve malzeme dili içinde yeniden yorumlanan görsel unsurlar olarak varlık göstermektedir. Bu çalışma, genç kuşak Türk seramik sanatçılarından Koza Kurt Kırtay’ın üretimleri üzerinden Anadolu Selçuklu motiflerinin çağdaş seramik pratiği içindeki dönüşümünü incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada sanatçının seçili eserleri biçimsel analiz ve görsel çözümleme yöntemiyle değerlendirilmiştir. Motif kullanımı, yüzey organizasyonu, renk tercihleri ve malzeme dili üzerinden karşılaştırmalı bir okuma yapılmıştır.
        Kırtay’ın eserlerinde Selçuklu çini geleneğine referans veren bitkisel ve geometrik motifler, bütüncül bir yüzey süslemesi olarak değil, parçalanmış, katmanlaşmış ve çağdaş form anlayışı içinde yeniden konumlandırılmış unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, Koza Kurt Kırtay örneği üzerinden Anadolu motiflerinin, çağdaş Türk seramik sanatında yalnızca biçimsel ve estetik bir aktarım unsuru değil, kültürel süreklilik ile çağdaş yorum arasında kurulan bir yeniden üretim alanı olarak işlev gördüğü ortaya konulmuştur. Bu çalışma, motifin geleneksel süsleme anlayışından güncel sanat pratiklerine geçişini görünür kılmayı hedeflemektedir.

    • 16:00 17:00
      Yıldız (Salon E): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Figen GÜRSOY Yıldız

      Yıldız

      • 16:00
        Kültürel Miras Eğitiminde Geleneksel Anadolu Motiflerinin Kullanımı: "Kültürel Mirasımı Tanıyorum" Programı Örneği 15dk

        Kültürel Miras kapsamında geleneksel Anadolu motifleri konulu eğitim çalışmalarının değerlendirilmesi.

        Konuşmacılar: Bayan AYŞEM YANAR (ANKARA UNIVERSITY), CEREN GÜNERÖZ (ANKARA UNIVERSITY), Bayan ESRA BEKER (ANKARA UNIVERSITY), Bayan FİGEN GÜRSOY (ANKARA UNIVERSITY)
      • 16:15
        Yerel, Ulusal ve Uluslararası İş Birlikleriyle Motiflerin Kültürel Diplomasiye Katkısı 15dk

        Eskişehir Motiflerinin Kültürel Diplomasi Aracı Olarak Kuramsal Çözümlemesi
        Bu çalışmanın amacı, Eskişehir motiflerini sanat tarihi perspektifinin ötesine taşıyarak uluslararası ilişkiler ve kültürel diplomasi literatürü içinde yeniden konumlandırmaktır. Günümüz küresel düzeninde güç kavramı yalnızca askerî ve ekonomik kapasiteyle sınırlandırılmamakta; kültürel çekicilik, etki ve temsil kapasitesi çerçevesinde de ele alınmaktadır. Bu bağlamda yumuşak güç, bir devletin değerleri ve kültürü aracılığıyla rıza üretme kapasitesini ifade ederken; kültürel diplomasi bu kapasitenin kurumsal ve stratejik düzeyde uygulanma biçimini tanımlamaktadır. Görsel kültür unsurları ise ulusal kimliğin temsiline ve uluslararası imaj inşasına katkı sağlayan sembolik sermaye biçimleri olarak değerlendirilmektedir.
        İslamiyet sonrası Türk-İslam sanatında gelişen bitkisel, geometrik ve yazı temelli Eskişehir motifleri, figüratif temsilden uzaklaşarak soyut ve evrensel bir estetik dil üretmektedir. Bu estetik yönelim motiflerin yalnızca belirli bir kültürel çevreye ait göstergeler olarak kalmasını engellemekte; onları kültürlerarası düzlemde yeniden üretilebilir ve çok katmanlı biçimde okunabilir sembolik formlara dönüştürmektedir. Böylece motifler, yalnızca tarihsel-estetik üretimler değil; uluslararası kamusal alanda anlam üreten, temsil kapasitesi yüksek ve sembolik etki oluşturan göstergeler olarak öne çıkmaktadır.
        Araştırmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş; literatür taraması ve örnek olay incelemeleri aracılığıyla Eskişehir’deki mimari desenler, lületaşı işçiliği ve geleneksel motif ler analiz edilmiştir. Bulgular, yerel, ulusal ve uluslararası aktörler üzerinden yürütülecek iş birliklerin motiflerin küresel görünürlüğünü artırabileceğini ve kültürel sürdürülebilirliğe katkı sağlayabileceğini göstermektedir.
        Sonuç olarak çalışma, Eskişehir motiflerinin kültürel diplomaside edilgen estetik unsurlar değil, sembolik güç üretimine katkı sunan stratejik araçlar olduğunu ortaya koymaktadır. Eskişehir örneği, yerel kültürel kodların küresel diplomatik söylem içinde yeniden işlevselleştirilerek uluslararası temsil ve meşruiyet üretimi süreçlerine entegre edilebileceğini gösteren kuramsal bir model önermektedir.

      • 16:30
        Geleneksel Anadolu Motiflerinin Kamusal Alanda Temsili: 4. Levent Mahallesi Mozaikleri | Representation of Traditional Anatolian Motifs in the Public Sphere: The 4th Levent Mosaics 15dk

        Türkiye'nin hızla artan konut ihtiyacına yanıt vermek amacıyla Emlak Kredi Bankası öncülüğünde 1950’li yıllarda İstanbul’da inşa edilen 4. Levent Mahallesi, Türkiye’de modern şehircilik anlayışının erken örneklerinden biri olmasının yanı sıra, mimarlık ile plastik sanatların bütünleştiği önemli bir kamusal sanat uygulamasına da ev sahipliği yapmaktadır. Konutların inşa projesinin bir parçası olarak; Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Nurullah Berk, Sabri Berkel, Ercüment Kalmık ve Ferruh Başağa gibi sanatçıların tasarladığı mozaik panolar konutların cephelerine yerleştirilmiş, böylece modernist estetik anlayışın gündelik yaşam alanlarına taşınması sağlanmıştır. Soyut-geometrik eğilimlerden figüratif yorumlara uzanan geniş bir üslup çeşitliliği sergileyen çok sanatçılı bu program kapsamındaki üretimler içerisinde Anadolu’ya özgü geleneksel motiflerin yer aldığı kompozisyonlar (geyik, balık, boğa, kuş, güneş kursu, yıldız ve benzeri) belirgin biçimde öne çıkarak diğer çalışmalardan ayrılmaktadır.

        Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde biçimsel ve ikonografik analiz yaklaşımıyla hazırlanan bu bildiride, 4. Levent Mahallesi konutlarının cephe düzenlemesinde yer alan mozaiklerde görülen motiflerin biçimsel özellikleri, sembolik içerikleri ve geleneksel sanatlarla kurduğu ilişkinin modern mimari yüzeydeki yeniden yorumlanma biçimi ele alınmaktadır. Özellikle mimari çevreyle bütünleşen kalıcı kamusal sanat uygulamalarının, kentsel kimliğin oluşumuna, kolektif belleğin şekillenmesine ve toplumun ortak değerleri ile tarihsel birikimin görünür kılınmasına sağladığı katkı incelenmektedir. Çalışma, söz konusu mozaiklerde Anadolu’nun kültürel belleğine ait motiflerin modern sanat diliyle bütünleşme biçimlerini ortaya koymayı ve geleneksel görsel mirasın çağdaş kamusal mekânda varlığını sürdürme yöntemlerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

        | Constructed in Istanbul in the 1950s under the leadership of Emlak Kredi Bankası in response to Turkey’s rapidly increasing housing demand, the 4th Levent represents not only one of the early examples of modern urban planning in Turkey but also a significant instance of public art integrating architecture and the plastic arts. As part of the housing project, mosaics designed by artists such as Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Nurullah Berk, Sabri Berkel, Ercüment Kalmık and Ferruh Başağa were installed on the facades of the residential buildings, thereby extending modernist aesthetic principles into everyday living environments. Within this multi-artist program, which displays a wide range of stylistic diversity from abstract-geometric tendencies to figurative interpretations, compositions incorporating traditional Anatolian motifs (such as deer, fish, bull, bird, sun disk, star and similar forms) stand out distinctly from the other works.

        Prepared within the framework of qualitative research employing formal and iconographic analysis, this article examines the formal characteristics and symbolic meanings of the motifs observed in the facade mosaics of the 4th Levent housings, as well as the ways in which their relationship with traditional arts is reinterpreted on the surface of modern architecture. Particularly attention is given to the contribution of permanent public art practices integrated into the architectural environment to the formation of urban identity, the shaping of collective memory, and the visibility of shared social values and historical accumulation. The study aims to reveal the modes of integration of motifs belonging to Anatolia’s cultural memory into the language of modern art and to evaluate the methods through which traditional visual heritage sustains its presence within the contemporary public sphere.

      • 16:45
        Türkiye’nin Kültürel Diplomasi Faaliyetleri Kapsamında Anadolu Motiflerinin Rolüne Dair Bir Tartışma 15dk

        Türk dış politikası, yumuşak gücünün bir unsuru olarak kültürel diplomasi faaliyetlerini koordine etme ve kurumsallaştırma anlamında adımlar atmaktadır. Anadolu’nun köklü tarihi, medeniyetlerin beşiği olarak kendisine miras kalan kadim gelenekleri ve tüm bu öğelerin bir yansıması olan Anadolu motifleri hiç şüphesiz kültürel diplomasi faaliyetlerinde önemli bir konumlanmaya sahiptir. Başta T.C. Cumhurbaşkanlığı, T.C. Dışişleri Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonlarıyla yürütülen kültürel diplomasi çalışmalarının gelişmelerinde TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, Türk Hava Yolları, Anadolu Ajansı, TRT gibi kurumlar önemli potansiyele sahip gözükmektedirler. Anadolu kültür mirası ve günümüze yansımalarının etkili ve doğru yöntemlerle yabancılara aktarılması hususu devlet kurumlarıyla olduğu kadar sivil toplum örgütleri, sanatçılar, öğrenciler gibi toplumdaki farklı devlet dışı aktörler ile de gerçekleşmektedir. Bu kapsamda çalışma, ilgili kurumlar ve yürütülen mevcut kültürel diplomasi faaliyetleri kapsamında kullanılan Anadolu motiflerine örnekler sunulacaktır. Bununla birlikte bu motiflerin Türkiye’nin kültürel diplomasi faaliyetlerinde sistemli bir şekilde nasıl yer alabileceği hususunda bir tartışma yürütecektir.

    • 17:00 17:15
      Kahve Molası / Coffee Break 15dk
    • 17:15 18:30
      Bukağı (Salon C): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Pınar KASAPOĞLU Bukağı

      Bukağı

      • 17:15
        Hava, Su, Toprak, Ateş Motifleri: Geleneksel Ekolojik Bilgi Belleğinin Görsel Kodları 15dk

        Bu bildiri, dört temel element olan hava, su, toprak ve ateşin çeşitli kültürlerde motifleşme süreçlerini geleneksel ekolojik bilgi belleği bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda görsel ve yazılı literatür taraması yapılacak, elde edilen veriler sembolik antropoloji ve kültürel ekoloji kuramsal çerçevesinde tarihsel ve kültürel perspektiften yorumsamacı ve karşılaştırmacı yaklaşımlarla analiz edilecektir. Elementler, insanlık kültür ve tarihinde kozmolojiler ile mitolojilerin temelinde yer almalarının yanı sıra insanın doğayla girdiği etkileşimin görsel yansıması olma işlevini yerine getirmiştir. Bu görsel yansımanın izlerini, maddi kültür ürünleri olarak niteleyebileceğimiz halı, kilim, seramik, giyim-kuşam, takı, ritüel gereçleri gibi nesneler üzerinden sürebilmek mümkündür. İnsanlık, element motiflerini bu nesnelerin üzerine işleyerek çevreye dair deneyimini diğer bir ifadeyle geleneksel ekolojik bilgi belleğini görsel ve kültürel kodlara dönüştürmüştür. Aynı zamanda dört elementin ritüel gereçleri üzerinde motif olarak yer alması elementlerin ritüele dair kültürel pratikler açısından da önemine işaret etmektedir. Bu durum bize dört elementin biyo-fiziksel dünyanın oluşumunda olduğu kadar toplumların hem maddi kültür ürünlerinin oluşmasında hem de kültürel pratiklerinin şekillenmesinde etkili olduğunu göstermektedir. Hava, su, toprak ve ateş elementleri öncelikle bir doğa unsuru olarak kozmolojik anlamıyla birlikte motifleşmiş ve geleneksel ekolojik bilgi belleği işlevi üstlenmiştir. İnsanlığın havaya dair deneyimi ve gözlemi mevsim döngüsünü anlayabilmesini, su ve toprağa dair bilgisi tarımsal üretim yapabilmesi ile mekânsal aidiyetini kurabilmesini, ateş sayesinde de pişirme tekniklerini geliştirebilmesini sağlamıştır. Tüm bunlar bu dört elementin, insanlığın yaşamsal faaliyetini sürdürebilmesini sağlayan geleneksel ekolojik bilgi belleğinin temelini oluşturduğunu göstermektedir. Dahası insanlık kendisi için yaşamsal öneme sahip bu dört element etrafında pek çok inanç ve inanış meydana getirerek bunlara bereket, üreme, arınma ritüelleri odağında kutsiyet atfetmiştir. Dört elementin görsel forma dönüşmesinin örneklerine bakıldığında genellikle havanın spiral, bulut; suyun dalga, damla, yağmur; toprağın spiral, toprak ana, hayat ağacı; ateşin alev, yukarı bakan üçgen motiflerinde karşımıza çıktığı görülmektedir. Sonuç olarak, dört element motifinin kozmolojik, mitolojik anlamlarının yanı sıra kültürel süreklilik bağlamında geleneksel ekolojik bilgi belleğinin taşıyıcısı ve insanlığın doğayla girdiği etkileşimin görsel kodları olduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışma, geleneğin doğa üzerinden aktarılan bilgisinin kadim elementler ile görselleşmesinin farklı kültürlerdeki benzerlik/farklılıkları üzerine odaklanacak kültür merkezli bir araştırmadır.

      • 17:30
        Aydınlığın Habercisi: Türk-İslam Sanatında Horoz Motifinin Sembolik Katmanları 15dk

        Bu çalışmanın amacı, horoz motifinin Türkistan Türk inanç sistemlerinden başlayarak Türkistan ve Anadolu coğrafyasına uzanan süreçte Türk-İslam sanatı içerisindeki ikonografik sürekliliğini ve anlam dönüşümünü ortaya koymaktır. Horoz figürünün koruyuculuk, aydınlığın haberciliği, diriliş ve cesaret gibi sembolik katmanlarının sanat eserleri üzerinden değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
        Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; literatür taraması ve ikonografik analiz tekniği kullanılmıştır. Pazırık buluntularından başlayarak Selçuklu dönemine ait minyatür, dokuma, seramik ve benzeri sanatlara ait eserler incelenmiştir. Ayrıca tasavvufi metinler ve mitolojik anlatılar üzerinden motifin anlam katmanları değerlendirilmiş; sanat eserlerindeki görsel temsiller ile inanç sistemi arasındaki ilişki analiz edilmiştir.
        Elde edilen veriler, horoz motifinin İslamiyet öncesi Türk inanç sisteminde kötü ruhları uzaklaştıran, güneşin doğuşunu ve aydınlığı simgeleyen koruyucu bir unsur olduğunu göstermektedir. İslamiyet’in kabulüyle birlikte motif, yeni dini bağlam içerisinde yeniden yorumlanmış; tasavvuf geleneğinde nefis terbiyesi, yeniden doğuş ve manevi uyanış gibi kavramlarla ilişkilendirilmiştir. Türk sanatında minyatür, dokuma, seramik, ahşap gibi farklı sanat dallarında stilize edilerek kullanıldığı; kimi örneklerde hükümdarlık, barış ve kozmik düzen sembolü olarak da yorumlandığı tespit edilmiştir.
        Horoz motifi, Türk-İslam sanatında yalnızca dekoratif bir unsur değil; inanç, kozmoloji ve tasavvufi düşüncenin görsel dile aktarılmış çok katmanlı bir sembolüdür. Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan süreçte motifin temel anlamlarının korunarak yeni kültürel bağlamlarda yeniden yorumlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, Türk-İslam sanatında sembolik süreklilik ve kültürel sentezin somut bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

        Konuşmacılar: Semiha Aleyna ERGEZER (Antalya Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 17:45
        Çatalhöyük’ten Günümüze Yaşayan Anadolu Dokumalarındaki Motifler ve Semboller 15dk

        ÖZET
        Bu çalışma, Anadolu el sanatları ve özellikle dokuma geleneğinde yer alan motiflerin (yanışların) sembolik anlamlarını çözümlemeyi amaçlamaktadır. 1977 yılında bilinçli bir araştırma süreciyle başlatılan çalışmanın temel çıkış noktası, dokumaların taşıdığı “sessiz dili” anlamlandırmaktır. Çatalhöyük’ten günümüze uzanan kültürel süreklilik içerisinde, Anadolu coğrafyasında yaşayan sembolik anlatım biçimleri incelenmiş; keşfedilen, derlenen ve arşivlenen binlerce motif, Anadolu halk kültürünün yaşayan temsilcilerinden edinilen sözlü bilgiler doğrultusunda değerlendirilmiştir.
        Araştırma kapsamında motifler; doğum, yaşam ve ölüm temaları çerçevesinde sınıflandırılmıştır. İlk aşamada analog yöntemlerle gerçekleştirilen grafik çizimler, erken dönem dijital teknolojilerin imkânları kullanılarak vektörel formata dönüştürülmüş ve bu çalışmada söz konusu dijital çizimler esas alınmıştır.
        Anadolu’da simgesel anlatımlar için kullanılan Türkçe kökenli “yanış” ve “örge” kavramları, kültürel bağlamın korunması adına titizlikle kaydedilmiştir. Anadolu kadın dokumacıların sözlü aktarım geleneğine duyulan saygı gereği, yerel terminoloji esas alınmış; ancak çağdaş akademik dilde Fransızca kökenli “motif” teriminin yaygın kullanımı nedeniyle bu çalışmada “motif” kavramı tercih edilmiştir.
        Bu araştırma, Halk Bilimi (Budun Bilimi) alanına katkı sunmayı ve Anadolu dokuma kültüründe sembollerin tarihsel sürekliliğini ortaya koymayı hedeflemektedir.

        Anahtar Kelimeler: Anadolu dokumaları, motif, yanış, sembol, Çatalhöyük, eli belinde, koç boynuzu, bereket, hayat ağacı, nazarlık, muska

        Konuşmacılar: Mine Erbek (HBOGM)
      • 18:00
        Dicle ve Botan'ın Kesiştiği Sofralardaki Sembolizm: Siirt Çattepe Kazılarında Bulunan Mutfak Araç Gereçleri Üzerindeki Motiflerin Antropolojik Analizi/Symbolism at the Tables Where the Tigris and Botan Meet: Anthropological Analysis of Motifs on Kitchen Utensils from the Siirt Çattepe Excavations 15dk

        Bu bildiri, Siirt'te Dicle Nehri ile Botan Çayı'nın kesiştiği stratejik bir noktada yer alan ve Mezopotamya'nın önemli antik liman kentlerinden biri olan Çattepe Höyüğü kazılarında ortaya çıkarılan mutfak araç gereçlerinin sembolik dilini incelemektedir. Prehistorik Dönem' den Orta Çağ'a kadar izler taşıyan höyükte tespit edilen seramikler, sırlı ve sırsız pişmiş toprak kandiller, Habur boyalı kapları ve metal eşyalar, dönemin yalnızca yeme-içme pratiklerini değil, köklü kültürel belleğini de yansıtmaktadır. Araştırma kapsamında, Çattepe buluntuları üzerinde yer alan geometrik çizgiler, yivler ve kazıma motiflerin; nehirlerin sunduğu "bereket" ve kervanların uğrak noktası olmanın getirdiği "misafirperverlik" ritüelleriyle ilişkisi antropolojik bir perspektifle analiz edilmektedir. Toprağa ve metale işlenen bu kadim görsel dilin, toplumsal statü, inanç sistemleri ve sofra etrafındaki paylaşım ağlarını nasıl şekillendirdiği tartışılmaktadır. Çalışma, binlerce yıllık bu yöresel motiflerin ardındaki sosyo-kültürel anlamları deşifre ederken, asırlık sofra kültürümüze ait bu mirasın günümüz gastronomi ve deneyim tasarımında nasıl yaşatılabileceğine odaklanmaktadır. Gelenekten geleceğe taşınan bu motifler, yöresel mutfak kültürünün salt bir tüketim değil, derin bir iletişim aracı olduğunu ortaya koymaktadır. This paper examines the symbolic language of kitchenware unearthed during the excavations of Çattepe Mound, located at a strategic point where the Tigris River and Botan Stream intersect in Siirt, serving as one of the significant ancient port cities of Mesopotamia. Ceramics, glazed and unglazed terracotta lamps, Khabur painted vessels, and metal objects identified in the mound—bearing traces from the Prehistoric Period to the Middle Ages—reflect not only the dining practices of the era but also its deep-rooted cultural memory. Within the scope of this research, the relationship between the geometric lines, grooves, and incised motifs found on Çattepe artifacts and the rituals of "abundance" offered by the rivers, as well as the "hospitality" resulting from being a frequent stop for caravans, is analyzed through an anthropological perspective. The study discusses how this ancient visual language, inscribed on clay and metal, shaped social status, belief systems, and sharing networks around the table. While deciphering the socio-cultural meanings behind these millennia-old local motifs, the study focuses on how this heritage of our centuries-old culinary culture can be sustained in contemporary gastronomy and experience design. These motifs, carried from tradition to the future, demonstrate that local culinary culture is not merely a form of consumption, but a profound medium of communication.

      • 18:15
        Geleneksel Anadolu Motiflerini Dövme Sanatçısı Yeliz Dursun Eliyle Yeniden Keşfetmek 15dk

        Tarihin en eski dönemlerine kadar uzanan ve “ilk yazı” olarak kabul edilen “dövme”, çoğunlukla bedeni süsleme, sosyal statüyü belirleme, güç ve cesareti temsil etme ya da herhangi bir topluluğa bağlılık gösterme gibi amaçlarla yapılarak “sessiz iletişim”i sağlayan ve özellikle geçiş ritlerinin bir parçası olan, dünyanın birçok bölgesinde görülen “kültürel evrensel” bir gelenektir.
        Dövmeler ve kullanılan motifler, yapıldıkları coğrafya ve kültüre bağlı olarak farklı anlamlar taşır ve "kutsal olanla kurulan ilişkinin sembolü" olarak kabul edilir. Bu sebepten ötürü, özellikle Anadolu'da, bu motiflerin dövme sahibine güç, bolluk, refah, şans, mutluluk ve huzur getirdiğine; ayrıca şifa verici özelliklere sahip olduklarına ve nazardan koruduklarına da inanılmaktadır.
        Günümüzde “dövme sanatçılığı” özellikle sosyal medya üzerinde daha çok erkek egemen bir iş alanı olarak da görülmekte ve kadın dövme sanatçıları görece daha az sayıdadır. Bu örnekler arasında bir kadın dövme sanatçısı yaptığı özgün tasarımlarla ve kendine has özgün tarzıyla ön plana çıkmaktadır. Yeliz Dursun, Anadolu kadınlarının duygu ve düşüncelerini kilim tezgâhlarında dokudukları kilimlerdeki motifler aracılığıyla aktardıkları ve somutlaştırdıkları gibi, insanların bedenlerine bu motifleri işlemektedir. Bu geleneksel motifler aracılığıyla ölene kadar o kişinin bedenine “ona kim olduğunu hatırlatan, özüyle ilgili olanı dışarı çıkaran, geçmişten geleni ona yeniden aktaracak olan” bir “mühür” vurmaktadır.
        Bu bildiride, kendisiyle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler sonunda dövme sanatçısı Yeliz Dursun’un, bu mesleği öğrenme ve uygulama süreci, kendi köklerine yaptığı yolculuk ve dövmelerinde kullandığı geleneksel Anadolu motifleri, bu motiflerin anlamları ve yaptığı dövmelerin danışanları tarafından dile getirilen “hikâyeleri” etnografinin “hayat hikâyesi” tekniği kullanılarak aktarılmaktadır.

    • 17:15 18:30
      Eli Belinde (Salon D): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Melike KAPLAN Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 17:15
        Nizami Muradoğlunun Şiirlerinde Ana Motifi 15dk

        Nizami Muradoğlu’nun Şiirlerinde Ana Motifi
        Arş. Gör. Qumral Mirzayeva
        Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Edebiyat Enstitüsü
        ORCID: 0009-0006-7304-1817
        qumralnergiz@gmail.com
        Özet

        Bu bildiri, çağdaş Azerbaycan şiirinin önemli temsilcilerinden Nizami Muradoğlu’nun şiirlerinde öne çıkan ana motifini tematik ve sembolik boyutlarıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Muradoğlu’nun şiirlerinde “ana”, yalnızca biyolojik bir varlık ya da bireysel bir sevgi nesnesi olarak değil; kutsallık, koruyuculuk, merhamet ve metafizik bir sığınak olarak kurgulanmaktadır. Şairin özellikle anneye hitapla kurduğu lirizm, bireysel hafızayla kolektif kültürel belleğin kesişim noktasını oluşturur.
        İncelenen şiirlerde ana figürü, çocuğun dünyaya gelişinden ölüm sonrasına uzanan bir çizgide yer almakta; doğum, dua, koruma, ayrılık ve yas gibi geçiş hâlleriyle birlikte sunulmaktadır. Annenin evladını nazardan, şeytandan, zalimden ve kötülükten korumaya yönelik duaları; halk inançlarıyla iç içe geçmiş geleneksel ritüelleri hatırlatmakta ve ana figürünü folklorik bir taşıyıcıya dönüştürmektedir. Bu bağlamda ana, hem dünyevi hem de uhrevî bir varlık olarak konumlandırılır. Muradoğlu’nun şiirlerinde annenin yokluğu ise derin bir boşluk, sessizlik ve anlam kaybı üzerinden ifade edilir. Mezar taşı, gözyaşı, suskun ev ve yarım kalan bakışlar gibi imgeler, annenin ölümünü yalnızca bireysel bir kayıp değil, varoluşsal bir kırılma olarak sunar. Şair, annesizliği ontolojik bir eksiklik olarak ele alırken, ana figürünü insanın Tanrı’ya en yakın hâli olarak idealize eder.
        Sonuç olarak Nizami Muradoğlu’nun şiirlerinde ana motifi; bireysel duyarlılıkla halk kültürü, inanç sistemi ve metafizik düşüncenin birleştiği merkezi bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönüyle Muradoğlu’nun şiiri, çağdaş Azerbaycan edebiyatında ana imgesinin hem geleneksel hem de modern yorumuna önemli bir katkı sunmaktadır.
        Anahtar kelimeler: Azerbaycan, Nizami Muradoğlu, şiir, ana, motif.
        The Motif of the Mother in the Poetry of Nizami Muradoğlu
        Abstract
        This article aims to examine the central motif that emerges prominently in the poetry of Nizami Muradoğlu, one of the significant representatives of contemporary Azerbaijani poetry, through its thematic and symbolic dimensions. In Muradoğlu’s poetry, the figure of the “mother” is constructed not merely as a biological entity or an object of individual affection, but as a symbol of sanctity, protection, compassion, and a metaphysical refuge. The lyricism the poet establishes, particularly through direct address to the mother, constitutes a point of intersection between individual memory and collective cultural memory.
        In the poems under examination, the figure of the mother is situated along a continuum that extends from the child’s entrance into the world to the afterlife, and is presented together with transitional states such as birth, prayer, protection, separation, and mourning. The mother’s prayers intended to shield her child from the evil eye, the devil, tyranny, and malevolence evoke traditional rituals intertwined with folk beliefs, thereby transforming the maternal figure into a folkloric bearer of cultural meaning. In this context, the mother is positioned as both a worldly and an otherworldly being. In Muradoğlu’s poetry, the absence of the mother is articulated through a profound sense of emptiness, silence, and loss of meaning. Images such as the gravestone, tears, the silent house, and unfinished gazes present the mother’s death not merely as an individual loss, but as an existential rupture. While the poet approaches motherlessness as an ontological deficiency, he idealizes the maternal figure as the state in which the human being is closest to God.
        In conclusion, the motif of the mother in Nizami Muradoğlu’s poetry emerges as a central element where individual sensitivity converges with folk culture, belief systems, and metaphysical thought. In this respect, Muradoğlu’s poetry makes a significant contribution to both the traditional and modern interpretations of the maternal image in contemporary Azerbaijani literature.
        Keywords: Azerbaijan, Nizami Muradoğlu, poetry, mother, motif.

      • 17:30
        Folklorda ve Aşık Şiirinde İnsan ve Doğa Arasında Ritüel İletişim / The Ritual Communication Between Human and Nature in Folklore and Ashug Poetry 15dk

        Dünya halklarının mitolojik düşüncesinde doğa, her zaman insanın ilk sığınma yeri ve koruyucusu işlevini üstlenmiştir. İlkel dinlerin ortaya çıkışından önce insanlar, doğanın yaratıcı gücüne inanmış ve çeşitli doğa kuvvetlerine tapınmışlardır. Örneğin, Türk halklarına ait Altay kahramanlık destanlarında yaratılışın ilk kaynağı olarak “hayat ağacı”ndan söz edilir. Üç bölümden oluşan bu “hayat ağacı”, mitolojik düşüncede üç dünya modeline — üst, orta ve alt dünya — uygun olarak yaratılışın başlangıcı sayılmıştır. Bu model, Kitab-ı Dede Korkut’un ilk boyunda “üç çadır” biçiminde simgeleştirilmiştir. Mitolojik düşüncede dağlar ve dağ kültü, ataların ruhu olarak kabül edilmiştir.
        Makale insan-doğa arasındaki karşılıklı ilişkiyi mitolojik ve psikolojik açıdan incelemektedir. Araştırma sonucunda, en eski mitolojik metinlerde insan ile doğanın karşılıklı etkileşim içinde tasvir edildiği ve çeşitli ritüeller aracılığıyla iletişimsel ve mistik bir bağ kurulduğu ortaya konulmuştur. İnsan her zaman kendisini doğanın ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür. Çalışmada ayrıca, edebî örneklerde doğa tasvirlerinin insanların ve karakterlerin psikolojik durumu ile karşılıklı ilişkisi de analiz edilmektedir. Bununla birlikte, performatif bir iletişim eylemi olarak “yemin”lerden (and içme ritüellerinden) de söz edilmektedir.
        Makale, insan ile doğa arasındaki psikolojik bağın daha çok âşık edebiyatı örnekleri üzerinden incelenmesine yönelmiştir. Bilindiği üzere, âşık edebiyatı en eski mitolojik inanç ve görüşleri bünyesinde barındırmaktadır. Farklı dönemlerde yaşamış âşıkların eserlerinde doğaya yönelik yaklaşım, arkaik düşüncede doğanın koruyucu, himaye edici ve hami bir işlev üstlendiğini açıkça göstermektedir. Ayrıca makalede Türk kahramanlık destanlarında insan-doğa ilişkilerine de değinilmektedir. “Aşık Garip”, “Köroğlu”, “Kitab-ı Dede Korkut”, “Maaday Kara” ve “Alıp Manaş” destanlarında insan ile doğa arasındaki ilişkiler, ritüel bağlamında analiz edilmiştir.
        Arkaik düşünce ve bilinçaltında insan, daima kendisini doğanın ayrılmaz bir parçası olarak kabül etmiş; doğanın kucağında psikolojik ve manevi huzur bulmuştur. Çünkü insan, doğanın içinde kendi ruhunun sesini dinler ve onunla bütünleşir. Bu bağlamda, edebî eserlerde doğa unsurları, insanın manevi karakterinin ve psikolojik durumunun daha iyi anlaşılmasında istisnai bir öneme sahiptir.

      • 17:45
        Yörük Motiflerinin Uzay Yolculuğu: Kültürel Bellek, Temsil ve Sürdürülebilirlik 15dk

        Bu çalışma, Yörük kültürüne ait geleneksel nesnelerin ve motiflerin temsil ve sürdürülebilirlik bağlamında yeniden anlamlandırılmasını, Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında Alper Gezeravcı tarafından uzaya götürülen Yörük kültürüne ait nesneler üzerinden ele almaktadır. Mersin Üniversitesi Yörük Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yürütülen bu süreç, Yörük kimliğinin görünürlüğünü artırmayı, kültürel belleğin sürekliliğini sağlamayı ve geleneksel motiflerin evrensel ölçekte temsilini amaçlamaktadır.
        Çalışmanın çıkış noktası, Türkiye’nin ilk astronotu Sayın Alper Gezeravcı’nın Yörük kimliğini vurgulayarak uzaya Yörük kültürüne ait nesneler götürme isteğini kamuoyu ile paylaşmasıdır. Bu doğrultuda, Yörük kültürünü en iyi şekilde temsil edebilecek motif ve nesnelerin belirlenmesi amacıyla kapsamlı bir değerlendirme süreci yürütülmüştür. Teknik sınırlamalar göz önünde bulundurularak tahta kaşık, bakraç, mekik, heybe, eğirtmeç ve çaltı ağacından yapılan nazarlıklar gibi çeşitli nesneler incelenmiş; sembolik değerleri, temsil gücü ve fiziksel uygunlukları açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda “eğirtmeç” ile “kurt başı” ve “koçboynuzu” motifli çaltıdan yapılmış nazarlıklar seçilmiştir.
        Kurt ve koçboynuzu motifleri, Türk kültüründe cesaret, güç, süreklilik ve koruyuculuk gibi anlam katmanları taşımaktadır. Yörük kimliğinin görünürlüğüne katkı sağlayan bu sürecin anlatıldığı bu çalışmada, nazardan korunma inancının ve kültürel hafızanın somut bir ifadesi olarak çaltı ağacından yapılan “koçboynuzu” ve “kurtbaşı” nazarlıklardaki motiflerin sembolik anlamları kültürel bellek bağlamında değerlendirilmiştir. Geleneksel olarak çaltı ağacından yapılan ve nazardan korunma amacıyla kullanılan bu nazarlıklar (amulet), Yörüklerin doğayla olan kadim bağını ve inanç sistemini yansıtan somut birer göstergedir. Bu motifler, dağ köylerinde Yörük kültürünü bizzat yaşayan ustalar tarafından, geleneğin içinden gelen bir üretim süreciyle ve el işçiliğiyle hazırlanmıştır. Bildiride, bu motiflerin sadece estetik birer figür değil, aynı zamanda kolektif bellek ve aidiyet duygusunun birer parçası olduğu vurgulanmaktadır.
        Sonuç olarak bu çalışma, geleneksel motiflerin somut olmayan kültürel miras unsurlarının güçlü bir kültürel temsil aracı olarak işlev görebileceğini ortaya koymaktadır. Yörük motiflerinin uzay bağlamında temsil edilmesi, somut olmayan kültürel mirasın korunması, yaygınlaştırılması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından önemli bir örnek teşkil etmektedir.
        Anahtar Kelimeler: Yörük kültürü, Alper Gezeravcı, somut olmayan kültürel miras, kültürel bellek, kültürel temsil, kültürel sürdürülebilirlik

      • 18:00
        Şifanın Sembolü “Yılan”, Ejderha ve Şahmaran: Kültürlerarası Bir Karşılaştırma 15dk

        Farklı kültürlere ait yılan, ejderha ve şahmaran sembolü ve anlamları üzerine karşılaştırmalı bir çalışma.

      • 18:15
        İslam Maden Sanatında “İnsan Başlı Yazılar” üzerine bir inceleme -Wade Kupası Örneği-A Study on "Animated Inscriptions" in Islamic Metal Arts: The Sample of the Wade Cup 15dk

        Öz (Türkçe)
        İslam sanatlarının en önde gelenlerinden biri olan Hüsn-i Hat, kitap sanatlarının sınırlarını aşarak mimariden madene, ahşaptan cama kadar pek çok farklı malzemede yerini almıştır. İslam Maden Sanatındaki yeri ise İslam Devleti'nin kuruluş dönemindeki ilk sikkelerden başlayıp daha sonra tas, ibrik, kâse ve şamdan gibi madenî objelere yayılmıştır.
        Bu bidiride, Orta Çağ İslam maden sanatının en nadide eserlerinden biri olan “Wade Kupası” tezyini unsur olarak hat sanatı bakımından incelenmiştir. Günümüzde Cleveland Sanat Müzesi’nde sergilenen bu pirinç kupa, 12. yüzyıl sonu veya 13. yüzyıl başında Kuzey İran’ın Horasan bölgesinde üretilmiştir. Moğol istilasıyla birlikte Horasanlı ustaların batıya göç etmesi, "Canlı Yazılar " gibi bu ekolün ayırt edici sırlarıyla beraber Musul ve ardından Memlük sanatına taşınmasına sebep olmuştur.
        Kupanın süslemesinin en dikkat çekici noktası, gövdesinin kenarında insan figürleri, hayvanlar ve kuşlardan oluşan harflerle işlenmiş olmasıdır. “Canlı” veya "İnsan Başlı” yazılar olarak adlandırılan bu üslupta, kullanılan hatların dikey uzantıları detaylı insan yüzleriyle sonlanmaktadır. Harf gövdeleri ise hareketli figürlere dönüşmektedir.
        Sarı pirinç üzerine gümüş kakma tekniğiyle işlenen bu kupada yer alan tasvirler, Orta Çağ İslam medeniyetinin astronomi ve astrolojiye olan ilgisini yansıtan 12 burcu tasvirleridir. Kaide ve çanak kısmında yer alan yazıların metinlerinde ise kupa sahibine yönelik "İzzet, İkbal ve Beka" gibi geleneksel iyi dileklerden oluşsa dualar yer ahmaktadır.

        Çalışmada, kupanın tezyinatında, İslam estetiğine göre soyut harfler ile figüratif tasviri nasıl birleştirdiği incelenirken, kullanılan hat çeşitleri, metin ve anlamları, harf-figür ilişkisi, motif ve sembolleri de tespit edilmiştir.
        “Canlı Yazı” üslubuyla tezyin edilmiş olmaları nedeniyle, “Wade Kupası” ile mukayese etmek amacıyla, Aynı ekole ait, British Museum 1848,0805.2 envanter numaralı ibrik ve Hermitage Museum’deki “Bobrinski Kovası” adlı eserlere çalışmada yer verilmiştir.

        (abstract): Islamic Calligraphy, one of the most prominent Islamic arts, has transcended the boundaries of book arts to find its place in diverse materials ranging from architecture to metalwork, and wood to glass. Its significance in Islamic metalwork began with the earliest coinage of the founding period of the Islamic State and subsequently expanded to metallic objects such as bowls, ewers, basins, and candlesticks.

        In this paper, the "Wade Cup," one of the most exquisite artifacts of medieval Islamic metalware, is examined in terms of calligraphy as a decorative element. Currently exhibited at the Cleveland Museum of Art, this brass cup was produced in the Khorasan region of Northern Iran in the late 12th or early 13th century. Following the Mongol invasion, the westward migration of Khorasani craftsmen led to the transmission of this school's distinctive secrets—such as "Animated Scripts"—to Mosul and subsequently to Mamluk art.

        The most striking aspect of the cup's ornamentation is the execution of letters composed of human figures, animals, and birds along the rim of its body. In this style, referred to as "Animated" or "Anthropomorphic" scripts, the vertical extensions of the calligraphy terminate in detailed human faces, while the bodies of the letters transform into kinetic figures.

        The depictions on this cup, crafted using the silver inlay technique on yellow brass, portray the twelve zodiac signs, reflecting the medieval Islamic civilization's interest in astronomy and astrology. The inscriptions on the base and the bowl consist of traditional benedictions and prayers for the owner, such as "Glory, Prosperity, and Longevity" (Izz, Iqbal, and Baqa).

        This study analyzes how the cup’s decoration integrates abstract lettering with figurative representation according to Islamic aesthetics, while also identifying the calligraphic styles, texts and their meanings, the letter-figure relationship, and the motifs and symbols employed. To provide a comparative analysis of the "Animated Script" style, the study also includes the ewer from the British Museum (inventory no. 1848,0805.2) and the "Bobrinski Bucket" in the Hermitage Museum, both belonging to the same artistic school.

    • 17:15 18:30
      Hayat Ağacı (Salon A): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Deniz KAPLAN Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 17:15
        Erzurum Taş Tezyinatında Ejder Motifi: Orta Asya’dan Anadolu’ya İkonografik ve Sembolik Süreklilik 15dk

        Özet

        Bu çalışma, Erzurum’daki Anadolu Selçuklu ve İlhanlı dönemi taş mimarisinde yer alan ejder motiflerini ikonografik ve sembolik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Türk mi-tolojisinde “evren” ya da “büke” olarak adlandırılan ejder figürü; güç, koruyuculuk, bereket ve kozmik düzen kavramlarıyla ilişkilendirilen çok katmanlı bir semboldür. Orta Asya inanç ve sanat geleneğinde şekillenen bu figür, Anadolu’ya taşınarak yeni bir estetik ve anlam boyutu kazanmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde ikonografik analiz yaklaşımına dayanmaktadır. İnceleme özellikle Erzurum’daki Çifte Minareli Medrese ve Yakutiye Medresesi portallerindeki tasvirler üzerinden yürütül-müştür. Figürlerin kompozisyon içindeki konumu, gövde kıvrımları, düğümlü yapı özel-likleri, stilizasyon derecesi ve bitkisel bezemelerle ilişkisi değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda ejder motifinin yalnızca dekoratif bir unsur olmadığı; mimari mekânı koruma, kozmik dengeyi temsil etme ve siyasi otoriteyi sembolize etme işlevleri üs-tlendiği tespit edilmiştir. Erzurum örnekleri, Anadolu’daki diğer Selçuklu merkezleriyle karşılaştırıldığında İlhanlı etkisinin daha belirgin olduğu ve figürlerin daha yoğun süsleme programı içinde ele alındığı görülmektedir. Bu durum bölgesel üslup farklılaşmasını ortaya koymakta ve Erzurum’un Doğu Anadolu’daki sanat üretiminde özgün bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Çalışma, ejder motifinin Anadolu taş süsleme sanatındaki sürekliliğini ve dönüşümünü bölgesel bağlamda ele alarak litera-türe katkı sunmayı hedeflemektedir.
        Anahtar Kelimeler: Erzurum, ejder motifi, Selçuklu sanatı, İlhanlı sanatı, ikonografi, taş süsleme.
        THE DRAGON MOTIF IN THE STONE ORNAMENTATION OF ERZURUM:
        ICONOGRAPHIC AND SYMBOLIC CONTINUITY FROM CENTRAL ASIA TO ANATOLIA

        Filiz Yılmaz, Erzurum Maturation Institute, filizakdgn14@gmail.com

        Abstract

        This study examines the dragon motifs found in the stone architecture of the Anatolian Seljuk and Ilkhanid periods in Erzurum through an iconographic and symbolic frame-work. Known as 'evren' or 'büke' in Turkic mythology, the dragon represents a multi-layered symbol associated with power, protection, fertility, and cosmic order. Originat-ing in the belief systems and artistic traditions of Central Asia, the motif was transmit-ted to Anatolia, where it acquired new aesthetic and semantic dimensions. The research is based on qualitative methodology and adopts an iconographic analysis approach. The examination focuses particularly on the portal decorations of the Çifte Minareli Me-drese and the Yakutiye Medresesi in Erzurum. The spatial positioning of the figures, body curvature, knotted compositions, degree of stylization, and integration with vege-tal ornamentation were systematically analyzed. The findings indicate that the dragon motif functioned not merely as a decorative element but also as a symbolic device rep-resenting architectural protection, cosmic balance, and political authority. Compared to other Seljuk centers in Anatolia, the Erzurum examples reveal a more pronounced Ilkhanid influence and a denser ornamental program. This stylistic tendency highlights regional differentiation and demonstrates Erzurum’s distinctive role in the artistic pro-duction of Eastern Anatolia. The study contributes to the literature by addressing the continuity and transformation of the dragon motif within Anatolian stone ornamentation from a regional perspective.

        Keywords: Erzurum, dragon motif, Seljuk art, Ilkhanid art, iconography, stone orna-mentation

      • 17:30
        Osmanlı’da Neo Gotik Ferforje Tasarımları (Neo-Gothic Wrought Iron Designs in the Ottoman Empire) 15dk

        Demir, mimarlık tarihinde binlerce yıldır yapısal ve tamamlayıcı bir eleman olarak varlık göstermiştir. Ancak 19. yüzyıl Sanayi Devrimi ile birlikte gelişen üretim teknolojileri ve döküm teknikleri, demirin mimarideki rolünü kökten değiştirmiştir. Bu dönemde dövme demir (ferforje), sadece bir güvenlik unsuru olmaktan çıkıp, yapının estetik kimliğini belirleyen sanatsal bir ifade aracına dönüşmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi de bu küresel dönüşümden ve modernleşmeden doğrudan etkilenmiştir.
        Bu çalışma, 19. yüzyılda Avrupa’da popülerleşen Neo Gotik stilin, Osmanlı mimarisindeki ferforje tasarımlarına yansımalarını ele almaktadır. Araştırmanın temel hipotezi, bu üsluba ait karmaşık geometrik formların, sivri kemerlerin ve bitkisel bezemelerin ağırlıklı olarak başkent İstanbul’daki yapılarda yoğunlaştığı yönündedir. Sanayi Devrimi'nin getirdiği yeni malzeme ve formların başkentte hızlıca kabul görmesine karşın; taşradaki üretimlerde bu eğilimin izlerine daha az rastlanmaktadır. Bu durum, taşradaki yerel zanaatkârların geleneksel üretim alışkanlıklarını sürdürmeleri ve bu yeni, talepkar stile karşı mesafeli duruşları ile ilişkilendirilmektedir. Mimari anlamda taşrada da çok sayıda Neo Gotik esere rastlanılabiliyorken, bu stildeki ferforje işçiliklerinin kısıtlılığı bize taşın yerel, demirin ise endüstriyel malzemeler olduklarını göstermektedir.
        Araştırma kapsamında, İstanbul’da bulunan sivil konutlar, saray yapıları, kiliseler, mezar anıtları ve karakol binaları gibi çok çeşitli fonksiyonlara sahip yapılardan örnekler seçilmiştir. Bu nitelikli örnekler yerinde incelenerek fotoğraflarla belgelenmiş ve Neo-Gotik detayların envanterini oluşturmak amacıyla iki boyutlu çizimleri hazırlanmıştır. Bu bildiri, hazırlanan çizimler ve görsel analizler ışığında, Osmanlı'nın son dönem ferforje işçiliğindeki Neo-Gotik etkiyi belgelemeyi, tasarımlardaki motifleri ve mimarideki endüstriyel etkileri seri üretim ve zanaatkârlık üzerinden tartışmayı amaçlamaktadır.

        Iron has served as both a structural and complementary component in architectural history for millennia. However, the production technologies and casting techniques that emerged with the Industrial Revolution in the 19th century, fundamentally reshaped its architectural role. During this period, wrought iron evolved from being merely a security feature into an artistic medium of expression that defined the aesthetic identity of a building. The late Ottoman Empire was also directly influenced by this global transformation and modernization.
        This study focuses on the reflections of the Neo-Gothic style, which gained popularity in Europe during the 19th century, on wrought iron designs within Ottoman architecture. The central hypothesis is that the complex geometric patterns, pointed arches, and vegetal ornamentation characteristics of this style were predominantly concentrated in the architectural production of the imperial capital, Istanbul. While the new materials and forms introduced by the Industrial Revolution were swiftly adopted in the capital, traces of this trend are less frequently encountered in provincial productions. This situation is attributed to the fact that local artisans in the provinces maintained their traditional production habits and held a distant stance toward this new, demanding style. Although numerous Neo-Gothic architectural works can be found in the provinces, the scarcity of wrought iron craftsmanship in this style indicates that stone was a local material, whereas iron was an industrial one.
        Within the scope of this research, various examples were selected from a range of structures in Istanbul, including civil residences, palaces, churches, grave monuments, and police stations. These distinguished examples were examined onsite, documented through photography, and rendered into two-dimensional drawings in order to create an inventory of their Neo-Gothic details. Based on these drawings and visual analyses, this study aims to document the Neo-Gothic influence on late Ottoman wrought iron craftsmanship, and to discuss its design motifs and industrial implications on architecture through the lenses of mass production and artisanship.

      • 17:45
        Erzurum’da Koç Heykelli Mezar Taşları ve Koç Başı Kabartmalarının İkonografik Analizi: Orta Asya’dan Anadolu’ya Sembolik Süreklilik 15dk

        Özet

        Bu çalışma, Erzurum ilinde bulunan koç heykelli mezar taşları ile koç başı kabartmalarını ikonografik çözümleme yöntemi çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Türk kültür tarihinde güç, yiğitlik, koruyuculuk ve süreklilik sembolü olarak önemli bir yere sahip olan koç figürü, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan kültürel aktarımın güçlü görsel göstergelerinden biridir. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaşan koç heykelli mezar taşı geleneği, tarihsel süreklilik ve kimlik temsili açısından dikkat çekmektedir.
        Araştırma kapsamında Erzurum merkez ve çeşitli ilçelerde tespit edilen örnekler; boynuz formu, figürün stilizasyon derecesi, mezar üzerindeki konumlandırılması ve mimari bağlamı dikkate alınarak analiz edilmiştir. Çalışmada Erwin Panofsky’nin üç aşamalı ikonografik yöntemi temel alınmış; figürler ön ikonografik betimleme, ikonografik çözümleme ve ikonolojik yorum aşamalarında değerlendirilmiştir.Elde edilen bulgular, koç figürünün yalnızca dekoratif bir unsur olmadığını; kimlik temsili, toplumsal statü göstergesi ve sembolik koruyuculuk işlevi taşıdığını ortaya koymaktadır. Özellikle spiral boynuz formunun güç ve süreklilik sembolizmini vurguladığı; figürün mezarın baş kısmında konumlandırılmasının ise koruyucu anlam yüklediği tespit edilmiştir. Erzurum
        örnekleri, stilizasyon düzeyi bakımından bölgesel bir sadeleşme eğilimi göstermekte ve sembolik vurgu çoğunlukla boynuz formu üzerinden yoğunlaşmaktadır.Çalışma, Erzurum örneklerini sistematik ikonografik analiz yöntemiyle ele alması ve bölgesel sembolik sürekliliği değerlendirmesi bakımından literatüre katkı sunmayı hedeflemektedir.

        Anahtar Kelimeler: Erzurum, koç heykelli mezar taşı, ikonografi, hayvan sembolizmi, kültürel süreklilik.

        ICONOGRAPHIC ANALYSIS OF RAM-SHAPED TOMBSTONES AND RAM HEAD RELIEFS IN ERZURUM:
        SYMBOLIC CONTINUITY FROM CENTRAL ASIA TO ANATOLIA

        Eda Erişmiş, Erzurum Maturation Institute, edaerismis@gmail.com

        Abstract

        This study examines ram-shaped tombstones and ram head reliefs located in Erzurum province within the framework of iconographic analysis. In Turkish cultural history, the ram symbolizes power, bravery, protection, and continuity, representing a strong visual indicator of cultural transmission from Central Asia to Anatolia. The tradition of ram-shaped tombstones, particularly concentrated in Eastern Anatolia, attracts attention in terms of historical continuity and identity representation. The research analyzes examples identified in the city center of Erzurum and several districts, focusing on horn morphology, degree of stylization, spatial positioning on tomb structures, and architectural context. The study adopts Erwin Panofsky’s three-stage iconographic method, evaluating the figures through pre-iconographical description, iconographical analysis, and iconological interpretation. Findings reveal that the ram figure functions not merely as a decorative element but as a representation of social identity, symbolic authority, and protective meaning. The exaggerated spiral horn form emphasizes symbolism related to power and continuity, while the placement of the sculpture at the head of the grave suggests a protective function. Erzurum specimens display a regional tendency toward stylistic simplification, where symbolic emphasis is primarily concentrated on horn form rather than ornamental density. By offering a systematic regional iconographic evaluation of Erzurum examples, this study aims to contribute to the literature through a methodological and symbolic interpretation of the ram figure as a multi-layered cultural signifier within Anatolian funerary traditions.

        Keywords: Erzurum, ram-shaped tombstone, iconography, animal symbolism, cultural continuity.

      • 18:00
        Adana Ulu Cami Çinilerinin Teknik, Estetik ve Koruma Bağlamında İncelenmesi 15dk

        Bu çalışma, Adana Ulu Cami çinilerini tarihî, teknik, estetik ve koruma bağlamında bütüncül bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. 16. yüzyılda Ramazanoğulları Beyliği döneminde inşa edilen yapı, Memlük etkileri ile erken Osmanlı estetik anlayışının sentezini yansıtan önemli bir taşra örneğidir. Araştırma, devam eden yüksek lisans tezinin saha verilerine dayanmaktadır. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde yerinde gözlem, yüksek çözünürlüklü görsel belgeleme, tipolojik ve stilistik analiz ile bozulma haritalaması gerçekleştirilmiştir. Bulgular, çinilerin beyaz hamurlu yapıda ve sır altı tekniği ile üretildiğini; renk paletinde kobalt mavi, lacivert ve firuze tonlarının hâkim olduğunu ortaya koymaktadır. Mercan kırmızısının bulunmaması ve kompozisyonların görece sade düzeni, üretimin merkezî İznik atölyelerinden ziyade taşra karakteri taşıdığını düşündürmektedir. Motif repertuarında rumi ve hatai formlarının stilize yorumları dikkat çekmekte, bordür ve pano düzenlemelerinde geometrik çerçeveleme ile kompozisyon bütünlüğü sağlanmaktadır. Alan incelemelerinde mekanik kırılmalar, sır kayıpları, tuz kristallenmesi, biyolojik kolonizasyon, renk solması ve çimento esaslı uyumsuz restorasyon müdahaleleri tespit edilmiştir. Bozulma süreçlerinin özellikle nem, mikro iklim koşulları ve geçmiş bilinçsiz müdahalelerle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Elde edilen veriler, çinilerin korunmasında özgünlük, minimum müdahale ve ayırt edilebilirlik ilkelerinin esas alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, Osmanlı taşra çini üretiminin teknik ve estetik özelliklerinin belgelenmesine katkı sağlarken, kültürel mirasın sürdürülebilir korunmasına yönelik öneriler sunmaktadır. (300 kelime)

      • 18:15
        Erzurum’da Selçuklu ve İlhanlı Mimarisinde Aslan Motifi 15dk

        Özet

        Bu çalışma, Erzurum’da Selçuklu ve İlhanlı dönemine ait mimari yapılarda yer alan aslan motiflerini tarihsel, biçimsel ve sembolik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Türk-İslam sanatında güç, hâkimiyet ve koruyuculuk sembolü olarak önemli bir yere sahip olan aslan figürü, Anadolu Selçuklu mimarisinde figüratif taş süsleme programının dikkat çekici unsurlarından biridir. Araştırma nitel yöntem çerçevesinde yürütülmüş olup ikonografik çözümleme tekniği kullanılmıştır. Erzurum’daki Selçuklu ve İlhanlı dönemine ait anıtsal yapılar, özellikle taçkapı ve cephe yüzeylerinde yer alan aslan figürleri bağlamında analiz edilmiştir. İnceleme kapsamında figürlerin duruş pozisyonu, anatomik stilizasyonu, kompozisyon içindeki konumu ve diğer sembollerle ilişkisi değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda Selçuklu dönemine ait örneklerde aslan figürlerinin hacimli ve dinamik bir üslupla işlendiği; İlhanlı döneminde ise daha stilize ve çizgisel bir anlatımın benimsendiği tespit edilmiştir. Ancak biçimsel değişime rağmen figürün mimari program içindeki konumunun korunduğu ve sembolik sürekliliğin devam ettiği görülmüştür. Bu bulgular, aslan motifinin Erzurum’daki taş süsleme geleneğinde yalnızca estetik bir unsur olmadığını; siyasi otorite, güç ve koruyuculuk kavramlarını temsil eden bilinçli bir ikonografik tercih olduğunu göstermektedir.

        Anahtar Kelimeler: Erzurum, aslan motifi, Selçuklu sanatı, İlhanlı dönemi, figüratif taş süsleme, ikonografi. 

        SYMBOLIC CONTINUITY FROM CENTRAL ASIA TO ANATOLIA

        Handan Türker, Erzurum Maturation Institute, handanturker0571@gmail.com
        Abstract

        This study examines ram-shaped tombstones and ram head reliefs located in Erzurum province within the framework of iconographic analysis. In Turkish cultural history, the ram symbolizes power, bravery, protection, and continuity, representing a strong visual indicator of cultural transmission from Central Asia to Anatolia. The tradition of ram-shaped tombstones, particularly concentrated in Eastern Anatolia, attracts attention in terms of historical continuity and identity representation. The research analyzes examples identified in the city center of Erzurum and several districts, focusing on horn morphology, degree of stylization, spatial positioning on tomb structures, and architectural context. The study adopts Erwin Panofsky’s three-stage iconographic method, evaluating the figures through pre-iconographical description, iconographical analysis, and iconological interpretation. Findings reveal that the ram figure functions not merely as a decorative element but as a representation of social identity, symbolic authority, and protective meaning. The exaggerated spiral horn form emphasizes symbolism related to power and continuity, while the placement of the sculpture at the head of the grave suggests a protective function. Erzurum specimens display a regional tendency toward stylistic simplification, where symbolic emphasis is primarily concentrated on horn form rather than ornamental density. By offering a systematic regional iconographic evaluation of Erzurum examples, this study aims to contribute to the literature through a methodological and symbolic interpretation of the ram figure as a multi-layered cultural signifier within Anatolian funerary traditions.
        Keywords: Erzurum, ram-shaped tombstone, iconography, animal symbolism, cultural continuity.

    • 17:15 18:30
      Pıtrak (Salon B): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Sema Çetin BAYCANLAR Pıtrak

      Pıtrak

      • 17:15
        Samsun Ahşap Camilerinde Lale Motifinin Kültürel Bellek ve Tasarım Bağlamında İncelenmesi 15dk

        Bu çalışma, Samsun ilinde yer alan ahşap camilerdeki bezeme geleneği içerisinde önemli bir yere sahip olan lale motifinin kültürel ve estetik bağlamını incelemeyi ve bu mirası çağdaş tasarım üretimi aracılığıyla görünür kılmayı amaçlamaktadır. Anadolu’nun tarihsel birikimi içerisinde mimari süsleme unsurları yalnızca dekoratif öğeler değil, aynı zamanda kültürel belleğin taşıyıcılarıdır.
        Araştırma kapsamında Çarşamba ilçesinde bulunan Kocakavak Köyü Cami ile Porsuk Köyü Cami örneklem olarak belirlenmiştir. Saha incelemeleri sonucunda kapı kanatları, minber ve ahşap yüzeylerde yer alan bitkisel kompozisyonlar belgelenmiş; lale motifinin kıvrık dal, hatayi ve yaprak unsurlarıyla kurduğu estetik bütünlük analiz edilmiştir. Motifin kompozisyon içindeki konumu, simetri anlayışı ve detaylarda görülen bilinçli çeşitlenme değerlendirilmiştir.
        Elde edilen veriler doğrultusunda lale motifi, Samsun Olgunlaşma Enstitüsü çini atölyesinde altı farklı form üzerinde yeniden yorumlanmış; geleneksel kompozisyon şeması korunurken çağdaş yüzey düzenlemeleri geliştirilmiştir. Üretilen tasarımlar grafik uygulamalarla desteklenerek pul ve posta kartı çalışmalarına dönüştürülmüştür. Böylece mimari bezemeden görsel iletişim nesnesine uzanan çok katmanlı bir aktarım süreci oluşturulmuştur.
        Çalışma, yerel mimari mirasın belgelenmesi, korunması ve tasarım yoluyla yeniden üretilmesinin kültürel sürdürülebilirlik açısından önemini ortaya koymaktadır. Geleneksel motiflerin disiplinlerarası yaklaşımla değerlendirilmesi, Samsun’un ahşap cami bezemelerinin ulusal ve uluslararası ölçekte tanıtımına katkı sağlamayı hedeflemektedir.

        Konuşmacılar: Yağmur Yüce (SAMSUN OLGUNLAŞMA ENSTİTÜSÜ)
      • 17:30
        Kubad Abad Sarayı Çinilerinde Kıvrık Dal Üslubunun, Saz Üslubunun Gelişimine Etkisi: Tarihsel, Stilistik ve Arkeolojik Bir İnceleme 15dk

        Bildiri Metni Özeti

      • 17:45
        Ahşap İşçiliğinde Motif Uygulamaları: İstanbul II. Bayezid Camii Kapı Kanatları 15dk

        Ahşap yüzeylere işlenen her bir motif, yalnızca dekoratif bir unsur değil, aynı zamanda derin anlamlar içeren birer simgedir. Geometrik formlardan bitkisel kompozisyonlara kadar uzanan bu motif çeşitliliği, sanatçının doğayı algılama biçimini ve felsefi bakış açısını yansıtan sessiz bir anlatım dili oluşturur.
        Türk ahşap sanatı, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan süreçte teknik ve estetik açıdan gelişme göstermiş, Osmanlı süsleme sanatının sade ve zarif anlatım dili 15. yüzyıl sonu ve 16. yüzyıl başı eserlerinde kendini göstermiştir. Bu dönemin en karakteristik yapılarından biri olan İstanbul Bayezid Camii, mimari ihtişamının yanı sıra ahşap işçiliğiyle de dikkat çekmektedir. Bu bildirinin odağını, caminin ana mekâna girişini sağlayan ve dönemin yüksek sanat zevkini yansıtan ahşap kapı kanatları oluşturmaktadır.
        Çalışma kapsamında, İstanbul II. Bayezid Camii kapı kanatları üzerinde yer alan motifler, geometrik kompozisyonlar, bitkisel bezemeler ve yazı (hat) uygulamaları olmak üzere üç ana başlıkta incelenmiştir. Kapıların yapımında kullanılan kündekâri ve oyma tekniklerinin, motiflerin derinlik algısı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Özellikle kapı tablalarındaki on kollu yıldız geçmelerden türetilen geometrik kurgunun sembolik anlamları ve rumi, bulut ve bitkisel motiflerin Klasik Osmanlı üslubuna hazırlık evresindeki rolü üzerinde durulmuştur.
        İnceleme sonucunda, klasik dönemin başlangıç eserlerinde rumi, hatayi ve bulut motifinin erken örneklerinin bir arada ahenkli bir tasarım dili kurduğu tespit edilmiştir. Motifin desen kurgusundaki önemi ve bir dönemi analiz etmede ne denli büyük bir rol üstlendiği de bir kez daha görülmüştür. Bu çalışma, eserin mevcut durumunu belgelemekle birlikte, geleneksel ahşap motiflerimizin modern tasarım süreçlerine nasıl kaynaklık edebileceğine dair bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır.

      • 18:00
        Pencere Motifi ve Anlatının Sınırları: “Penceremin Hikâyesi” Üzerine Bir Değerlendirme 15dk

        Bu bildiride, Halit Ziya’nın “Penceremin Hikâyesi” adlı eserinde pencerenin tekrar ve işlev
        sürekliliği aracılığıyla güçlü bir motife dönüşmesi ve söz konusu motifin anlatının sınırlarını
        nasıl belirlediği ele alınacaktır. Edebî motif, metin içinde yinelenen ve anlam üretimini
        yönlendiren bir unsur olarak değerlendirildiğinde, pencerenin hikâyedeki rolü belirginleşir.
        Pencere, dış dünyayı görünür kılan mimari bir unsur olmanın ötesinde, anlatıcının dış
        gerçeklikle kurduğu ilişkinin çerçevesini tayin eden bir öğeye dönüşür.

        Hikâyede genç bir çiftin yaşamından bir kesit, pencerenin gerisinden aktarılır. Hikâyede
        olaylar doğrudan yaşanmaz, pencere arkasından izlenir. Pencerenin açılması, kapatılması iradî
        bir tercihtir ve anlatıcı bakar, merak eder, gördüklerini dile getirir ve bir noktada bakmamayı
        seçer. Başka bir hayatın gündelik ayrıntılarına yönelen bu merak, anlatının ilerleyişinde
        belirleyici bir işlev üstlenir. Bu sayede pencere, sıradan bir nesne olmaktan çıkarak anlatının
        ana motifi hâline gelir.

        Pencere dış dünyayı görünür kılmakla birlikte bu görünürlük çerçevelenmiş ve sınırlıdır.
        Anlatıcı gördüğü ölçüde bilgiye sahiptir, olayların “mahiyetine” bütünüyle nüfuz edemez. Bu
        sebeple pencere temas kurmakla birlikte bir sınır çizer. Hikâye boyunca açılma ve kapanma
        hareketlerinin yinelenmesi, motifin sürekliliğini, yapısal önemini pekiştirir. Hikâye
        pencereyle başlar, kriz pencere önünde belirir ve anlatı yine pencere üzerinden sonlanır.
        Sonuçta pencere, hem bakışı mümkün kılan hem de onun sınırlarını çizen bir motif olarak
        metnin bütününe yön veren bir işlev üstlenir.
        Anahtar Kelimeler: Halit Ziya, pencere motifi, Hikâye, motif

      • 18:15
        Estetik Bir Yönelim Olarak Hatayi: Burçak Bingöl’ün Üretimlerinde Motifin Yinelenişi 15dk

        Hatayi, Osmanlı bezeme dağarcığında belirli bir çiçeğe doğrudan gönderme yapmayacak kadar soyutlanmış, kompozisyon içinde ritim ve düzen kuran stilize bir çiçek motifidir. Motif ise bir yapıtın görsel dilinde tekrar ederek beliren, anlamı derinleştiren ve tematik odağı güçlendiren bir öğe olarak düşünülebilir. Bu çerçevede bir motifin bir sanatçının üretiminde yinelenmesi, basit bir “yeniden kullanma” jestinden çok görsel dilin belirli bir imge etrafında örgütlenmesi anlamına gelir. Yinelenme, motifi yüzeysel bir bezeme düzeyinde sabitlemek yerine farklı bağlamlarda yeniden görünür kılarak ona yeni işlevler ve okuma imkânı kazandırır. Böylece motif hem eserin kompozisyonel düzenini kuran yapısal bir eleman hem de sanatçının kişisel üretim mantığı içinde süreklilik üreten estetik yönelim olarak çalışır. Bu yaklaşım, Burçak Bingöl’ün seramik pratiğinde hatayi motifinin tekrar tekrar belirmesiyle somutlaşan bir görsel yönelimi tartışmaya imkân verir. Burçak Bingöl’ün Seyir (2014), Hatayi (2017) ve Saz Yolu (2024) başlıklı seramik çalışmalarında hatayinin yinelenişini, sanatçının üretiminde işleyen estetik yönelim üzerinden okumayı amaçlar. Bu üç eser, hatayinin on yıllık bir zaman aralığında farklı biçimsel düzenlemelerle yeniden belirdiği, kimi zaman yüzeyde yoğunlaşan bir imgesel odak, kimi zaman da kompozisyonun hareketini yönlendiren bir düzenleyici unsur olarak işlediği bir izleği görünür kılar. İnceleme, motifin tekrarını yalnızca tarihsel bir aktarım olarak ele almaz aynı zamanda çağdaş seramik bağlamında yeniden konumlanan bir görsel düşünme biçimi olarak ele alır. Bu doğrultuda çalışma, Bingöl’ün tekrar tekrar hatayiye dönüşünü, geleneğin pasif olarak alıntılanmasından çıkartarak tekrar yoluyla işleyen bir anlam üretimi, yoğunlaşma ve yönelim dinamiği olarak tartışılmasını öneren bir yere konumlandırır.

    • 17:15 18:30
      Yıldız (Salon E): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Ebru ŞENOCAK Yıldız

      Yıldız

      • 17:15
        Antep İşi Nakışında “Ciğerdeldi” Motifinin Çözümlenmesi 15dk

        Çeyizlerin içerisindeki her
        bir oyada farklı şeyleri simgeleyen motifler yer almaktadır. Bu noktada çalışma içerisinde
        Gaziantep’in yöresel nakışı olan “Antep işi nakışı” konu edilecektir. Antep işi nakışı
        bağlamında ise çalışmada Gaziantep halkının “ciğerdeldi” olarak adlandırdığı motif
        üzerinde durulacaktır. Antep işi nakışı; icracısı kadın olan, kuşaktan kuşağa usta çırak
        ilişkisine bağlı olarak aktarılan, derin bir kültürel mirası temsil etmektedir. “Ciğerdeldi”
        motifi, Gaziantep yöresine özgü olan geleneksel bir nakış tekniğidir. Bu nakış tekniği ince
        işçilik gerektiren bir el sanatı ürünüdür. “Ciğerdeldi” motifi, Antep işi nakışının içerisinde
        en çok anlam yüklü olan motiflerden biridir. Bu motif, hasrete rağmen ayakta kalabilmeyi
        ve sabretmeyi simgelemektedir. “Ciğerdeldi” motifi, insanın içinden geçen fakat dışa
        vuramadığı duyguların sembolik bir şekilde ifade edilmesidir.

      • 17:30
        Lübnankârî Esteti̇k Düzleminde Maraş Abasında Biçim Ve Kompozisyon/ Form And Composition In The Maraş Aba Within The Aesthetic Framework Of Lübnankârî Form And Composition In The Maraş Aba Within The Aesthetic Framework Of Lübnankârî 15dk

        Osmanlı saray sanatında gelişen süsleme anlayışı, Anadolu’nun yerel dokuma gelenekleri üzerinde belirleyici bir etki yaratmıştır. Bu etkileşimin dikkat çekici örneklerinden biri, XVI. yüzyıldan itibaren saray nakkaşhanelerinde şekillenen Lübnankârî üslubun, Kahramanmaraş yöresine özgü geleneksel erkek giysisi olan Maraş Abası üzerindeki yansımalarıdır. Lübnankârî estetik, özellikle sırma kullanımı, merkezî kompozisyon anlayışı, köşegen (verev) yerleşimler ve çerçeveleyici bezeme unsurlarıyla tanımlanmaktadır.

        Bu bildiri, Maraş Abasında görülen süsleme düzenini Lübnankârî estetik bağlamında ele alarak, giysi yüzeyinde oluşturulan biçimsel ve kompozisyonel kurguyu analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma yöntemiyle yürütülmüş; özgün Maraş Abası örnekleri üzerinden dokuma tekniği, motif repertuarı ve motiflerin yüzeydeki yerleşimi incelenmiştir. Araştırmada pazvat, köprü, sandık, selvi, gül, şekerpare ve bukağı motifleri merkezinde ilerlenmiş; bu motiflerin simetri, denge, ritim ve hiyerarşi ilkeleri doğrultusunda oluşturduğu kompozisyon yapısı değerlendirilmiştir.

        Elde edilen bulgular, Maraş Abasında görülen bezeme anlayışının yalnızca estetik bir tercih olmadığını; aynı zamanda koruma, dua ve bereket gibi sembolik anlamlar taşıyan bütüncül bir görsel dil oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Lübnankârî estetik anlayış, Maraş Abasında saray sanatının etkisini yerel dokuma geleneğiyle sentezleyen bir yapı sergilemekte ve Anadolu’nun kültürel sürekliliğini yansıtan önemli bir örnek olarak değerlendirilmektedir.

        Abstract

        The ornamental aesthetics developed in the Ottoman court art had a significant influence on local textile traditions in Anatolia. One of the remarkable reflections of this interaction can be observed in the Maraş Aba, a traditional male garment from Kahramanmaraş, through the influence of the Lübnankârî style, which emerged in the Ottoman palace workshops from the sixteenth century onwards. Lübnankârî aesthetics is characterized by the extensive use of metallic threads, a centralized compositional structure, diagonal arrangements, and framing ornamental elements.

        This paper aims to analyze the formal and compositional structure of the decorative system observed on the Maraş Aba within the aesthetic framework of Lübnankârî. The study is conducted using a qualitative research approach and is based on the examination of original Maraş Aba samples. The analysis focuses on weaving techniques, motif repertoire, and the spatial organization of motifs on the garment surface. Particular attention is given to motifs such as pazvat, köprü (bridge), sandık (chest), cypress, rose, şekerpare (eye), and bukağı (shackle), evaluating their role in establishing symmetry, balance, rhythm, and hierarchical order.

        The findings reveal that the ornamental composition of the Maraş Aba goes beyond mere aesthetic concerns and constitutes a comprehensive visual language embedded with symbolic meanings such as protection, prayer, and prosperity. Within this context, the Lübnankârî aesthetic in the Maraş Aba represents a synthesis of Ottoman court art and local weaving traditions, reflecting the continuity and cultural depth of Anatolian textile heritage.

      • 17:45
        Mesken Olarak Otağ-ı Hümâyunların Motifleri 15dk

        Türk-İslam sanatında İslam öncesi dönemden itibaren önemli yer edinen, farklı yapı tiplerine tasarım örneği oluşturan çadır (kümbetler), zamanla kullanacak kişilerin statüsüne, kullanım amaçlarına, kullanılacağı coğrafi gerekliliklere hizmet etmesine göre değişkenlik göstermiştir. Çadır kullanımına bakıldığında Anadolu’da konar-göçer halkın farklı amaçlarla ve malzemelerle ürettiği çadırları kullandığı, yerleşik düzene geçen Türklerin hiçbir zaman çadır kullanımından tam olarak vazgeçmediği görülmektedir.
        Osmanlı döneminde gündelik yaşamda halkın çeşitli ihtiyaçlarına cevap veren çadırlar haricinde, seferlerde padişahların, vezirlerin ve ordunun kullandığı çadırlar üretilmiştir. Padişaha hizmet eden çadırlar Mehterhane-i Amire isminde bir teşkilat tarafından yönetilmiş, başına “Çadır Nazırı” denilen vezir rütbesinde bir yönetici atanmıştır.
        Belgelerden ve yazma eserlerdeki minyatürlerden tespit edilen bilgilere göre uzun süren büyük askeri seferlerde ve fetihlerde teşkilatlı çadırların önemi büyüktür. Osmanlı hükümdarlarının saray dışında mesken yerine kullandığı ve gücünü simgeleyen “Otağ-ı Hümâyun” (Hünkâr/Padişah Çadırı) bilinen en görkemli ve en çok motif içeren çadır türünü temsil etmektedir. Padişahın ve yüksek rütbeli devlet adamlarının meskeni çadırlar, farklı kullanım amaçlarına göre çeşitli bölümlere ayrılmış ve hiyerarşik yapıya uygun olarak üretilmişlerdir.
        Kaynaklarda yine görülmektedir ki cülus (tahta çıkma), düğün, defin merasimleri, av faaliyetleri, şenlikler, bayramlar, törenler ve ziyafetler gibi etkinliklerde kullanılan ihtişamlı çadırlar çeşitli motif ve işlemelerle süslenmiştir. Çadırların ihtişamı hükümdarlığın gücünü de simgelemektedir. Minyatürlerde temsil edilen çadırların bölümleri ve malzemeleri çeşitli motifler içerdiği gibi merasimlerde ihtişamı temsil gücüne sahiptir. Ayrıca çadırlar, halı, kilim ve kumaş gibi ürünlerde kullanılan motifler olarak da görülmektedir.
        Sonuç olarak Türk-İslam kültüründe göçebelikten günümüze, halktan yönetime, gündelik yaşamdan seferlere, yerelden evrensele kadar kullanımı önem arz eden çadırların tüm kısımlarıyla (çadır direği, perde, kapı, pencere), üretim malzemeleriyle (kumaşlar, halılar) ve kapsamındaki objelerle (taht, seccade, minder) motif içerdiği görülmektedir. Aynı zamanda çadır kendisi motif olarak; çini, halı, kilim ve kumaşlarda kullanılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada hem motifler içeren hem de kendisi bir motif olan Otağ-Hümayun çadırının motiflerini, anlamlarını, diğer motiflerle olan ilişkisini ve mevcut kullanımlarını tanımlayabilmek amaçlanmaktadır.

        Konuşmacılar: Tülay Aydoğan (İstanbul Beyoğlu Refia Övüç Olgunlaşma Enstitüsü), Yasemin Dağdaş (İstanbul Beyoğlu Refia Övüç Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 18:00
        Hatay’da Somut Olmayan Kültürel Mirasın Sürdürülebilirliği “Desenlerde Çoğalan Kültürel Hafıza ve Dayanışma” 15dk

        Ekte Türkçe ve İngilizce özet yer almaktadır.

      • 18:15
        Nasreddin Hoca Fıkralarında “Ters Motifi” 15dk

        “Ters motifi” sembol, söylem, davranış yansımaları olarak değerlendirilebilir. Semboller, kültürün, dilin, duyguların ve kişilerarası iletişimin aracısı konumundadır. Kişisel gelişim uygulamalarında tersini söyleyerek iletişim becerisi kazanma, dediğini yaptırma gibi eylemlerle anlam kazanır. Eski Türk inanç sistemlerinde “ters motifi”, halk inanışlarında, büyü uygulamalarında sıkça tercih edilmiştir. Ters motifi halk kültüründe yağmur yağdırma ritüellerinde elleri ters çevirme ve ceketleri ters giyme, nazardan korumak için çocuklara atletini ters giydirme, gibi uygulamalarla görülür.
        Türk kültür ve medeniyetinin önemli şahsiyetlerinden birisi olan Nasreddin Hoca fıkralarında da “ters motifi”nin çeşitli örneklerine rastlanılmaktadır. Söz konusu örnekler; halk inanışları, gelenekler, kişilerarası iletişim kurma, mitolojik anlam vb. yönleriyle tespit edilmiştir. Nasreddin Hoca’nın eşeğine ters binmesi, eşiyle müneccimlik yaparken birbirinin tersi sözler söyleyerek tamamlayıcı olmaları, oğluyla ancak tersini söyleyerek iletişim kurabilmesi, Nasreddin Hoca’nın öldüğünde kendisini ters/tepe üstü gömmelerini söylemesi, yeni doğmuş oğluna kız adını vermesi, vb. konuya örnek verilebilir.
        Nasreddin Hoca, toplumsal hayatın düzenini sağlamak, bireyi topluma yeniden kazandırmak, doğru iletişim kurmak, kültürel değerleri ölümsüzleştirmek amaçlarıyla mücadele eder. Nasreddin Hoca fıkraları mizah, eğitme, düşündürme ve güldürme eylemlerinin bir arada görüldüğü anlatılar olup gerek eski Türk inanışlarının izlerini, ata kültünü yaşatmak gerekse ideal örnekler olabilmek için önemli mesaj içerikleriyle doludur. Fıkralarda tespit edilen “ters motifi”ne bağlı örnekler, psiko-sosyal ve sembolik açılardan tahlil edilerek değerlendirilecektir.

    • 18:30 21:00
      Gala Yemeği / Gala Dinner 2sa 30dk
    • 09:00 10:00
      Bukağı (Salon C): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Aslıhan ARDIÇ ÇOBANER Bukağı

      Bukağı

      • 09:00
        Anadolu Sanatında Birlik ve Beraberlik Motifleri: Bursa Olgunlaşma Enstitüsünde Yemek Takımı Tasarımları Motifs of Unity and Solidarity in Anatolian Art: Dinnerware Designs at the Bursa Olgunlaşma Institute 15dk

        Türk kültüründe aile olgusu üzerinden değerlendirilen birlik ve beraberlik, toplumun temelini oluşturan kavramlardandır. Türk sanatında yer edinmiş olan bu kavramlar, birer motif niteliğine sahiptir. Motifler kültürel mirasın birer taşıyıcı ögesi olarak varlığını sanat dallarında göstermektedir. Söz konusu olan motifler Türk sanatında azımsanamayacak bir yere sahiptir. Türkler yaşadıkları her bölgeye motiflerini taşıyıp kullanmıştır; bu bölgelerden biri de Anadolu’dur. Anadolu’da sanatın birçok alanında kendini gösteren motifler, bu topraklarda yaşayan toplumların hayatını yansıtan görsel anlatılardır. Bu bağlamda çalışmada; Türk kültürünü yansıtan motiflerden olan, aynı zamanda birlik ve beraberlik anlayışını destekleyen çengel ve bukağı motifleri incelenecektir. Bu motifler anlamsal açıdan ortak paydada birlik olmayı, beraberliği, aile bütünlüğünü ve bağlarını simgelemektedir. Anlamsal olarak ele alınan motifler, çalışmanın son aşamasında yer verilecek olan yemek takımı tasarımlarında kullanılacaktır. Böylelikle tasarlanan yemek takımları, sofra kültürünün birleştirici özelliği aracılığıyla motiflerle bağdaştırılıp sonuca ulaştırılacaktır.
        Çalışma kapsamında birlik ve beraberlik kavramlarına karşılık gelen motifler tespit edilecektir. Araştırmada odak noktayı oluşturan motiflerin literatürdeki yeri taranıp elde edilen sonuçlar üzerine analiz yapılacaktır. Anadolu sanatında kullanılan bu motifler; uygulandığı alana göre form, renk ve kurgu üzerinden ele alınarak geçmişin izlerini günümüz sofralarına yansıtmak amacıyla çağdaş yemek takımlarında dekor olarak ele alınacaktır. Son aşamada yapılan görsel okuma sonucunda grafik alanının temel ilkeleri de esas alınarak desenler ortaya çıkarılacaktır.
        Sonuç olarak çalışma, kültürel mirasın sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlayıp geleneksel mirasın, modern çalışmalar aracılığı ile günümüze taşınması hedeflenmektedir. Tasarımlar günlük hayatın merkezinde yer alan bir örnekte olduğu için evrensel nitelik taşımaktadır; aynı zamanda yerel izleri taşımasından dolayı etnik bir kimliğe bürünmüştür.

        The concepts of unity and solidarity, evaluated through the phenomenon of family in Turkish culture, constitute some of the fundamental principles that form the foundation of society. These concepts, which have secured a place within Turkish art, possess the quality of motifs. As carriers of cultural heritage, motifs manifest their presence across various branches of art. Such motifs occupy a significant and undeniable position in Turkish art. Throughout history, Turks have carried and employed their motifs in every region they inhabited; one of these regions is Anatolia. In Anatolia, motifs that appear in numerous artistic fields function as visual narratives reflecting the lives of the societies that have lived on these lands. Within this context, the present study examines the çengel (hook) and bukağı (shackle) motifs, which reflect Turkish culture and simultaneously reinforce the understanding of unity and solidarity. From a semantic perspective, these motifs symbolize unity on a common ground, togetherness, family integrity and bonds. The motifs examined within this semantic framework will be incorporated, in the final stage of the study, into the designs of the dinnerware sets. In this way, the designed dinnerware will be associated with these motifs through the unifying function of table culture, thereby bringing the study to its conclusion.
        Within the scope of the research, motifs corresponding to the concepts of unity and solidarity will be identified. The place of the focal motifs in the existing literature will be surveyed, and analyses will be conducted based on the findings obtained. These motifs, widely used in Anatolian art, will be examined in terms of form, color, and composition according to the contexts in which they are applied, and will be reinterpreted as decorative elements in contemporary dinnerware designs with the aim of reflecting traces of the past onto present-day tables. In the final stage, following a process of visual analysis, patterns will be developed in accordance with the fundamental principles of graphic design.
        In conclusion, the study aims to ensure the sustainability of cultural heritage and to carry traditional legacy into the present through modern design practices. As the designs are situated within an object central to daily life, they possess a universal character; at the same time, by embodying local traces, they assume an ethnic identity.

      • 09:15
        16. Yüzyıl Osmanlı Klasik Dönem Çini ve Seramiklerinde Edebî İmgeler ve Kompozisyon İlişkisi 15dk

        Yüzyıl Osmanlı Klasik Dönem Çini ve Seramiklerinde Edebî İmgeler ve Kompozisyon İlişkisi

        Özet

        Görsel sanatlarda imgesel öğelerin yüzey üzerindeki düzeni kompozisyon kavramıyla açıklanmaktadır. 16. yüzyıl Osmanlı kültür ortamında edebî üretim ile çini ve seramiklerin dekor anlayışı, ortak kültürel imgeler ve estetik kavramlar etrafında gelişen bir sanatsal düşünme alanı oluşturmaktadır. Osmanlı klasik dönem edebiyatında su, bahçe ve çiçek tasvirleri aracılığıyla kurulan imgesel düzen, aynı yüzyılda İznik çini üretimlerinde görülen bitkisel yerleşim ve dekor organizasyonuyla birlikte okunabilecek bir kompozisyon anlayışına işaret etmektedir.
        Araştırmanın amacı, 16. yüzyıl klasik dönem Osmanlı edebî kültürü metinleri ile döneme ait çini ve seramik dekorlarını ortak imgesel ve estetik kavramlar üzerinden ilişkilendirerek dönemin kompozisyon anlayışını güncel tasarım kuramları bağlamında incelemektir. Bu doğrultuda şairlerin metinlerinde yer alan su, bahçe ve çiçek tasvirleri analiz edilmiş; aynı kavramsal alanların seramik ve çini dekorlarında nasıl bir görsel düzen oluşturduğu değerlendirilmiştir. Edebî metinlerde ritim ve süreklilik oluşturan dilsel yapı ile çini ve seramik dekorlarında yön oluşturan hat sistemi, bitkisel yayılım ve yüzey dengesi referans ilişkileri üzerinden ele alınmıştır.
        Araştırma bulguları, imgelerin dönemin kültür ve toplum yaşamı içinde disiplinlerarası üretimler aracılığıyla nasıl karşılık bulduğunu gösteren veriler ortaya koymaktadır. 16. yüzyıl Osmanlı seramik ve çinilerinde tasarım kurgusunun dönemin edebi imgeleriyle bağlantılı bir estetik anlayış paralelinde şekillendiğini ortaya koymakta ve disiplinlerarası bir okuma sunmaktadır.

        Anahtar Kelimeler: Seramik ve Çini, Osmanlı Klasik Şiiri, Disiplinlerarası Sanat, Bitkisel Kompozisyon, Görsel Süreklilik.

        Abstract
        In the visual arts, the arrangement of visual elements across a surface is understood through the concept of composition. Within the sixteenth-century Ottoman cultural milieu, literary production and the decorative practices of ceramics and tiles developed within a shared artistic mode of thought shaped by common cultural imagery and aesthetic concepts. The imaginal order constructed through representations of water, gardens, and flowers in classical Ottoman literature points to a compositional understanding that may be examined alongside the vegetal arrangements and decorative organization observed in Iznik tile production of the same period.
        The aim of this study is to investigate the compositional perspective of the period within the framework of contemporary design theory by relating literary texts of the sixteenth-century classical Ottoman cultural sphere to ceramic and tile decoration through shared imaginal and aesthetic concepts. Accordingly, representations of water, gardens, and flowers in poetic texts were analyzed, and the ways in which these conceptual fields were translated into visual order within ceramic and tile decoration were evaluated. The linguistic structures generating rhythm and continuity in literary texts were examined in relation to the directional line systems, vegetal expansion, and surface balance that organize ceramic and tile compositions.
        The findings demonstrate how imagery operated within the cultural and social life of the period through interdisciplinary forms of production. The study reveals that the design structure of sixteenth-century Ottoman ceramics and tiles developed in parallel with an aesthetic framework shaped by literary imagery and proposes an interdisciplinary interpretative approach.
        Keywords: Ceramics and Tiles, Classical Ottoman Poetry, Interdisciplinary Art, Design Theory, Ornamental Composition, Vegetal Motifs, Vegetal Composition, Visual Continuity.

      • 09:30
        Olgunlaşma Enstitülerinde Motiflerin Korunması, Yeniden Üretimi ve Aktarımı Bağlamında “Kütahya Zeybek Alayı” Kataloğu 15dk

        Kütahya tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. Şehrin bu kültür birikimi içinde zeybek, ayrıcalıklı ve mühim bir yer tutar. Kütahya zeybeği, ahilik geleneği çizgisinde bir fütüvvet anlayışı, kendine has tezeneye ve tavra sahip türküleri, oyunları, kıyafetleri ve aksesuarlarıyla yaşamaya devam etmektedir. Olgunlaşma enstitülerinin amaçlarından biri ‘kültürel mirası kayıt altına almak’tır. Bu amaçla künye hazırlama, motif, desen ve kalıpları belgeleyip arşivleme, ritüelleri kayıt altına alma gibi faaliyetleri belgeleyen bir katalog da hazırlanmaktadır. Bu bildiri, Kütahya Olgunlaşma Enstitüsü tarafından yapılan “Kütahya Zeybek Alayı” adlı bir katalog çalışmasından hareketle hazırlanmıştır. Kataloğun adında yer alan “alay” tabiri, çalışmaya kaynaklık eden kişilerin kendilerini ifade ettikleri askerî kaynaklı bir topluluk adıdır. Bu topluluk kendilerini; aksesuar, giyim, müzik, zeybek yaşamı ve kültürü unsurlarıyla “kolonizatör Türk dervişliği” ve ahilik anlayışının “ehl-i seyf” yani silahlı kanadının günümüzdeki devamı olarak açıklamaktadır. Ahmet Haldun Eralp koleksiyonundan titizlikle seçilen, her biri 100-200 yıllık geçmişe sahip 18 cepken, 11 gazeke, 3 yelek, 1 şalvar ve onlarca aksesuardan oluşan bu materyaller kendine has özellikler barındırmaktadır. Bu çalışma yukarıda söz edilen faaliyet aşamalarının gerçekleştirilmesi ile ortaya çıkmış bir ‘derleme’ çalışmasıdır. Metinlerde ve objelerin yer aldığı bölümlerde elde edilen bütün bilgiler, kaynak kişilerden -değiştirilmeden- kayda geçirilmiştir. Bu çalışma, motiflerin korunması, yeniden üretimi ve aktarımı çerçevesinde zeybek kültürünü bu denli kapsamlı belgeleyen ilk çalışmadır. Katalogla, unutulmaya yüz tutmuş el sanatları teknikleri ve motifler de yeniden hayat bulmuştur. Ayrıca katalog müzikologlar, moda tasarımcıları, dilbilimciler ve el sanatları uzmanları için de zengin bir kaynaktır. Çalışma, 32 parçalık “Erkek Yelekleri Koleksiyonu’nu; 30 kıyafetten oluşan “Zeybek Güzellemeleri” koleksiyonunu ve “Zeybek Kuklaları ve Bebekleri”ni ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte UNESCO "Kültürel Miras" listesine aday içeriğiyle yerel mirasın evrensel bir estetik kaynağına dönüştürülmesini sağlayacak bir altyapı da meydana getirmiştir. Sonuç olarak Kütahya Olgunlaşma Enstitüsü’nün “Kütahya Zeybek Alayı” kataloğu, motiflerin korunması, yeniden üretimini ve aktarımını da gerçekleştirmiş bir çalışma örneğidir.

    • 09:00 10:00
      Eli Belinde (Salon D): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Nesrin ÖNLÜ Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 09:00
        Van Kilim Motiflerinin Savatlı Gümüş İşlemeciliğinde Yeniden Yorumlanması 15dk

        İnsanoğlu, var olduğu günden itibaren barınma, yeme-içme ve ısınma gibi temel gereksinimlerini gidermek amacıyla farklı uğraşılara yönelmiştir. Bu uğraşılar sonucunda farklı sanat dalları ortaya çıkmıştır. Yapan kişiden kullanılan hammaddeye kadar her türlü etken bu sanatların sınıflandırılmasında önemli rol oynamıştır. Araştırma kapsamında Anadolu’nun doğusunda yer alan Van iline ait sanatlar ele alınacaktır. Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Van ili, bu medeniyetlerin kültürel özelliklerinden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmiştir. Van ili el sanatları, tarihsel olarak incelendiğinde Kilim Dokumacılığı ve Savatlı Gümüş İşlemeciliğinin önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Bu yüzden bu iki önemli sanatın harmanlandığı bir çalışmanın yapılması amaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle Van iline ait kilimlerin motif özellikleri incelenecektir. İncelenen bu motifler yeniden düzenlenerek gümüş işlemeciliğine uygun olarak tasarlanacaktır. Ardından savatlı gümüş işlemeciliği ile yeniden üretilecektir. Çalışma kapsamında incelenen kilimler arasından en yaygın olarak görülen 6 adet kilimin ana motifi, üretimi yapılacak tasarımlar için kullanılacaktır. İnceleme, tasarım ve üretim süreci Van Olgunlaşma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilecektir. Çalışmanın amacı, kullanılacak motiflerin kullanımını sadece süsleme tekniği olarak değil, aynı zamanda kültürel sürdürülebilirliğin bir parçası olarak devam ettirmektir. Bu sentezin Van’ın yerel kimliğini korumaya ve savatlı gümüş işlemeciliğinde özgün bir marka değeri oluşturmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

        Konuşmacılar: Saim Erbay (Van Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 09:15
        Balıkesir Kepsut Zili Dokumalarının Motif Özellikleri ve Tasarım Kurgusu 15dk

        Dokumacılık Orta Asya’dan günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Anadolu’da farklı şekillerde varlığını devam ettiren dokumalar, bölgenin doğasını yansıtmaktadır. Bölgenin hayvanından yapılan yünler, yününün renklendirilmesi için kullanılan malzemelerin hepsi yörenin yapısına göre şekillenmektedir. Dokumalarda kullanılan motiflere yöre halkının yaşamı yansımıştır. Dolayısıyla dokumalardaki motifler kültürün sözsüz bir aktarımını yapmaktadır. Kullanılan motiflerin birleşimi ile yöreye özgü bir kompozisyon çıkmaktadır.
        Anadolu’da dokumalar konusunda halen daha belgeleme çalışmaları kayıt altına alınmamış dokuma çeşitleri mevcuttur. Bu bağlamda araştırma, Balıkesir’in Kepsut ilçesi Dedekaşı Mahallesi’nde tespit edilen zili dokumalara odaklanmıştır. Dedekaşı Mahallesi’nde incelemeler sonucunda karşılaşılan zili dokumalar malzeme özellikleri, dokuma teknikleri, motif özellikleri ve kompozisyon açısından incelemeyi amaçlamaktadır.
        Araştırmada; literatür taraması, saha çalışması ve arşiv incelemesi yapılması planlanmıştır. Bu yaklaşım Dedekaşı zili dokumalarının bölgesel etkileşimle nasıl şekillendiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Dokumaların belgelenmesi somut olmayan kültürel miras çalışmalarının sürekliliğine katkı sağlamaktadır.

        Konuşmacılar: Safiyenur Avcı (Balıkesir Olgunlaşma Enstitüsü), Tuğçe ERGÜN (Balıkesir Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 09:30
        Milas Halı Motiflerinde Görsel Kimlik ve Sembolik Anlam Üzerine Bir Değerlendirme / An Evaluation of Visual Identity and Symbolic Meaning in Milas Carpet Motifs 15dk

        Kültürel kimliğin en somut anlatımlarından biri olan motifler, sadece estetik birer süsleme öğesi (bezeme) değil, insana özgü karmaşık bir iletişim sisteminin parçasıdır. Yerel adlarla anılan motifler, geometrik desenler, stilize bitkisel formlar ve sembolik figürler aracılığıyla üretim geleneğine bağlı olarak biçimsel farklılıklar gösterir ve her biri toplumsal hafızayı görsel bir dile dönüştürür. Halı dokuma geleneğinde motifler, anlam üretimine imkân tanıyan ve görsel formları kültürel bir bağlam içinde anlamlandıran göstergeler olarak işlev görür.
        Bu çalışma, Milas halılarında yer alan motiflerin ise sadece birer görsel unsur olmanın ötesine geçerek taşıdıkları anlam katmanları ve toplumsal mesajlarını ele alır. Araştırmanın temel amacı; söz konusu motiflerin yörenin coğrafi yapısıyla ilişkili olarak, tarihsel kökenlerini, renk ve desen karakteristiklerini sembolik anlam bağlamında çözümlemektir. Bu doğrultuda, görsel kültür ve sembolizm yaklaşımlarını temel alarak, göstergebilimsel (semiyotik) bir analiz yöntemi izlemektedir. Görsel deneyimin sosyal ve kültürel inceleme kapsamında, halı üzerindeki motiflerin ve kullanılan renklerin toplumsal bellekteki karşılığı ve bu figürlerin bir araya gelerek oluşturduğu ifade biçimi değerlendirilmiştir.
        Yapılan analizler sonucunda, Milas halılarının yöresel kültürel değerleri estetik bir form içinde kodlayan sembolik bir "anlatı dili" oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu motiflerin, toplumsal yaşamdaki anlam sistemleriyle, inanç yapıları ve sözlü kültürdeki anlatılarla doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak Milas halıları, kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal hafızanın göstergeleri ve bölgenin kültürel kodlarını günümüze taşıyan birer "kültürel metin" niteliği taşımaktadır. Bu çalışma, geleneksel el sanatlarının sadece teknik değil, aynı zamanda aidiyet ve doğayla kurulan ilişkiyi temsil eden, koruyan bir iletişim biçimi olarak okunması gerektiğini ortaya koymaktadır.

        Motifs, as one of the most tangible expressions of cultural identity, are not merely aesthetic decorative elements but part of a complex and uniquely human communication system. Known by local names, these motifs display formal variations shaped by production traditions—ranging from geometric patterns to stylized vegetal forms and symbolic figures—each transforming collective memory into a visual language. In the tradition of carpet weaving, motifs function as signs that generate meaning and situate visual forms within a cultural context.
        This study examines the motifs in Milas carpets beyond their role as visual elements, addressing the layers of meaning and social messages they convey. The primary objective is to analyze the historical origins, color schemes, and design characteristics of these motifs in relation to the geographical structure of the region and their symbolic significance. Accordingly, the study adopts a semiotic analysis grounded in visual culture and symbolism. Within the framework of social and cultural interpretations of visual experience, the study evaluates the place of motifs and colors in collective memory, as well as the expressive structure formed through their combination.
        The findings reveal that Milas carpets construct a symbolic narrative language that encodes local cultural values within an aesthetic form. These motifs are directly connected to systems of meaning embedded in social life, belief structures, and oral traditions. Consequently, Milas carpets function as indicators of collective memory transmitted across generations and as cultural texts that carry the region’s cultural codes into the present. This study demonstrates that traditional handicrafts should be interpreted not only as technical products but also as forms of communication that represent and preserve both a sense of belonging and the relationship established with nature.

      • 09:45
        Bergama Kız Halıları ile Yağcıbedir Halılarının İncelenmesi 15dk

        Özet
        Batı Anadolu, Türk halı sanatının tarihsel gelişimi içinde önemli bir merkez konumundadır. Bu çalışmada, İzmir’in Bergama yöresine özgü Kız Bergama halıları ile Balıkesir çevresinde dokunan Yağcıbedir halıları ele alınmıştır. İzmir Olgunlaşma Enstitüsü’nün geleneksel dokuma mirasının korunması ve yaşatılmasına yönelik araştırmaları kapsamında; geleneksel Anadolu motifleri, motif anlamları, kök boya kullanımı, iplik renkleri, toplumsal ve kültürel bağlamları ile tarihsel gelişimleri açısından incelemektedir.
        Çalışma, nitel araştırma yöntemi kapsamında literatür taramasına dayanmaktadır. Elde edilen bulgular, Kız Bergama halılarının anlatı temelli ve bireysel duyguları yansıtan bir yapıya sahip olduğunu; Yağcıbedir halılarının ise toplum yaşantısı ve motiflerle kurulu düzeni yansıttığını; göstermektedir.
        Anahtar Kelimeler: Bergama halısı, Kız Bergama, Yağcıbedir halısı, Türk halı sanatı, motif

        1. Giriş
          Anadolu’da halı dokumacılığı, gündelik kullanım amacının ötesinde, toplumsal kimliğin ve kültürel belleğin aktarımında önemli bir rol üstlenmiştir. Özellikle göçebe ve yarı göçebe Yörük toplulukları, yaşam biçimlerini ve değerlerini halı motifleri aracılığıyla ifade etmişlerdir (Deniz, 2000). Batı Anadolu bölgesinde gelişen Bergama ve Yağcıbedir halıları, bu kültürel aktarımın belirgin örnekleri arasında yer almaktadır. İzmir Olgunlaşma Enstitüsü olarak yürütülen bu çalışma, halıları akademik bir bakış açısıyla ele alarak, Türk halı sanatı içindeki konumlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

        2. Bergama Halıları ve Kız Bergama Türü
          Bergama halıları, Batı Anadolu halı geleneği içinde güçlü renkleri ve iri geometrik desenleriyle öne çıkmaktadır. Bu halılar, çift düğümlü yapıları ve yün malzeme kullanımıyla teknik açıdan sağlam bir dokuma geleneğini temsil etmektedir (Aslanapa, 2005). Bergama halıları içerisinde yer alan Kız Bergama türü ise, yörede anlatılan bir halk hikâyesiyle ilişkilendirilen bir anlatım biçimine sahiptir. Kız Bergama halılarında motifler, yalnızca süsleme unsuru olarak değil, anlatının görsel bir dili olarak kullanılmaktadır. Renk ve desen seçimleri, sevgi, ayrılık ve umut gibi duygusal temaları yansıtmaktadır. Bu özellik, Kız Bergama halılarını daha serbest bir kompozisyon anlayışına yaklaştırmakta ve dokuyucunun yorumuna daha fazla alan tanımaktadır (Deniz, 2000). Bu bağlamda Kız Bergama halıları, anlatı odaklı bir dokuma geleneğinin temsilcisi olarak değerlendirilmektedir.

        3. Yağcıbedir Halıları
          Yağcıbedir halıları, kökenini Balıkesir ve çevresinde yaşayan Yağcıbedir (Yaycıbedir) Yörük topluluklarından almaktadır. Bu halılar, Türk düğümü kullanılarak dokunmaları ve yüksek ilmek yoğunluğuna sahip olmaları nedeniyle dayanıklılıklarıyla tanınmaktadır (Aslanapa, 2005). Geleneksel üretimde yün iplik tercih edilmekte, boyamada ise bitkisel kaynaklı doğal boyalar kullanılmaktadır.
          Renk kompozisyonu genellikle lacivert, koyu kırmızı ve beyaz tonlarından oluşur. Bu renkler, yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda motifler ile anlatmanın bir parçasıdır. Lacivert gökyüzünü ve sonsuzluğu, kırmızı ise yaşam gücünü ve sürekliliği temsil etmektedir (Yetkin, 1991). Motif düzeni belirli kurallara bağlıdır ve bu durum Yağcıbedir halılarını toplumsal kültürel belleğin ürünü hâline getirmektedir. Halılar, bu yönüyle dokuyucunun ait olduğu toplum yaşamını yansıtan kültürel belgeler olarak değerlendirilmektedir.

        4. Karşılaştırmalı Değerlendirme
          Kız Bergama halıları ve Yağcıbedir halıları, ortak bir kültürel coğrafyada gelişmiş olmalarına rağmen farklı ifade biçimleri sergilemektedir. Yağcıbedir halıları, belirli renk ve motif kurallarına bağlı kalarak toplum yaşantısını ön plana çıkarırken; Kız Bergama halıları bireysel duygu ve hikâye anlatımını merkeze almaktadır. Her iki halı grubunda da Türk düğümünün kullanılması teknik bir ortaklık oluşturmakla birlikte, kompozisyon anlayışı ve sembolik yük farklılaşmaktadır (Yetkin, 1991). Bu durum, Batı Anadolu halıcılığının tek tip bir yapıdan ziyade çok katmanlı bir kültürel zenginliğe sahip olduğunu göstermektedir.

        5. Bergama Halısının Halk Anlatısı
          Sözlü kültür yoluyla günümüze aktarılan anlatıya göre, Bergama ile Dikili arasında yaşayan bir Türkmen beyinin oğlu, obadan bir kızı su başında görerek ona âşık olur. Kız da bu sevgiye karşılık verir; ancak durumun duyulması hâlinde babasının obadaki onurunun zedeleneceğini düşünerek bulunduğu yeri terk eder. Olay, oba içinde dilden dile yayılır.
          Oba beyi, kız tarafına elçiler göndererek evlilik talebinde bulunur; ancak yaşananların onur meselesi olarak görülmesi nedeniyle elçiler geri çevrilir. Sürecin giderek büyümesi, oba içinde huzursuzluğa yol açar ve oba ikiye bölünür. Yaşanan gerginlik, kız ve oğlan tarafları arasında kanlı bir çatışmaya dönüşür. Bu çatışmada Bey’in oğlu hayatını kaybeder. Olayların daha fazla büyümesini önlemek amacıyla oğlan tarafı topluca Sındırgı yöresine göç ederken, kız tarafı Bergama’da kalır (Karaçoban, 2002).
          Sevdiğinden sonsuza dek ayrılmak zorunda kalan genç kız, yaşadığı acıyı ve özlemi dokuduğu halıya yansıtır. Bu nedenle söz konusu halı, halk arasında “Kız Bergama” adıyla anılmaya başlanır. Anlatıya göre halı üzerindeki motifler, ayrılık, kader ve içsel acıyı simgelemekte; halı, genç kızın sözsüz bir anlatım aracı olarak değerlendirilmektedir. Bu yönüyle Kız Bergama halıları, yalnızca bir dokuma ürünü değil, bireysel bir yaşam öyküsünün kültürel temsili olarak kabul edilmektedir (Kayıpmaz et al., 2001).

        6. Sonuç
          Bu çalışmada, Kız Bergama halıları ve Yağcıbedir halılarının Batı Anadolu dokuma geleneği bağlamında incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Yağcıbedir halılarının toplumsal kültürel yaşantıyı ifade ettiğini; Kız Bergama halılarının ise anlatı temelli ve duygusal bir ifade dili sunduğunu ortaya koymaktadır. Her iki halı grubu da Türk halı sanatının kültürel çeşitliliğini ve derinliğini yansıtan önemli miras unsurları olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, söz konusu halıların korunması ve akademik çalışmalarla belgelenmesi kültürel süreklilik açısından büyük önem taşımaktadır.

        Aslanapa, O. (2005). Türk halı sanatı. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
        Deniz, B. (2000). Türk dünyasında halı ve düz dokuma yaygıları. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.
        Yetkin, Ş. (1991). Türk halı sanatı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
        Kültür ve Turizm Bakanlığı. (t.y.). Bergama el halıları. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
        Karaçoban, N. (2002). Günümüze değin Bergama sergeni. Bergama Belleten, 11, İzmir: BERKSAV.
        Kayıpmaz, F., Kayıpmaz, N., & Genç, M. (2001). Tarihten günümüze Bergama halıları. Bergama Belleten, 10, İzmir: BERKSAV.

    • 09:00 10:00
      Hayat Ağacı (Salon A): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hürriyet GÖKDAYI Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 09:00
        İpek Yolu Bağlamında Lotus Motifinin İkonografik Yolculuğu Ve Anadolu’daki Dönüşümü, 15dk

        İpek Yolu Bağlamında Lotus Motifinin İkonografik Yolculuğu ve Anadolu’daki Dönüşümü
        Aybüke Beyza Öztürk

        Özet
        Bu çalışma, lotus motifinin İpek Yolu üzerindeki kültürel dolaşımını ve Anadolu sanatındaki dönüşümünü incelemeyi amaçlamaktadır. Tarih boyunca yalnızca ekonomik bir güzergâh değil, aynı zamanda kültürel etkileşim alanı olan İpek Yolu, farklı coğrafyalara ait estetik anlayışların, sembollerin ve süsleme geleneklerinin karşılaşmasına olanak sağlamıştır. Bu süreçte motifler, bulundukları kültürel çevreye uyum sağlayarak biçimsel ve anlamsal dönüşümler geçirmiş ve kültürler arası görsel aktarımın önemli taşıyıcıları haline gelmiştir.
        Araştırmanın amacı, kökeni Doğu Asya’ya uzanan lotus motifinin tarihsel süreç içerisindeki ikonografik dönüşümünü incelemek ve motifin Anadolu sanatındaki yeniden yorumlanma biçimlerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışma, tarihsel ve ikonografik inceleme yöntemi kullanılarak yürütülmüştür. Lotus motifinin erken dönem örnekleri, Orta Asya’daki Pazırık buluntuları, Orta Asya sanatındaki stilizasyon süreçleri ile Anadolu Selçuklu ve Osmanlı sanatındaki kullanım biçimleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.
        Araştırma sonucunda lotus motifinin Çin ve Orta Asya kökenli bir sembol olarak İpek Yolu aracılığıyla farklı kültürlere yayıldığı ve her coğrafyada yeni estetik yorumlar kazandığı görülmüştür. Özellikle Anadolu Selçuklu sanatında motifin stilize edilerek mimari süsleme repertuarına dâhil edildiği, Osmanlı döneminde ise tezhip ve tekstil sanatlarında hatayi grubu içerisinde gelişimini sürdürdüğü tespit edilmiştir.
        Sonuç olarak lotus motifinin İpek Yolu boyunca geçirdiği ikonografik dönüşüm, motiflerin kültürel dolaşım sürecinde yeniden biçimlendiğini göstermektedir. Bu tarihsel süreç, yerel motiflerin günümüz tasarım anlayışı içerisinde yeniden yorumlanmasına teorik bir zemin sunmaktadır.

        Anahtar Kelimeler: İpek Yolu, lotus motifi, ikonografi, Anadolu sanat

      • 09:15
        Anadolu Destan ve Halk Hikâyelerindeki Aile ve Evlilik Motiflerinde Türk Kültürünün İzleri / Traces of Turkish Culture in the Family and Marriage Motifs of Anatolian Epics and Folk Narratives 15dk

        Özet
        Bu çalışmada Türk kültürünün Anadolu destan ve halk hikâyelerindeki aile ve evlilik motiflerine nasıl yansıdığı ortaya koyularak, motiflerdeki Türk kültürüne ait izlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Türklerin aile ve evlilik kültürünün, Anadolu destan ve hikâyelerinde hangi motiflerle nasıl ifade edildiği ve böylece kültürün motiflerle nasıl yaşatıldığı ele alınmaya çalışılacaktır.
        Evlilik ve aile ile ilgili motifler, disiplinler arası yaklaşımla karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Bu bağlamda öncelikle Türklere ait İslamiyet öncesi ve sonrası yazılı eserler aile ve evlilik motifleri üzerinden incelenip; ardından Anadolu destan ve halk hikâyelerindeki motifler ile karşılaştırılacaktır. Ayrıca Türklerin İslamiyet’i benimsemesi ve farklı kültürlerle etkileşimde bulunmaları kültürlerini etkilemiştir. Bu bakımdan, Türk aile ve evlilik kültüründe ne gibi değişikliklerin olduğu ve Anadolu destan ve halk hikâyelerinde hangi motiflerle ifade edildiği de değerlendirilecektir.
        Çalışma kapsamında Türk kültüründe aile ve evlilikle ilgili unsurların tespit edilmesi için Göktürk ve Uygur yazıtları, Uygur edebi metinleri, Kutadgu Bilig, Dîvânu Lugâti’t-Türk, Dede Korkut Hikayeleri, Oğuz Kağan Destanı gibi eserler incelenecektir. Anadolu halk hikâyelerinden ise Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber, Kerem ile Aslı, Derdiyok ile Zülfisiyah gibi halk hikâyeleri ile Anadolu’da da bilinen ve sahiplenilen Köroğlu Destanı gibi eserler değerlendirme kapsamına alınmıştır.
        Türk kültüründe önemli olan kalın, çeyiz, kız alma, eş seçimi, düğün, doğum ve aile gelenekleri eserlerin içinde genellikle; evlilik için mücadele etme, güçlü, yiğit kişilerle evlenme, doğa üstü varlıklarla evlenme, kızın başlık parası için çabalama, düğün, toy ve eğlence motifleri ile ifade edilmiş ve kültürel unsurları yansıtmıştır.
        Abstract
        This study aims to reveal how Turkish culture is reflected in the family and marriage motifs found in Anatolian epics and folk narratives, and to identify the traces of Turkish cultural elements embedded within these motifs. It seeks to examine through which specific motifs and in what ways the Turkish understanding of family and marriage is articulated in Anatolian epics and folk narratives, thereby demonstrating how culture is preserved and transmitted through such motifs.
        Motifs related to marriage and family will be analyzed comparatively through an interdisciplinary approach. In this context, written sources belonging to the Turks from both the pre-Islamic and post-Islamic periods will first be examined with regard to family and marriage motifs; subsequently, these findings will be compared with the motifs present in Anatolian epics and folk narratives. Furthermore, the adoption of Islam by the Turks and their interaction with different cultures significantly influenced their culture. Accordingly, the study will also evaluate the transformations that occurred in Turkish family and marriage culture and explore how these changes are represented through motifs in Anatolian epics and folk narratives.
        Within the scope of the study, works such as the Orkhon (Göktürk) and Uighur inscriptions, Uighur literary texts, Kutadgu Bilig, Dîvânu Lugâti’t-Türk, The Book of Dede Korkut, and the Epic of Oghuz Khagan will be examined in order to identify elements related to family and marriage in Turkish culture. Among Anatolian folk narratives, Tahir and Zühre, Arzu and Kamber, Kerem and Aslı, Derdiyok and Zülfisiyah, as well as the widely known and culturally appropriated Epic of Köroğlu, will be included in the scope of evaluation.
        In Turkish culture, significant practices and concepts such as bride price (kalın), dowry, formal asking for a girl's hand in marriage ceremony, spouse selection, weddings, birth rituals, and family traditions are generally expressed in these works through motifs such as struggling to attain marriage, marrying strong and heroic figures, marrying supernatural beings, striving to pay the bride price, and depictions of weddings, feasts (toy), and celebrations. Through these motifs, cultural elements are reflected and sustained.

      • 09:30
        Azerbaycan ve Anadolu Kına Gecesi Oyunlarında Kılık Değiştirme Motifi /The Motif of Disguise in Azerbaijani and Anatolian Henna Night Performances 15dk

        Özet
        Kına gecesi, Türk kültüründe evlilik öncesi geçiş ritüellerinin en önemli aşamalarından biri olup gelinin “kız” statüsünden “eş” statüsüne geçişini sembolize eden liminal bir süreçtir. Bu çalışmada kına gecesi oyunlarında görülen kılık değiştirme motifi, ritüel kuramı ve folklorik motif analizi çerçevesinde incelenmiştir. Van Gennep’in geçiş ritüelleri modeli ve Victor Turner’ın liminalite kavramı temel alınarak, kılık değiştirmenin eşik dönemindeki işlevi değerlendirilmiştir.
        Araştırmada Azerbaycan ve Anadolu sahasındaki kına gecesi uygulamaları karşılaştırmalı olarak ele alınmış; kadınların erkek kılığına girmesi, erkeklerin kadın kıyafetiyle oyuna katılması, genç bayanların yaşlı kadın kılığına girmesi, yaşlı bir kadının gelin gibi süslenmesi ya da “gelin”, “koca”, “leblebici” gibi tiplerin canlandırılması gibi örnekler analiz edilmiştir. Bu uygulamaların yalnızca eğlence amacı taşımadığı; toplumsal cinsiyet rollerini geçici olarak askıya alan, sosyal hiyerarşileri tersyüz eden ve kolektif dayanışmayı güçlendiren sembolik bir yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir.
        Kılık değiştirme motifinin mitolojik arka planında Türk kültüründeki don değiştirme, kimlik gizleme ve maskelenme unsurlarının bulunduğu görülmektedir. Şamanist inanç sistemindeki dönüşüm pratiği ile halk tiyatrosundaki tiplerin sürekliliği, bu motifin tarihsel derinliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca yüzün örtülmesi ve kimliğin gizlenmesi uygulamalarının nazar ve kötü ruhlardan korunma inancıyla ilişkili olduğu değerlendirilmiştir.
        Sonuç olarak kılık değiştirme motifi, kına gecesinin dramatik yapısında kimlik dönüşümünün sembolik bir provası niteliğindedir. Bu motif, geçiş ritüelinin liminal karakterini görünür kılarken aynı zamanda Türk halk kültüründe ritüel, mizah ve toplumsal düzen arasındaki dinamik ilişkiyi ortaya koymaktadır.

        Abstract
        The henna night constitutes one of the most significant stages of pre-marital rites of passage in Turkish culture, symbolizing the bride’s transition from the status of a “girl” to that of a “wife” in a liminal process. This study examines the motif of disguise in henna night performances within the framework of ritual theory and folkloric motif analysis. Drawing on Van Gennep’s model of rites of passage and Victor Turner’s concept of liminality, the role of disguise during this threshold period is evaluated.
        The research comparatively explores henna night practices in Azerbaijani and Anatolian contexts, analyzing instances such as women assuming male attire, men participating in female costumes, young women dressing as elderly women, an elderly woman being adorned like a bride, and the enactment of archetypal roles such as the “bride,” “groom,” or “leblebiji.” Findings reveal that these practices are not merely forms of entertainment; rather, they constitute a symbolic structure that temporarily suspends gender roles, subverts social hierarchies, and reinforces collective solidarity.
        The motif of disguise is rooted in the mythological and cultural heritage of the Turkish world, encompassing elements of costume transformation, identity concealment, and masking. The continuity of typified characters in folk theater, alongside transformation practices within shamanistic belief systems, underscores the historical depth of this motif. Furthermore, the covering of the face and concealment of identity are interpreted in relation to beliefs in protection from the evil eye and malevolent spirits.
        In conclusion, the motif of disguise functions as a symbolic rehearsal of identity transformation within the dramatic structure of the henna night. It highlights the liminal character of the rite of passage while simultaneously revealing the dynamic interplay among ritual, humor, and social order in Turkish folk culture.

      • 09:45
        Behçet Necatigil’in “Kilim” Şiirinde Çağ Eleştirisi: Geleneksel Bir Sanatın Modern İmgeye Dönüşümü 15dk

        Türk edebiyatının önde gelen şairlerinden Behçet Necatigil’in 1957 yılında Varlık dergisinde yayımlanan daha sonra 1958’de Arada adlı şiir kitabında yer alan “Kilim” şiiri Anadolu insanın kendini ifade etme biçimlerinden en eskisi olan kilim sanatını merkeze alarak modern insanın ve çağın açmazlarını tıpkı kilim sanatında olduğu gibi sembollerle (ses, renk, nesne vb.) aktarır. Anadolu’nun kültürel mirasının bir parçası olan kilim, burada modern, kentli insanın ve çağın bir göstergesi olarak sunulur. Bir sanat ve zanaat olan kilim dokuma hem insan hayatının belli dönemlerini hem de yaşanılan çağın izlerini taşır. Kilim, dokuyanın duygularını, düşüncelerini sabit birtakım imgelerle ifade ettiği bir sanatken Necatigil modern bir şair olarak bu sabit imgeleri şiirinde çok katmanlı, çokanlamlı imgelere dönüştürür. Bu imgeler de şairin şiir hayatı boyunca farklı duygulara, yaşayış ve düşünüş biçimlerine karşılık gelir. Necatigil’e göre şairler şiirsel olgunluğa ulaşırken üç burçtan geçer: “Gurbet, hasret ve hikmet burçları.” Şair gurbet burcunda kendi şiirine yabancıdır; hasret burcunda asıl şiirine yakınlaşıp kendi şiirini özlemeye başlar. Ancak yaşamı, dünyayı istediğince şekillendiremediğini anlar ve burada zaman kaybetmek yerine hikmet burcuna geçer. Bu burçta artık şikâyet ve isyan yoktur, şair kendini kabullenmiştir. “Kilim” şiiri de vazgeçişin değil isyanın, kabullenemeyişin olduğu bir şiirdir. Çağ, Necatigil’in şiirinde sıklıkla ifade ettiği gibi “çok çiğ”dir, hayattan şikâyet edilir. Bu açıdan bu şiir, hasret burcunda değerlendirilebilir. Şairin şiirdeki isyanının kilim imgesini kullanarak hangi semboller üzerinden aktarıldığı bu bildirinin konusu olacaktır. Böylelikle bu bildiri, Türk el sanatları içinde köklü bir yeri olan kilimin geleneksel bağlamı yanında modern şiirde çağın, yaşamın, bireyin varoluşunun bir metaforu olarak nasıl değerlendirildiğini aydınlatmaya çalışacaktır.

    • 09:00 10:00
      Pıtrak (Salon B): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Nurgül KILINÇ Pıtrak

      Pıtrak

      • 09:00
        Dijital Çağda Geleneksel Anadolu Motiflerinin Marka Kimliğinde Kullanımı 15dk

        Geleneksel Anadolu motifleri, tarihsel süreç içerisinde toplumsal belleğin görsel taşıyıcıları olarak kültürel kimliğin inşasında önemli bir rol üstlenmiştir. Halı, kilim, çini ve çeşitli el sanatlarında görülen bu motifler; aidiyetin, bereketin, korumanın, yaşamın, dönüşümün ve gücün sembolik anlatım biçimleri olarak nesilden nesle aktarılmıştır. Dijitalleşme ile birlikte ise bu geleneksel motifler ve desenler, markaların kendi kimliklerini oluşturma süreçlerinde yeniden yorumlanarak farklı bir bağlamda varlık göstermeye başlamıştır. Çalışma, geleneksel sembollerin dijital ortamda yeniden üretim biçimlerini ortaya koyarak kültürel mirasın çağdaş marka stratejileri içerisindeki yerini değerlendirmeyi ve kültürel değerlerin dijitalleşme sürecindeki dönüşümüne ilişkin disiplinlerarası bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.
        Bu çalışma, dijital çağda faaliyet gösteren markaların kurumsal kimlik tasarımlarında geleneksel Anadolu motiflerini hangi estetik ve kültürel stratejilerle kullandıklarını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında logo tasarımları, sosyal medya paylaşımları ve dijital kampanya görselleri içerik analizi ve göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle değerlendirilecektir. Motiflerin yalnızca dekoratif bir unsur olarak mı kullanıldığı yoksa kültürel kimlik ve yerellik vurgusu taşıyan anlam katmanlarıyla mı sunulduğu tartışılacaktır. Çalışma, kültürel mirasın dijital ortamda yeniden üretimi ve metalaşma süreci bağlamında değerlendirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

      • 09:15
        Kültür Endüstrisinde Geleneksel Motiflerin Yeri: Tadgu Markası Örneği 15dk

        Kültür endüstrisi bugün geleneğin birçok alanından faydalanmakta ve kökü mazide etkisi bugünde bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Türk motiflerini yeniden tasarlayarak hem kültürel görünürlüğe katkı sağlayan hem de ekonomik bir çıktıya dönüştüren “Tadgu” markasının ürünleri kültür endüstrisi bağlamında değerlendirilecektir. Motifler bir milletin yüzyıllardır çeşitli alanlarda kullandığı simgesel bir dildir. Motifler kendine genellikle geleneksel el sanatları, halı, dokuma, bakır, heybe, yazma, patik, dak/ dek gibi ürünlerde yer bulmuş ve yaratıcısının sessiz dili olmuştur. Bugün ise bu motifler tekstil, hediyelik eşya, dövme, reklam gibi yeni inovatif alanlarda üretilmekte ve tüketilmektedir. Tadgu markası “Altaylardan Tuna’ya Kültürel Bir Miras” sloganı ile üretim yapmakta ve genellikle dijital mecraları takip eden genç kuşak tarafından tercih edilmektedir. Çalışmada markanın kurucu ve tasarımcıları ile görüşme yapılması planlanmaktadır. Kullanıcı yorumlarından hareketle motifli ürünlerin tercih edilme sebepleri yorumlanacaktır. Türk motiflerinin kültür endüstrisinde kendine nasıl yer bulduğu ve hangi motivasyonla tercih edildiği “Tadgu” markası örneğinden hareketle tartışılacaktır.

      • 09:30
        Çağdaş Moda Tasarımında Marka Kimliği ve Tasarım Hikâyesindeki İşlevi: Tadgu Örneği 15dk

        Dünya genelinde yaşanan teknolojik gelişmeler ve küreselleşmenin etkisiyle hızla tekdüzeleşen moda endüstrisi içerisinde kültürel kimlik arayışı, tasarım süreçlerinde geleneksel kaynaklardan beslenmeyi yaygınlaştırmıştır. Anadolu coğrafyasının sahip olduğu tarihi zenginlikleri ve ifade gücü yüksek motif mirası çağdaş moda tasarımcıları tarafından kullanılan zengin bir referans alanı oluşturmaktadır.
        Bu çalışma, geleneksel Türk motiflerinin çağdaş moda tasarımında marka kimliği oluşturma sürecindeki işlevini Tadgu markası örneği üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel mirasını ve Türk mitolojisinin güçlü anlatı geleneğini modern tasarım anlayışıyla buluşturan Tadgu markası, tasarımlarında dokuz farklı Türk motifine yer vermiş; bu motifleri minimal, modern ve geometrik formlarla destekleyerek çağdaş bir tasarım dili içerisinde güncel moda alanında koleksiyonlar oluşturmuştur. Motifler doğrudan geleneksel biçimleriyle kullanılmış; her bir koleksiyon kullanılan motifin diliyle hikayeleştirilmiştir. Böylece hem kültürel hafızayı canlandırmış hem de günümüz estetik anlayışına uygun görsel bir bütünlük ile koleksiyonlarını ortaya koymuştur.
        Çalışma kapsamında, Tadgu koleksiyonunda yer alan Türk motifleri ile tasarlanmış 9 adet tasarım örneklem olarak seçilmiş ve biçimsel dönüşüm, sembolik anlam aktarımı ve marka kimliğine katkı bağlamında analiz edilmiştir. Çalışma nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiştir.
        Elde edilen bulgular, geleneksel motiflerin yalnızca fiziksel bir nesne ortaya koymak için değil; kültürel sürdürülebilirliği sağlayan, tasarım hikâyesini güçlendiren ve marka kimliğine özgünlük kazandıran bir ifade dili olarak tasarımlara aktarıldığı görülmektedir. Tadgu örneği, Anadolu motiflerinin çağdaş moda tasarımında minimal ve geometrik bir estetik anlayışla yeniden yorumlanmasının, yerel kimlik ile küresel tasarım dili arasında dengeli bir köprü kurabildiğini göstermektedir.

        Konuşmacılar: Sibel ÖZDEMİR (Tadgu)
      • 09:45
        Geleneksel Ahşap Kalıp Baskı Tekniğiyle Üretilen Yazmacılık Motiflerinin Dijital Yeniden Üretimi: Algısal Bir Karşılaştırma / Digital Reproduction of Block Printing Motifs Produced Using the Traditional Woodblock Printing Technique: A Perceptual Comparison 15dk

        Özet
        El sanatları, toplumların estetik anlayışını, yaşam biçimini ve tarihsel birikimini yansıtan miras unsurları arasında yer almaktadır. Anadolu’da el sanatları geleneği içinde önemli bir yere sahip olan yazmacılık, ahşap kalıplarla oluşturulan baskıları ve yöresel motifleriyle bu mirasın özgün örneklerinden biridir. Somut olmayan kültürel miras kapsamında yer alan bu motiflerin zaman içinde yok olma riskine karşı belgelenmesi ve arşivlenmesi gerekmektedir. Dijitalleştirme, motiflerin saklanmasını, gelecek nesillere aktarılmasını ve kültürel belleğin korunmasını kolaylaştırmaktadır. Ayrıca, geleneksel ahşap kalıp baskı motiflerinin üretim süreci emek yoğun ve zaman alıcı olduğundan, bu motiflerin vektörel biçimde oluşturulması tasarımcılara ölçeklenebilirlik, renk varyasyonu ve kompozisyon esnekliği sağlamaktadır. Moda ve tekstil endüstrisinde değişen tasarım talepleri, yerel motiflerin yeni koleksiyonlarda kullanılmasını teşvik etmekte; dijital motifler farklı yüzey tasarımlarına kolaylıkla uyarlanabilmektedir. Bunun yanı sıra, dijitalleştirme süreci motiflerin küresel tasarım ortamlarında görünürlüğünü artırarak kültürel motiflerin uluslararası tasarım diline entegre edilmesine katkı sunmaktadır. Ancak bu süreç, geleneksel üretime özgü el işçiliği estetiğinin ve kültürel bağlamın korunması açısından tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, dijitalleştirmenin kültürel sürdürülebilirlik ve estetik dönüşüm açısından değerlendirilmesi önemlidir.
        Bu araştırmanın amacı, geleneksel ahşap kalıp baskı tekniğiyle üretilen yazmacılık motiflerinin dijital yeniden üretim sürecinde ortaya çıkan biçimsel dönüşümü ve algısal etkileri karşılaştırmalı olarak analiz etmektir.
        Araştırmada nitel yöntem kullanılmıştır. Geleneksel ahşap kalıp baskı tekniğiyle üretilmiş 5 motif belirlenmiş, bu motiflerin vektörel çizimleri hazırlanmış ve dijital baskı tekniği ile aynı özellikleri taşıyan bir kumaşa uygulanmıştır. Standartlaştırılmış arka plan, renk ve ölçek koşullarında hazırlanan örnekler 5 alan uzmanı tarafından; otantiklik, estetik özellikler, kültürel ve sembolik bağlam boyutlarında değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler motif türleri arasındaki algısal farklılıkların belirlenmesi amacıyla sınıflandırılmıştır.
        Araştırma sonucunda geleneksel üretim yöntemine özgü el işçiliği estetiği, mikro-asimetri ve yüzey dokusu gibi karakteristik özelliklerin dijital yeniden üretim sürecinde nasıl değiştiği, geleneksel ve vektör tabanlı hazırlanmış motiflerin tekstil tasarımında kullanım potansiyelini, otantiklik algısını, estetik özelliklerini, kültürel ve sembolik bağlamını nasıl etkilediği karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur.
        Anahtar Kelimeler: Ahşap Kalıp Baskı, Dijitalleşme, Kültürel Miras, Algısal Değerlendirme, Moda ve Tekstil Tasarımı

        Abstract
        Handicrafts are among the heritage elements that reflect the aesthetic understanding, way of life, and historical legacy of societies. In Anatolia, woodblock printing, which occupies an important place within the tradition of handicrafts, is one of the unique examples of this heritage with its woodblock prints and regional motifs. These motifs, which fall within the scope of intangible cultural heritage, need to be documented and archived to prevent the risk of disappearing over time. Digitisation facilitates the preservation of motifs, their transmission to future generations, and the protection of cultural memory. In addition, since the production process of traditional woodblock print motifs is labour-intensive and time-consuming, recreating these motifs in vector form provides designers with scalability, colour variation, and compositional flexibility. Changing design demands in the fashion and textile industry encourage the use of local motifs in new collections; digital motifs can be easily adapted to different surface designs. Furthermore, the digitisation process increases the visibility of motifs in global design environments, contributing to the integration of cultural motifs into the international design language. However, this process also raises debates regarding the preservation of the aesthetics of traditional craftsmanship and cultural context. Therefore, it is important to evaluate digitisation in terms of cultural sustainability and aesthetic transformation.
        The aim of this research is to comparatively analyse the formal transformation and perceptual effects that emerge during the digital reproduction of block printing motifs produced using the traditional woodblock printing technique.
        The study employed qualitative methods. Five motifs produced using the traditional woodblock printing technique were identified, vector drawings of these motifs were prepared, and they were applied to a fabric with the same characteristics through digital printing techniques. The samples, prepared under standardised background, colour and scale conditions, were evaluated by five field experts in terms of authenticity, aesthetic characteristics, and cultural and symbolic context dimensions. The data obtained were classified to determine the perceptual differences between motif types.
        The research revealed how characteristic features specific to traditional production methods, such as craftsmanship aesthetics, micro-asymmetry and surface texture, were transformed during the digital reproduction process. It also comparatively demonstrated how traditionally produced and vector-based motifs affected their potential use in textile design, the perception of authenticity, aesthetic characteristics, and cultural and symbolic context.
        Keywords: Woodblock Printing, Digitisation, Cultural Heritage, Perceptual Evaluation, Fashion and Textile Design.

    • 09:00 10:00
      Yıldız (Salon E): I. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Aysun ALTUNÖZ Yıldız

      Yıldız

      • 09:00
        Anadolu Kültüründe Hayat Ağacı Motifinin Çağdaş Takı Sanatında Yeniden Yorumu: Anlam, Süreklilik ve Biçim Dönüşümü-Reinterpretation of the Tree of Life Motif in Contemporary Jewelry Art within Anatolian Culture: Meaning, Continuity, and Formal Transformation 15dk

        Hayat ağacı motifi, yaşam, bereket, süreklilik, koruma ve yeniden doğuş gibi kavramlarla ilişkilendirilen, farklı kültürlerde ve tarihsel dönemlerde karşılaşılan köklü bir simgesel anlatımdır. Anadolu kültüründe ise bu motif, değişen inanç sistemleri, estetik anlayışlar ve üretim pratikleri içinde farklı biçim ve anlam katmanları kazanarak varlığını sürdürmüştür. Bu çalışma, hayat ağacı motifinin Anadolu kültüründeki tarihsel ve simgesel serüvenini inceleyerek, söz konusu motifin çağdaş takı sanatı bağlamında nasıl yeniden yorumlanabileceği sorusuna odaklanmaktadır. Bu çerçevede motifin ortaya çıkışı, anlam alanı, zaman içindeki biçimsel evrimi ve farklı topluluklar tarafından üstlenilen temsilleri ele alınacak; ayrıca resim, mimari, heykel ve geleneksel sanatlar gibi farklı disiplinlerdeki kullanım biçimleri seçili örnekler üzerinden değerlendirilecektir. Çalışma, bilgi üretimini tasarım ve üretim süreci üzerinden ele alan sanatsal araştırma yaklaşımına dayalı, uygulama temelli nitel bir araştırma olarak yapılandırılmıştır. Araştırmanın kuramsal aşamasında literatür taraması ve görsel örnek incelemesi yoluyla hayat ağacı motifinin kültürel ve biçimsel sürekliliği analiz edilecektir. Uygulama aşamasında ise beş araştırmacı, ortak kuramsal zeminden hareketle hayat ağacı motifini çağdaş takı sanatı içinde bireysel yorumlarla yeniden ele alacak ve her biri özgün bir tasarım geliştirecektir. Bu tasarımlar; simgesel gönderme, biçimsel dönüşüm, malzeme kullanımı ve kişisel ifade biçimi açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Çalışmanın, hayat ağacı motifinin yalnızca tarihsel bir bezeme unsuru olarak değil, çağdaş takı sanatında yeniden anlamlandırılabilen ve farklı biçimsel açılımlara imkân tanıyan canlı bir görsel kaynak olduğunu ortaya koyması beklenmektedir. Bu yönüyle araştırma, Anadolu kültürel mirasının çağdaş takı pratiği içinde nasıl dönüştürüldüğünü tartışmaya açarak, geleneksel motiflerin güncel sanat ve tasarım alanındaki üretim potansiyeline ilişkin uygulamalı bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
        The Tree of Life motif is a deeply rooted symbolic image associated with concepts such as life, fertility, continuity, protection, and rebirth, and it appears across diverse cultures and historical periods. Within Anatolian culture, this motif has sustained its presence over time by acquiring new formal and symbolic layers through changing belief systems, aesthetic approaches, and modes of production. This study examines the historical and symbolic trajectory of the Tree of Life motif in Anatolian culture and focuses on how it may be reinterpreted within the context of contemporary jewelry art. In this framework, the origin of the motif, its semantic range, its formal evolution over time, and its representations across different communities will be explored. In addition, its use in various artistic disciplines—such as painting, architecture, sculpture, and traditional arts—will be evaluated through selected examples.The study is structured as a practice-based qualitative research project grounded in an artistic research approach that considers knowledge production through the processes of design and making. In the theoretical phase of the research, the cultural and formal continuity of the Tree of Life motif will be analyzed through a review of the relevant literature and the examination of visual examples. In the practical phase, five researchers, working from a shared theoretical framework, will reinterpret the Tree of Life motif within contemporary jewelry art through individual perspectives, each producing an original design. These designs will then be comparatively evaluated in terms of symbolic reference, formal transformation, material use, and modes of personal expression. The study is expected to demonstrate that the Tree of Life motif is not merely a historical decorative element, but rather a vital visual source that can be re-signified within contemporary jewelry art and can generate diverse formal possibilities. In this respect, the research aims to offer a practice-based contribution to current discussions on how Anatolian cultural heritage may be transformed within contemporary jewelry practice, while also highlighting the productive potential of traditional motifs in contemporary art and design.

        Konuşmacılar: Nesrin Yeşilmen (Mardin Artuklu Üniversitesi- Midyat Sanat ve Tasarım Fakültesi), Bayan Sevde Baran (Mardin Artuklu Üniversitesi- Midyat Sanat ve Tasarım Fakültesi)
      • 09:15
        Geleneksel Motiflerin Giyilebilir Sanat Nesnesine Dönüşümü: Hatai Motifi Örneği-Transformation of Traditional Motifs into Wearable Art Objects: The Case of the Hatai Motif 15dk

        Özet
        Toplumların tarihsel süreçten gelen birikimlerini ve ulaştıkları estetik anlayışı yansıtan geleneksel sanatlar, kültürel kimliğin en önemli taşıyıcılarındandır. Kültürel sürekliliği sağlamak adına, bu mirasın olduğu gibi korunmasının yanında, günümüzün sanat anlayışı ve farklı disiplinlerin etkileşimiyle yeniden üretilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bildirinin temel amacı, geleneksel Türk süsleme sanatlarının vazgeçilmez unsurlarından biri olan Hatai motifinin, farklı bir disiplin olan çağdaş takı tasarımında yeniden üretim sürecini incelemektir.
        Tabiatta bulunan çeşitli çiçeklerin dikine kesitinin, asıl kaynağı tam olarak belli olmayacak derecede yoğun bir biçimde üsluplaştırılmasıyla ortaya çıkan Hatai motifi, Türk süsleme sanatlarında bitkisel desenlere temel teşkil eden oldukça yaygın bir bezeme öğesidir. Çalışma kapsamında bu motif, yirminci yüzyılın sonlarından itibaren yalnızca bedeni süsleyen bir obje olmanın ötesine geçerek kavramsal derinlik taşıyan bağımsız bir sanat nesnesine dönüşen çağdaş takı formlarına aktarılmıştır.
        Bu disiplinler arası etkileşim bağlamında, yazar tarafından bronz metal kili, 950 ayar gümüş, 22 ayar altın, epoksi reçine ve oksidasyon gibi teknikler kullanılarak üretilen "Gövde" isimli broş, "Silsile" isimli kolye ucu ve "Sır" isimli yüzük biçimsel ve kavramsal açıdan analiz edilmiştir. Sonuç olarak; incelenen uygulamalar, geleneksel motiflerin çağdaş takı formlarıyla yeniden yorumlanmasının, bu mirası alışılagelmiş geleneksel yüzeylerden çıkararak beden üzerinde taşınan, gündelik hayatta kullanılan ve görünürlüğü artan yaşayan bir sanat diline dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.

        Abstract
        Traditional arts, which reflect the historical accumulation and aesthetic understanding of societies, are among the most significant carriers of cultural identity. In order to ensure cultural continuity, it is of great importance not only to preserve this heritage as it is, but also to reproduce it through today's understanding of art and interdisciplinary interaction. The main purpose of this paper is to examine the reproduction process of the Hatai motif, one of the indispensable elements of traditional Turkish decorative arts, within a different discipline: contemporary jewelry design. The Hatai motif, which emerges from the intense stylization of the vertical cross-sections of various flowers found in nature to the extent that their original source is almost unrecognizable, is a highly common decorative element that forms the basis of botanical patterns in Turkish decorative arts. Within the scope of this study, this motif has been transferred into contemporary jewelry forms, which, since the late twentieth century, have transcended being mere objects that adorn the body and transformed into independent art objects bearing conceptual depth. In the context of this interdisciplinary interaction, the brooch named "Gövde", the pendant named "Silsile", and the ring named "Sır"—produced by the author using techniques and materials such as bronze metal clay, 950 sterling silver, 22-karat gold, epoxy resin, and oxidation—have been analyzed formally and conceptually. In conclusion, the examined applications reveal that reinterpreting traditional motifs through contemporary jewelry forms removes this heritage from conventional traditional surfaces, transforming it into a living artistic language that is carried on the body, used in daily life, and possesses increased visibility.

      • 09:30
        Geleneksel Penç Motifinin Çağdaş Takı Üretimine Aktarımı: Biçimsel ve İşlevsel Bir Değerlendirme-Transferring the Traditional Penç Motif into Contemporary Jewelry Production: A Formal and Functional Evaluation 15dk

        Bu bildiri, geleneksel Türk süsleme sanatlarında önemli bir yere sahip olan penç motifinin tarihsel kökenini, kültürel bağlamını ve biçimsel özelliklerini inceleyerek, söz konusu motifin çağdaş takı tasarımına aktarım olanaklarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada öncelikle penç motifinin klasik bezeme anlayışı içindeki yeri, farklı kullanım alanları ve zaman içerisindeki görsel dönüşümü literatür taraması kapsamında ele alınacaktır. Ardından motif; form, çizgi, ritim, tekrar ve kompozisyon özellikleri bakımından incelenerek çağdaş takı üretimine uyarlanabilecek tasarım potansiyeli açısından analiz edilecektir. Araştırmanın uygulama aşamasında, bu bildirinin yazarları arasında yer alan üç öğrenci ile birlikte, penç motifinden hareketle günümüz kullanıcı beklentilerine ve takı sektörünün güncel yönelimlerine uygun, üretilebilir, kullanılabilir ve ticarileşme potansiyeli taşıyan özgün takı tasarımları geliştirilecektir. Bu süreçte geleneksel motif, yalnızca estetik bir bezeme unsuru olarak değil; aynı zamanda işlevsel, yenilikçi ve ekonomik değere dönüştürülebilen bir tasarım verisi olarak ele alınacaktır. Çalışmanın, kültürel miras niteliği taşıyan geleneksel motiflerin çağdaş tasarım anlayışı içerisinde yeniden yorumlanmasına, eğitim sürecinin uygulamalı üretimle desteklenmesine ve geleneksel görsel dilin güncel takı piyasasıyla buluşturulmasına katkı sunması beklenmektedir.
        This paper aims to examine the historical origins, cultural context, and formal characteristics of the penç motif, which holds an important place in traditional Turkish ornamental arts, and to evaluate its possibilities of adaptation into contemporary jewelry design. First, the place of the penç motif within the classical ornamental tradition, its various areas of use, and its visual transformation over time will be discussed through a literature review. Then, the motif will be analyzed in terms of form, line, rhythm, repetition, and compositional structure in order to identify its design potential for contemporary jewelry production. In the practical phase of the study, original jewelry designs will be developed together with three students, who are also among the authors of this paper, based on the penç motif and shaped in accordance with current user expectations and the contemporary tendencies of the jewelry sector, with an emphasis on producibility, usability, and commercialization potential. In this process, the traditional motif will be approached not only as an aesthetic decorative element, but also as a design input capable of generating functional, innovative, and economic value. The study is expected to contribute to the reinterpretation of traditional motifs as cultural heritage within a contemporary design perspective, to support the educational process through practice-based production, and to establish a connection between traditional visual language and the current jewelry market.

        Konuşmacılar: Nesrin Yeşilmen (Mardin Artuklu Üniversitesi- Midyat Sanat ve Tasarım Fakültesi), Bayan Yağmur Taş (Mardin Artuklu Üniversitesi- Midyat Sanat ve Tasarım Fakültesi)
      • 09:45
        Kültürel Bellekten Geleceğe: Anadolu Motiflerinin Yeniden Üretimi ve Sürdürülebilir Miras Yönetimi 15dk

        Somut olmayan kültürel mirasın korunması, küreselleşmenin hızlandırdığı kültürel etkileşim ve standartlaşma süreçleri karşısında yerel kimliklerin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda kültürel bellek, toplumsal sürekliliğin temel referans alanını oluşturmakta, geleneksel motifler ise bu belleğin görsel ve sembolik taşıyıcıları arasında yer almaktadır.
        Anadolu’nun çok katmanlı tarihsel birikiminin ürünü olan motifler; yalnızca estetik öğeler değil kolektif deneyimi, inanç sistemlerini ve kimlik inşa süreçlerini yansıtan kültürel kodlardır. Ancak sistematik belgeleme ve envanterleme eksiklikleri ile bütüncül miras yönetimi stratejilerinin yetersizliği, kültürel süreklilik açısından kırılganlık yaratmaktadır.
        Bir kültür taşıyıcısı olarak motiflerin aktarımı, farklı coğrafi bağlamlarda ve kolektif bilinç düzlemlerinde değişen anlatım biçimleri aracılığıyla anlam kazanmaktadır. Motiflerin nasıl üretildiği kadar, nasıl okunduğu ve yorumlandığı da kültürel bilginin oluşumunda belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda tasarımcının bir motifi çözümleme, bir deseni yorumlama ve biçimsel gelişim sürecinden bağımsız olarak yetiştiği kültürel bilinç çerçevesinde yeniden üretme pratiği, tasarımın temel kodlarını oluşturmaktadır. Örneğin Karadeniz Bölgesi’nde bilinen bir motifin Doğu Anadolu’da kullanılan yerel bir boya ile yeniden üretilmesi ya da Ege Bölgesi’ne ait bir motifin Akdeniz bölgesinde farklı bir anlam katmanıyla algılanması, kültürel kodların mekânsal dolaşımını ve dönüşümünü görünür kılmaktadır. Bu durum, motiflerin sabit ve tekil anlamlara sahip olmadığını; aksine kültürel bellek içinde devingen bir yapıda yeniden yorumlandığını göstermektedir.
        Bu çalışma, “Gelenekten Geleceğe Anadolu Motifleri” projesi kapsamında yürütülen belgeleme, envanterleme, dijitalleştirme ve yeniden üretim süreçlerini kültürel bellek ve çağdaş miras yönetimi perspektifinden değerlendirecektir. Söz konusu kodların kültürel bellekten çağdaş tasarım ve üretim pratiklerine aktarımında izlenecek kültür politikalarının nasıl yapılandırılması gerektiğini sorgulanarak çözüm yöntemleri bilimsel bir perspektifte, nitel araştırma yaklaşımıyla sunulacaktır. Araştırmamız, dijital arşivleme ve tasarım temelli yeniden yorumlama pratiklerinin kültürel sürekliliği destekleyen, katılımcı ve sürdürülebilir kültür politikaları için bütünleşik bir model sunmaktadır.

    • 10:00 10:15
      Kahve Molası / Coffee Break 15dk
    • 10:15 11:15
      Bukağı (Salon C): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Yılmaz KAVAL Bukağı

      Bukağı

      • 10:15
        Türk Destanlarının Çizgi Film Uyarlamalarında Motifin Görsel Kimlik İnşasındaki Rolü 15dk

        Bu bildiri, Türk destanlarının çizgi film uyarlamalarında kullanılan geleneksel motiflerin görsel kimlik inşasındaki rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Destanlar, kültürel belleğin taşıyıcıları olarak tarihsel ve sembolik bir anlam katmanına sahiptir. Bu anlatıların dijital çağda animasyon formuna aktarılması, yalnızca bir uyarlama süreci değil; aynı zamanda kültürel kodların yeniden üretimi ve yeniden yorumlanması anlamına gelmektedir. Bu süreçte motifler, dekoratif unsurlar olmanın ötesinde, kimlik inşa eden görsel göstergeler olarak işlev görmektedir.
        Çalışma, motif kavramını göstergebilimsel bir çerçevede ele almakta ve Roland Barthes’ın mit kavramı doğrultusunda çok katmanlı anlam üretimi üzerinden değerlendirmektedir. Motifler; gösteren, gösterilen ve kültürel mit düzleminde analiz edilerek animasyon anlatısındaki konumları çözümlenecektir. Bu bağlamda karakter tasarımları, kostüm detayları, mekân kurguları ve sahne kompozisyonlarında yer alan geometrik, bitkisel ve mitolojik motiflerin işlevi incelenecektir.
        Araştırma yöntemi olarak nitel içerik analizi ve görsel çözümleme yöntemi kullanılacaktır. Seçili Türk destanı temelli animasyon yapımları örneklem olarak belirlenerek motiflerin kullanım biçimleri; (1) dekoratif kullanım, (2) sembolik kullanım ve (3) kimlik kurucu kullanım olmak üzere üç kategoride değerlendirilecektir. Geleneksel motiflerin tarihsel anlamları ile animasyondaki yeniden temsilleri karşılaştırılarak kültürel süreklilik ve dönüşüm ilişkisi ortaya konulacaktır.
        Çalışma, dijital anlatı ortamlarında kültürel mirasın nasıl yeniden yapılandırıldığını tartışmakta ve animasyon tasarımında motif kullanımının ulusal görsel kimlik üretimindeki stratejik önemine dikkat çekmektedir. Böylece motiflerin yalnızca estetik bir süsleme aracı değil, kültürel hafızayı görünür kılan ve kimlik bilinci oluşturan aktif görsel bileşenler olduğu ileri sürülmektedir.
        Bu bağlamda bildiri, görsel iletişim tasarımı, animasyon çalışmaları ve kültürel aktarım literatürüne disiplinlerarası bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

      • 10:30
        Anadolu Sözlü Kültüründe Motiflerin Kültürel Bellekten Dijital Temsile Dönüşümü: Yapay Zekâ Destekli Metinler Üzerine Bir İnceleme (From Cultural Memory to Digital Representation: The Transformation of Motifs in Anatolian Oral Culture in AI-Assisted Texts) 15dk

        Bu bildiri, Anadolu sözlü kültüründe yer alan geleneksel motiflerin yapay zekâ destekli metin üretiminde nasıl temsil edildiğini ve bu temsil biçimlerinin kültürel bellekle ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel sorusu, kültürel belleğin taşıyıcısı olan motiflerin dijital anlatılarda işlevsel bir süreklilik mi yoksa anlam düzleşmesi mi yaşadığıdır.
        Yöntem olarak, sözlü kültürde sıkça karşılaşılan yol, kader, dağ, ateş ve hayvan motifleri seçilmiş; bu motiflerin atasözü ve deyimlerdeki kullanımları ile yapay zekâ tarafından kontrollü yönlendirmelerle üretilmiş kısa metinlerdeki temsilleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Analiz sürecinde motiflerin bağlamla ilişkisi, anlam yoğunluğu ve normatif işlevi temel ölçütler olarak alınmıştır.
        Bulgular, geleneksel metinlerde motiflerin toplumsal deneyimi yoğunlaştıran, davranış yönlendiren ve kültürel belleği canlı tutan işlevlere sahip olduğunu; yapay zekâ metinlerinde ise motiflerin çoğunlukla tanınabilirlik ve estetik çağrışım üretme amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Bu durum, motiflerin kültürel bağlamdan kısmen koparak anlatısal şablonlara dönüşme eğilimi taşıdığını ortaya koymaktadır.
        Sonuç olarak çalışma, yapay zekânın geleneksel motifleri yeniden üretme kapasitesini teknik bir yeterlilik sorunu olarak değil, kültürel temsil ve anlam aktarımı bağlamında değerlendirmektedir. Dijital anlatılarda motiflerin kültürel bellekle kurduğu ilişkinin dönüşümü, çağdaş kültürel üretim süreçleri açısından tartışmaya açılmaktadır.
        Anahtar Kelimeler: Kültürel bellek, motif, sözlü gelenek, yapay zekâ, dijital anlatı.
        This paper aims to examine how traditional motifs in Anatolian oral culture are represented in AI-assisted text generation and to explore the relationship between these modes of representation and cultural memory. The central research question is whether motifs that function as carriers of cultural memory maintain their functional continuity in digital narratives or undergo semantic flattening.
        Methodologically, frequently encountered motifs in oral tradition—such as the road, fate, mountain, fire, and animal motifs—were selected. Their functions in proverbs and idioms were comparatively analyzed alongside their representations in short texts generated through controlled prompts in an AI-based text production system. The analysis was conducted according to three main criteria: contextual embeddedness, density of meaning, and normative function.
        The findings indicate that in traditional texts, motifs condense social experience, guide behavior, and sustain cultural memory, whereas in AI-generated texts they are predominantly employed to provide recognizability and aesthetic resonance. This suggests a tendency for motifs to become partially detached from their cultural context and to function as narrative templates.
        In conclusion, the study approaches the reproduction of traditional motifs by artificial intelligence not as a matter of technical adequacy but as an issue of cultural representation and meaning transmission. The transformation of the relationship between motifs and cultural memory in digital narratives is discussed within the framework of contemporary cultural production.
        Keywords: Cultural memory, motif, oral tradition, artificial intelligence, digital narrative.

      • 10:45
        Anadolu Halk Kültüründe Ayna ve Kozmik Geometri: Yaşam Çiçeği Motifinin Sembolik Okuması 15dk

        Anadolu kültüründe aynalar eski devirlerden itibaren sadece yansıtıcı nesneler olarak görülmemiş, halk kültürü ve sembolik manalar ile yüklü kültürel ögeler olarak da kabul edilir. Bu çalışma Tunceli Müzesi koleksiyonunda yer alan ahşap bir ayna üzerine işlenmiş “yaşam çiçeği” motifini nesne odaklı halk bilimi yaklaşımıyla yorumlamayı amaçlamaktadır. Anadolu aynaları ile ilgili yapılan çalışmalara bakıldığında genelde şekil ve işlev yönleri ile sınırlı kaldığı, halk kültürü ve sembolik anlamlarına yeterince odaklanılmadığı görülür. Bu çalışma belirtilen eksikliği gidermeyi ve Anadolu aynalarının folklor nesnesi olarak da analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma nesne odaklı halk bilimi yaklaşımı doğrultusunda, Anadolu insanının kolektif bellekteki anlam yaratma sürecini analiz edecektir. Çalışmada Panofsky’nin “ikonografik çözümleme” yönteminin yanında Mircea Eliade’nin “kutsal ve dindışı” kavramlarından ve sembolik çözümleme çalışmalarından yararlanılmıştır. Bu bağlamda aynanın üretildiği tarihsel bağlamın yanında Anadolu halk inanışlarında yüklediği misyon ve ifade ettiği sembolik anlamlar bir arada değerlendirilmiştir. Çalışmada evrensel bir motif olarak kabul edilen “yaşam çiçeği” motifinin döngüsel ve bütünsellik anlamlarının yanında Anadolu halk kültürü ve inanışlarında temsil ettiği anlamlar ele alınıp aynanın çeşitli sembolik işlevleri ifade edilecektir. Eski Türk ve Anadolu halk inanışlarında hem ayna hem de üstünde yer alan yaşam çiçeği motifinin halk kültüründe zengin bir temsil kapasitesi olduğu görülmüştür. Bu da Anadolu insanının sadece sözlü gelenekle değil nesneler aracılığıyla da halk kültürünü yansıttığını ve kuşaktan kuşağa aktardığını kanıtlamaktadır. Bu çalışma, Anadolu folklorunu açıklarken somut kültürel miras ögelerinden de oldukça faydalanabileceğimizi göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışmada Tunceli müzesinde yer alan tarihi bir ayna üzerinde yer alan yaşam çiçeği motifinden hareketle hem bu motifi yorumlamayı hem de aynanın Anadolu halk inanışlarındaki yeri ve işlevini ortaya koymuştur. Böylece ayna ile beraber maddi kültür ve halk inanışları arasında var olan bağlantıları gün yüzüne çıkaran çalışmalara katkı sunulacaktır. Ayrıca çalışma Tunceli Müzesi’ndeki bu ayna ile beraber müzelerde yer alan nesnelerin halk bilimi bağlamında yeniden yorumlanmasına katkı sunacak ve gelecek çalışmalara katkıda bulunacaktır.

      • 11:00
        Anadolu Motiflerinin Algoritmik Taklidi: Yapay Zekâ Üretiminde Kültürel Bağlam ve Temsil 15dk

        "Uluslararası Gelenekten Geleceğe Anadolu Motifleri Sempozyumu" için Anadolu Motiflerinin Algoritmik Taklidi: Yapay Zekâ Üretiminde Kültürel Bağlam ve Temsil’ başlıklı bildiri özetim ekte yer almaktadır. Bilgilerinize sunarım.

    • 10:15 11:15
      Eli Belinde (Salon D): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Cavit POLAT Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 10:15
        Suluca Karahöyük Buluntuları Arasında İmgesel Bir Nesne 15dk

        Suluca Karahöyük, Kızılırmak kavsi içerisinde yer alan ve Kalkolitik Çağ’dan günümüze uzanan uzun süreli yerleşim evreleriyle bölgesel arkeoloji açısından önemli veriler sunan bir höyüktür. Bu uzun süreli iskân süreci, alanın yalnızca maddi kültür açısından değil, aynı zamanda inanç pratikleri, sembolik anlatımlar ve motifler aracılığıyla aktarılan düşünsel gelenekler bakımından da süreklilik gösteren bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, höyükte gerçekleştirilen arkeolojik kazılar sonucunda ele geçen ve biçimsel özellikleriyle imgesel nitelik taşıdığı değerlendirilen tekil bir nesne ele alınmaktadır. Söz konusu nesne, işlevsel bir kullanımın ötesinde, stilize betimleme unsurları ve ikonografik motifler aracılığıyla sembolik ve temsili anlamlar taşıdığına işaret etmektedir. Çalışmada öncelikle nesnenin hammadde özellikleri, üretim tekniği ve korunma durumu tanımlanmış; ardından üzerindeki motiflerin biçimsel özellikleri tipolojik ve karşılaştırmalı yöntemler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anadolu’nun çağdaş yerleşimlerinden bilinen benzer örneklerle yapılan karşılaştırmalar, nesnenin yalnızca gündelik kullanıma yönelik bir obje olmadığını, aynı zamanda güçlü bir imgesel anlatım barındırdığını göstermektedir. Nesne üzerinde yer alan ikonografik motiflerin, Suluca Karahöyük ve yakın çevresinde izlenebilen inanç temelli uygulamalar ile ritüel pratiklerin uzun erimli bir süreklilik gösterdiğine işaret ettiği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda söz konusu buluntu, motiflerin zaman içerisinde dönüşerek varlığını sürdürdüğünü ve bölgenin düşünsel dünyasında kalıcı bir yer edindiğini ortaya koymaktadır. Böylece nesne, Suluca Karahöyük’ün ritüel ve sembolik peyzajını anlamada önemli bir arkeolojik veri niteliği taşımaktadır.
        Anahtar Kelimeler: Suluca Karahöyük, Erken Tunç Çağı, Adak Levhası, Hayvan motifleri, İkonografik analiz

        Konuşmacılar: Semih Yaşar ÇİZİKCİ (Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi)
      • 10:30
        İonik Başlığın Kökeni Olarak Bir Anadolu Motifi: Koçbaşı / An Anatolian Motif as the Origin of the Ionic Capital: The Ram's Head 15dk

        Antik dönem Yunan mimarisinde görülen iki ana düzenden biri olan İonik Düzen, özellikle Anadolu’nun antik dönem bölgelerinden İonia’da (Batı Anadolu) gelişerek yaygınlaşmış bir düzen olarak karşımıza çıkmaktadır. Mimari olarak, bir diğer antik Yunan mimari düzeni olan Dor Düzeni’nden estetik yapısı ile ayrılan İonik düzen, daha zarif, daha süslü ve ince bir yapıya sahiptir. Diğer taraftan İonik Düzen’in en belirgin farklılıklarından bir tanesi sahip olduğu başlık tipidir. Tek yönlü ve tamamen bezemesiz olan Dorik başlığa karşılık İonik başlık iki yönlü, çok bezemeli ve cepheden bakıldığında yanlarda birer spiral şeklinde içe kıvrılarak biten volütlere sahip bir başlık biçimidir. İonik başlığın bu özel şeklinin kökenini Megiddo-Hazor (Suriye-Filistin Bölgesi) başlıklarına, Mısır’da yetişen lotus çiçeğinin, palmiye ağacının ve papirüs bitkisinin kıvrımlarına veya bitkisel kökenli duvar bezemelerine, Asur mühürlerindeki tasvirlere dayandıran arkeolojik çalışmalar olmasına rağmen genel olarak günümüzde kökenini ahşap mimarinin yapısal özelliklerine dayandıran, diyakronik olarak baskın görüş hakimdir. Ancak bir mimari düzen olarak batı Anadolu’da gelişen ve Ege Dünyası’na yayılan İonik Düzen’in bu özel başlığının Çatalhöyük’ten beri Anadolu’nun çeşitli kültür ürünlerinde görülen ve devamlılığı takip edilebilen Koçbaşı motifiyle olan ilişkisi göz ardı edilmiş veya incelenmemiştir.

        Bu bildiride, İonik Başlığın Koçbaşı motifiyle olan tarihsel ve bezemesel ilişkisi incelenerek, bu topraklarda doğan İonik başlık ile yine bu topraklarda binlerce yıldır kullanılmakta olan Koçbaşı motifinin kökensel birliği ortaya konmaya çalışılacaktır.

        The Ionic Order, one of the two principal orders observed in ancient Greek architecture, emerged and became widespread particularly in Ionia (Western Anatolia), one of the ancient regions of Anatolia. Architecturally, the Ionic Order distinguishes itself from the Doric Order-another ancient Greek architectural order-through its aesthetic structure, being more elegant, more ornate, and more slender in form. One of the most distinctive features of the Ionic Order is its capital type. In contrast to the Doric capital, which is unidirectional and completely devoid of ornamentation, the Ionic capital is bidirectional, richly decorated, and characterized-when viewed from the front-by volutes that terminate in inwardly curving spiral forms on either side. Although there are archaeological studies that trace the origin of this distinctive form of the Ionic capital to the Megiddo-Hazor (Syro-Palestinian region) capitals, to the curls of the lotus flower, palm tree, and papyrus plant native to Egypt, to vegetal wall ornaments, or to depictions found on Assyrian seals, the dominant diachronic view today generally attributes its origin to the structural characteristics of wooden architecture. However, the possible relationship between this distinctive capital of the Ionic Order-developed in Western Anatolia and subsequently disseminated throughout the Aegean World-and the ram’s head motif, which has been present since Çatalhöyük in various cultural products of Anatolia and whose continuity can be traced over time, has either been overlooked or insufficiently examined.
        In this paper, the historical and ornamental relationship between the Ionic capital and the ram’s head motif will be analyzed, and an attempt will be made to demonstrate the essential unity of origin between the Ionic capital, which emerged in these lands, and the ram’s head motif, which has been used in the same region for thousands of years.

      • 10:45
        Tâhirü’l-Mevlevî’nin Türkçe Şiirlerinde Sembolik Bir Motif Olarak “Matbah” / Tâhirü’l-Mevlevî’s “Matbah” as a Symbolic Motif in His Turkish Poetry 15dk

        Bu çalışma, Tâhirü’l-Mevlevî adıyla tanınan Tahir Olgun (1877-1951)’nun Türkçe şiirlerinde, Mevlevîliğe dair unsurlardan “matbah” kavramının motif olarak işlevini metin merkezli bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Mevlevîlik insan-ı kâmil idealini esas alan, sembolik temsilleri güçlü bir tarikat olup Türk kültüründe mûsikî, şiir ve güzel sanatlar sahasında derin izler bırakmıştır. Mevlevî kimliği ile öne çıkmış bir şair olan Tahir Olgun klasik Türk edebiyatının son temsilcilerinden biridir. Onun şiirlerinde Mevlevîliğe dair pek çok unsur yer almaktadır. Bu unsurlardan biri de “matbah”tır. Mevlevî tekkelerinde matbah hem yemek pişirilen hem de tarîkata yeni girenlere ilk dergâh terbiyesinin verildiği yerdir. Mevlevî geleneği içerisinde dergâha yeni giren müritler bin bir günlük çilesini matbahta tamamlamaktadır. Bu bağlamda bir motif olarak matbah dergâha yeni giren müritlerin Mevlevîlik yolunda ilk pişme yeri olarak sembolize edilir. Matbaha yeni gelen “cân”lar dergâha hizmet etmek vasıtasıyla mecâzî anlamda pişer. Tâhirü’l-Mevlevî’nin şiirlerinde de matbah motifi seyr ü sülûkun başladığı yer, dergâha ham olarak gelen nefsin pişerek olgunlaştığı bir makam olarak yer almıştır. İncelediğimiz beyitlerde matbah ile bir tenâsüp oluşturacak biçimde “sûz”, “nev-niyâz”, “âteş-bâz”, “hidmet”, “vakf-ı cism ü ten”, “hestî-i mevhum” ve “teslimiyet” gibi kavramlar kullanılmıştır. Bu kavramlar vasıtasıyla matbah, insan-ı kâmil yoluna giren müridin benliğinin eritildiği ve dünya hayatının yakıldığı bir dönüşüm makamı olarak ortaya konmuştur. Ayrıca beyitlerde sıklıkla tekrar eden “Matbah-ı Mollâ” , “Matbah-ı pür-feyziñ” gibi ifadeler ile matbahın, mürşidin dergâhı olarak hayal edildiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak Tâhirü’l-Mevlevî’nin şiirlerinde matbah, tarihî bir dergâh unsuru olmaktan çıkarak şairin hayal dünyasında mürşit, mürit, çile, hizmet, aşk ve teslimiyet ekseninde kurgulanan çok katmanlı bir tasavvufî motif olarak belirginleşmiştir.
        This study aims to examine, through a text-centered approach, the function of the concept of "matbah" (kitchen) as a motif in the Turkish poems of Tahir Olgun (1877-1951), known as Tâhirü’l-Mevlevî, a figure associated with Mevlevi Sufism. Mevlevi Sufism is a Sufi order based on the ideal of the perfect human being, characterized by strong symbolic representations, and has left profound traces in Turkish culture in the fields of music, poetry, and fine arts. Tahir Olgun, a poet who distinguished himself with his Mevlevi identity, is one of the last representatives of classical Turkish literature. His poems contain many elements related to Mevlevi Sufism, one of which is the "matbah." In Mevlevi lodges, the matbah is both the place where food is cooked and where new members of the order receive their initial training. Within the Mevlevi tradition, new disciples complete their thousand-and-one-day asceticism in the matbah. In this context, the kitchen, as a motif, is symbolized as the first place of spiritual training for new disciples entering the Mevlevi order. The "souls" newly arriving at the kitchen are metaphorically "cooked" through serving the dervish lodge. In Tahir al-Mevlevi's poems, the "kitchen" motif also appears as a place where the spiritual journey begins, where the raw self, arriving at the lodge, is refined and matured. In the verses we have examined, concepts such as "sûz" (burning), "nev-niyâz" (newly supplicated), "âteş-bâz" (fire-giver), "hidmet" (service), "vakf-ı cism ü ten" (dedication of body and flesh), "hestî-i mevhum" (imaginary being), and "teslimiyet" (submission) are used in a way that creates a correspondence with the kitchen. Through these concepts, the kitchen is presented as a place of transformation where the self of the disciple entering the path of the perfect human being is melted away and worldly life is burned away. Furthermore, the frequent repetition of expressions such as "Matbah-ı Mollâ" (Molla's Kitchen) and "Matbah-ı pür-feyzin" (Molla's Kitchen of Abundance) in the couplets suggests that the kitchen is envisioned as the dervish lodge of the spiritual guide. Consequently, in Tahirü'l-Mevlevi's poems, the kitchen ceases to be merely a historical dervish lodge element and becomes a multi-layered Sufi motif constructed in the poet's imagination, centered around the themes of spiritual guide, disciple, asceticism, service, love, and submission.

      • 11:00
        Nusayrî (Arap) Alevilerde Güneş, Ay, Yıldız İnançları: Adana Örneği 15dk

        İnanç, bireyin ve toplumun dış dünyayı anlamlandırma çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkan, doğruluğu kanıtlanmaksızın kabul edilen manevi bir bağlılıktır. Bu inanç olgusu, temelde halk inancı ve dini ritüel olmak üzere ikiye ayrılır. Halk inancı, resmi öğretiden ziyade gelenekle şekillenen ve günlük yaşamın pratiklerini de içine alan kültürel unsurları temsil ederken; dini ritüel, bu inançların kutsal kabul edilen belirli kurallar ve sembolik eylemler çerçevesinde törenselleşmiş halidir. Bu bildiri, Nusayrilik inanç sisteminde temel birer simgesel değer taşıyan Güneş, Ay ve Yıldız motifini; Adana Nusayri (Arap) Alevilerinin kültür ve inançları etrafında incelemektedir. Çalışmada, bu gök cisimlerinin sadece doğa olayları olmanın ötesine geçerek, inanç pratiklerinde nasıl kutsal birer sembol haline dönüştüğü, gündelik hayat akışında nasıl yer edindiği ve halk anlatılarına nasıl yansıdığı ele alınmaktadır. Çalışma boyunca üç temel motifin; nitel araştırma yöntemlerinden biri olan alan araştırması ve mülakat görüşmesi ile kaynak kişilerden elde edilen bilgiler sonucunda erişilen bilgininde ötesinde temel bir olgu olduğu görülmektedir. Ayrıca çalışmada bu üç motifin Şamanizm inancında taşıdığı anlam paradigmalarına ve inançlara de yer verilmiş; bu motifler etrafında yapılan pratiklere de değinilmiştir. Çalışmanın temel çıkış noktasını; bu üç motifin günlük yaşamdaki yansımaları, ritüellerdeki temsili ve inanç sistemindeki rollerinin analiz edilmesi oluşturmaktadır. Böylece, Adana Nusayri (Arap) Alevilerinin gökyüzüne dair bu motiflerinin halk inancındaki yeri ve bu unsurların inanç dünyasını inşa eden sembolik gücü ortaya konulmaktadır

    • 10:15 11:15
      Hayat Ağacı (Salon A): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Refiye OKUŞLUK ŞENESEN Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 10:15
        Geleneksel Dokuma Kültüründe Kırıklı Bohça Geleneği: Savaştepe Örneği 15dk

        Dokuma, insanlık tarihinin temel üretim süreçlerinden biri olarak iplerin belirli bir düzen içerisinde birleşmesiyle oluşan bir bütündür. Coğrafi koşullar ve çevresel faktörlerin şekillendirdiği ihtiyaçlar doğrultusunda dokuma türleri farklı malzeme ve teknikler ile çeşitlendirilmektedir. Çeşitlenen dokuma ürünleri arasında halı, kilim, örtü ve bez gibi örnekler öne çıkmaktadır. Günlük yaşamda işlevsel bir rol üstlenen dokuma ürünleri, üzerlerinde yer alan motifler ile onları aynı zamanda bölgesel kimliği temsil eden ve kültürel hafızayı nesiller boyunca aktaracak sözsüz iletişim aracı hâline getirmektedir.
        Bu araştırma Balıkesir’in Savaştepe ilçesi Sarıbeyler Mahallesi özelinde varlığını sürdüren ve yörede Kırıklı dokuma olarak adlandırılan geleneksel dokuma türüne odaklanmaktadır. Kırıklı dokuma, bölgenin sosyal dokusuyla iç içe geçmiş bir anlam barındırmakta; özellikle düğün ritüellerinde bohça olarak kullanılması, dokumanın sembolik önemini vurgulamaktadır. Söz konusu gelenek, dokuma bohça ile birlikte düğün sürecinde gönderilen yüz adet çörek, el sanatlarının yiyecek sosyolojisi ile kurduğu kopmaz bağı somutlaştırmaktadır. Bu durum, dokumanın ve yiyeceğin bir paylaşım ve iletişim aracı olarak birleştiğini göstermektedir.
        Araştırma, kırıklı dokumayı tanıtmayı, künyesini çıkarmayı ve üretim aşamalarını teknik açıdan belgelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda araştırma nitel araştırma tekniklerinden doküman incelemesi ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. İlk aşamada literatür taraması yapılarak çalışmanın teorik altyapısı oluşturulmuştur. İkinci aşamada Sarıbeyler Mahallesi’nde varlığını sürdüren kırıklı dokumanın künyesi oluşturulmuş, üretim aşamaları incelenmiştir. Elde edilen verilerin, geleneksel kırıklı dokuma motiflerinin gelecek kuşaklara aktarılmasına ve yiyecek sosyolojisi açısından yerel kültürel kimliğin korunarak devamına katkı sağlaması beklenmektedir.

      • 10:30
        Somut Olmayan Kültürel Miras Bağlamında Geleneksel Çocuk Oyunlarının Motif Yapısı ve Kültürel Bellek 15dk

        Somut olmayan kültürel miras; toplumların tarihsel birikimini, değerler sistemini ve kolektif hafızasını kuşaktan kuşağa aktaran sözlü ve performatif kültür unsurlarını kapsamaktadır. Bu mirasın önemli bileşenlerinden biri olan geleneksel çocuk oyunları, yalnızca eğlence ve rekabet ortamı sunan etkinlikler değil; aynı zamanda inanç, ritüel, toplumsal norm ve kültürel kodları bünyesinde barındıran zengin bir motif yapısına sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Anadolu sahası geleneksel çocuk oyunlarında yer alan motifleri somut olmayan kültürel miras perspektifinden ele alarak söz konusu motiflerin kültürel bellek ve toplumsal düzenin aktarımındaki işlevlerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda araştırmanın kapsamını, Bolu ili ve çevresinde derlenen geleneksel çocuk oyunları oluşturmaktadır. Çalışmada özellikle inanç ve ritüel motifleri, ceza ve ödül mekanizmalarındaki motifler, sözlü kültür ve tekerleme motifleri, rol ve toplumsal düzen motifleri ile hayvan ve doğa motifleri üzerinde durulmuştur. Bu motifler, içerisinde taşıdıkları sembolik anlamlar, kültürel referanslar ve toplumsal işlevleri bakımından incelenmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen saha verileri Bolu yöresiyle sınırlı olup Anadolu’nun tüm oyun kültürünü temsil etme iddiası taşımamaktadır. Bu yönüyle araştırma, yerel bir örneklem üzerinden genel eğilimleri ortaya koymayı amaçlayan sınırlı bir alan çalışması niteliğindedir. Çalışma, nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yapılandırılmıştır. Veri toplama sürecinde katılımlı gözlem, sözlü kaynak kişilerle yapılan görüşmeler ve doküman incelemesi tekniklerinden yararlanılmış; elde edilen veriler halk bilimi ve kültürel çözümleme yöntemleri çerçevesinde tematik ve işlevsel analiz yoluyla değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, geleneksel çocuk oyunlarında yer alan motiflerin somut olmayan kültürel mirasın aktarımında önemli bir işlev üstlendiğini göstermektedir. İnanç ve ritüel motifleri kadim kültürel katmanları günümüze taşırken, ceza ve ödül motifleri toplumsal normların ve adalet anlayışının içselleştirilmesine katkı sunmaktadır. Sözlü kültür ürünlerinden olan tekerlemelerde tespit edilen motifsel unsurlar dilsel ve sembolik aktarımın sürekliliğini sağlamakta; oyuncu rolleri çerçevesinde belirlenen motifler ise toplumsal düzenin, sosyal hiyerarşinin ve sorumluluk bilincinin oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Hayvan ve doğa motifleri, insan-doğa ilişkisini ve kültürel hafızanın mitolojik izlerini yansıtan önemli göstergeler olarak öne çıkmaktadır. Tüm bu yönleriyle geleneksel çocuk oyunları, Anadolu’nun kültürel belleğini ve simgesel mirasını yaşatan dinamik bir somut olmayan kültürel miras alanı olarak değerlendirilebilir.

      • 10:45
        Âşık Şahsenem Bacı’nın Şiirlerinde Kader Motifi- The Motif of Fate in the Poems of Âşık Şahsenem Bacı 15dk

        Bu çalışma, âşık edebiyatında kadın sesinin görünürlüğünü Âşık Şahsenem Bacı örneği üzerinden ele alarak şairin şiirlerinde “kader, yazgı, alın yazısı” kavramlarının nasıl kurulduğunu ve kader karşısında takındığı tutumun hangi bağlamlarda değiştiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın kapsamı, Âşık Şahsenem Bacı’nın âşıklık geleneği içindeki konumunu ve şiir dünyasını kısaca belirledikten sonra, kader, yazgı ve alın yazısı ifadelerinin geçtiği dörtlüklerin tematik çözümlemesiyle sınırlandırılmıştır. Âşık Şahsenem Bacı’nın şiirlerinin yayımlandığı kitaplar ile onun üzerine yapılan çalışmalarda yer alan şiirlerden yararlanılmıştır. İnceleme sonucunda kaderin, Âşık Şahsenem Bacı’nın şiirlerinde yalnızca metafizik bir inanç unsuru olarak değil, aynı zamanda bireysel kırılganlığı, toplumsal eşitsizlik duygusunu ve özne olma arzusunu ifade eden çok işlevli bir anlatım alanı olarak kullanıldığı görülmüştür. Bulgular, şairin kader algısının tek yönlü bir teslimiyetle açıklanamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Şiirlerde bir yandan kaderin yazılmış ve kaçınılmaz bir hüküm gibi tasarlandığı edilgen bir kabulleniş dikkat çekerken bazı dörtlüklerde kaderin doğrudan muhatap alınarak beddua ve hesaplaşma tonuna yükselmesi, şairin kaderle kurduğu ilişkinin duygusal düzlemde giderek sertleşebildiğini göstermektedir. Buna karşılık kimi örneklerde geleneksel teslimiyet söyleminin izleri korunmakta, kader karşısında boyun eğen söyleyiş biçimi bütünüyle terk edilmemektedir. Bu çok katmanlı görünüm, Şahsenem Bacı’nın kader söylemini pasif bir kabullenişten ziyade, teslimiyet ile içsel itiraz arasında gidip gelen dinamik bir tutum olarak kurduğunu göstermektedir.
        This study aims to examine the visibility of the female voice in minstrel poetry, using the example of Aşık Şahsenem Bacı, and to investigate how the concepts of "fate, destiny, and predestination" are constructed in her poems and how her attitude towards fate changes in different contexts. The scope of the study is limited to briefly defining Aşık Şahsenem Bacı's position within the minstrel tradition and her poetic world, followed by a thematic analysis of the quatrains containing the expressions of fate, destiny, and predestination. The study utilizes poems from books in which Aşık Şahsenem Bacı's poems have been published, as well as poems included in studies on her. The analysis reveals that fate is used in Aşık Şahsenem Bacı's poems not only as a metaphysical element of belief but also as a multi-functional narrative space expressing individual fragility, feelings of social inequality, and the desire for agency. The findings clearly demonstrate that the poet's perception of fate cannot be explained by a one-sided acceptance. While the poems exhibit a passive acceptance of fate, portraying it as a predetermined and inevitable decree, some stanzas directly address fate, escalating to a tone of curse and reckoning, demonstrating the poet's increasingly harsh emotional relationship with destiny. Conversely, in some examples, traces of traditional resignation are preserved, and the submissive tone towards fate is not entirely abandoned. This multi-layered approach shows that Şahsenem Bacı constructs her discourse on fate not as passive acceptance, but as a dynamic stance oscillating between resignation and internal resistance.

      • 11:00
        Kurgandan Dokumaya Anadolu’da Ölüm Eşiği Motiflerinin Simgesel Sürekliliği 15dk

        Bu çalışma, Anadolu kültüründe ölümün yalnızca biyolojik bir son değil, ritüel ve mekânsal olarak düzenlenmiş bir “eşik geçişi” olarak kavramsallaştırıldığını ileri sürmektedir. Araştırmanın temel problemi, Orta Asya Türk kurganlarından Anadolu’daki lahit, sanduka ve dokuma kompozisyonlarına uzanan geniş tarihsel süreçte ölümle ilişkili motiflerin hangi sembolik mantık üzerinden süreklilik gösterdiğinin belirlenmesidir. Çalışma, motifleri biçimsel benzerlikler üzerinden değil, ölüm eşiğindeki işlevleri doğrultusunda tipolojik bir yaklaşımla incelemektedir.
        Bu bağlamda kapı ve portal biçimleri mekânsal geçişi temsil eden eşik motifleri olarak; sandık ve sanduka kapalı liminal alanı ifade eden muhafaza edici formlar olarak; yol, su yolu ve zikzak düzenlemeleri geçiş sürecini simgeleyen hareket motifleri olarak değerlendirilmiştir. Hayat ağacı dikey kozmik ekseni temsil ederken, aslan, ejder ve yılan gibi eşik bekçisi figürleri ile muska ve üçgen düzenlemeler koruyucu sınır işlevi üstlenmektedir. At motifi ise psikopomp karakteriyle ruhun öte dünyaya taşınmasını simgeleyen rehber unsur olarak ele alınmıştır.
        Arkeolojik veriler, mezar mimarisi ve Anadolu dokuma örneklerinin karşılaştırmalı ikonografik analizi sonucunda, ölümün kontrollü ve korunmuş bir geçiş olarak tasavvur edildiği ortak bir sembolik modelin süreklilik gösterdiği ortaya konulmaktadır. Çalışma, Anadolu dokuma yüzeylerinin yalnız estetik nesneler değil, ölüm ve geçiş ritüellerinin taşınabilir mekânsal modelleri olarak okunabileceğini önermektedir.

    • 10:15 11:15
      Pıtrak (Salon B): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hande KILIÇARSLAN Pıtrak

      Pıtrak

      • 10:15
        Özbağ Halıları’nda Gül Motifinin Sembolik Anlamı ve Kompozisyonel İşlevi 15dk

        Özbağ yöresine ait halılarda sıkça karşılaşılan gül motifinin sembolik anlamlarını ve kompozisyon içindeki işlevini incelemeyi amaçlamaktadır. İç Anadolu dokuma geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olan Özbağ halıları, renk, desen ve motif repertuarı bakımından zengin bir kültürel mirası yansıtmaktadır. Bu bağlamda gül motifi, hem estetik hem de simgesel boyutuyla dikkat çeken temel bezeme unsurlarından biridir.
        Araştırmada, saha çalışmaları, örnek halı incelemeleri ve literatür taraması yöntemleri kullanılarak gül motifinin biçimsel özellikleri, varyasyonları ve kompozisyon içindeki yerleşim düzenleri analiz edilmiştir. Bulgular, gül motifinin Anadolu kültüründe sevgi, güzellik, bereket ve kutsallık gibi anlam katmanları taşıdığını; özellikle tasavvufî düşüncede ilahî aşkı ve manevî saflığı simgelediğini ortaya koymaktadır. Özbağ halılarında ise bu motifin çoğunlukla madalyon, bordür ve zemin düzenlemelerinde merkezi ya da tekrar eden birim olarak kullanıldığı, kompozisyona ritim ve denge kazandırdığı tespit edilmiştir.
        Sonuç olarak, gül motifi Özbağ halılarında yalnızca dekoratif bir unsur değil, aynı zamanda yöre halkının estetik anlayışını, inanç dünyasını ve kültürel kimliğini yansıtan sembolik bir anlatım aracı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, geleneksel Türk halı sanatında motiflerin anlam ve işlev bütünlüğü içinde ele alınmasının önemini vurgulayarak, Özbağ halılarının kültürel miras içindeki yerini ortaya koymayı hedeflemektedir.

      • 10:30
        Kahramanmaraş Abası Motiflerinin Dili ve Sosyal Anlamları 15dk

        Anadolu dokuma geleneği, yalnızca ısınma veya giyim ihtiyacını karşılayan bir üretim alanı olmayıp, motifler aracılığıyla toplumsal yapı, ekonomik statü, inanç sistemi ve kültürel hafızayı yansıtan çok katmanlı bir ifade alanı oluşturmaktadır. Bu geleneğin özgün örneklerinden biri olan Kahramanmaraş abası, sahip olduğu zengin motif hazinesi, Dokuma Atlası projesini destekleyici ve anlam dünyasıyla Anadolu motif geleneği içerisinde önemli bir yere sahiptir. Söz konusu bu araştırma, Kahramanmaraş abasını Anadolu motif geleneği bağlamında ele alarak, aba üzerinde yer alan motifleri tarihsel, teknik ve sembolik yönleriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, aba dokumalarında yaygın olarak kullanılan bitkisel ve geometrik motiflerin yalnızca süsleme unsuru olarak değil giyen kişinin sosyal statüsü, ekonomik gücü ve toplumsal konumunu yansıtan göstergeler olarak nasıl işlev gördüğü ortaya konulmuştur. Özellikle sandık, gerdan, gül ve selvi motifleri üzerinden yapılan değerlendirmeler, aba dokumasının sembolik bir motif dili oluşturduğunu göstermektedir.
        Yapılan araştırma, literatür taramasının yanı sıra saha araştırmaları ve uygulamalı incelemelerle desteklenmiştir. Bu bağlamda Kahramanmaraş Olgunlaşma Enstitüsü bünyesinde gerçekleştirilen aba dokuma çalışmaları, yaşayan usta bilgisi ve üretilen örnekler araştırmanın temel verileri arasında yer almaktadır. Elde edilen bulgular, geleneksel olarak erkek giyimiyle özdeşleşen aba dokumasının günümüzde kurumsal eğitim faaliyetleri, kadın emeği ve disiplinlerarası üretim süreçleriyle sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, Kahramanmaraş abasının yalnızca tarihsel bir giyim unsuru olarak değil; motif dili aracılığıyla toplumsal anlam üreten ve kurumsal uygulamalar yoluyla günümüzde yaşatılan bir somut olmayan kültürel miras unsuru olarak değerlendirmektedir. Araştırma, Anadolu motif geleneğinin sürekliliğinin belgelenmesi ve aktarılması açısından önemli veriler sunmaktadır.

        Konuşmacılar: Furkan Köksöken (Kahramanmaraş Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 10:45
        Tarihsel Bir Miras Olarak Anadolu Motifleri: Görsel Kültür Bağlamında Disiplinlerarası Bir Okuma 15dk

        Toplumların geçmişten devraldıkları kültürel birikimi gelecek kuşaklara aktarabilmesinde geleneksel motiflerin sürdürülebilirliği önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, Anadolu toplumunun en temel değerlerinden biri olan motifler, binlerce yıllık tarihsel süreç boyunca değişen toplumsal yapının, farklı kültür ve inanç sistemlerinin görsel bir ifadesi olarak biçimlenmiş ve Anadolu medeniyetlerini motiflerle yansıtan güçlü bir kültürel miras meydana getirmiştir. Köklü bir geçmişe sahip olan bu motifler, Anadolu’nun kültürel kimliğinin oluşmasında ve korunmasında da etkili olmuştur.
        Anadolu motiflerinin en temel yansımaları günlük yaşam nesneleri olarak kullanılan eşyalarda görülmüştür. Anadolu tarihinin kültürel ve sanatsal açıdan önemli bir alanını oluşturan dokuma kumaşlar, çini ve seramik objeler kullanıldıkları dönemi simgeleyen motifleri barındırması bakımından önemli birer tarihsel mirastır. Söz konusu motifler biçimsel özelliklerine göre genel olarak bitkisel, geometrik ve figüratif olmak üzere gruplandırılabilir. Her motifin dekoratif bir unsur olarak kullanılmasının yanı sıra toplumsal yaşamın inançlarını, etkileşimlerini ve çevresel yapıyı ifade eden kavramsal anlamları da bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sembolik mirasın günümüze kadar ulaşan etkilerini ortaya koyabilmek amacıyla ise görsel kültür bağlamında grafik çözümlemeler, tarihsel izleri bugüne taşıması bakımından güncel yaklaşımlar ortaya koymaktadır.
        Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ve görsel analiz teknikleri kullanılmıştır. Çalışma kapsamında Anadolu motiflerinin geleneksel yapısından çağdaş tasarım diline uyarlanma biçimi betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, söz konusu motiflerin günümüz tekstil, seramik ve grafik tasarım üretimlerindeki yansımalarının ve yeniden yorumlanmasının kültürel sürekliliğe olan etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

      • 11:00
        Osmanlı Minyatüründe İbrik İmgesi: Levnî Örneği 15dk

        İbrik motifi, Osmanlı minyatür geleneğindeki sembolik anlamını günümüz Anadolu motiflerinde de sürdürmektedir. Çini ve diğer süsleme sanatlarında stilize edilerek kullanılan bu form, suyun arındırıcı ve bereketle ilişkilendirilen anlamını kültürel bir sembol olarak yaşatmaya devam etmektedir.

    • 10:15 11:15
      Yıldız (Salon E): II. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Birsen ÇİLEROĞLU Yıldız

      Yıldız

      • 10:15
        Yaşayan Mirasın Dijitalleşmesi: Sivrihisar Beş Bacalı Kilim Efsanesi 15dk

        Anadolu dokuma geleneği semboller, anlatılar ve toplumsal hafıza aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılan yaşayan bir kültürel mirastır. Sivrihisar’da anlatılan Beş Bacalı Kilim efsanesi, bu geleneğin anlatı ve zanaatı birleştiren özgün örneklerinden biridir. Rivayete göre kuşatma altındaki kalenin stratejik bilgileri, genç bir Türk kızının dokuduğu kilimin motiflerine şifrelenmiş; “beş baca” simgesi kalenin burçlarını ve geçitlerini temsil ederek zaferin anahtarı olmuştur. Bu anlatı, kilimi kültürel hafıza, direniş ve kimlik sembolü hâline getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, Beş Bacalı Kilim efsanesini UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras yaklaşımı çerçevesinde değerlendirerek, anlatı ile dokuma pratiği arasındaki ilişkiyi kültürel sürdürülebilirlik perspektifiyle incelemektir. Dokuma geleneği; ustalık aktarımı, sembolik bilgi üretimi ve toplumsal katılım yoluyla yaşayan bir miras niteliği taşımaktadır. Efsane ise bu pratiğe anlam kazandırarak kültürel kimliğin sürekliliğini güçlendirmektedir. Bununla birlikte araştırma, Beş Bacalı Kilim motiflerinin yapay zekâ destekli tasarım araçlarıyla dijital ortamda yeniden yorumlanmasının, geleneğin çağdaş formlarda yaşatılmasına katkı sağlayabileceğini savunmaktadır. Dijital tasarım uygulamaları, motif veri tabanı oluşturulması ve artırılmış gerçeklik destekli sergileme yöntemleri sayesinde ziyaretçiler kilimin sembolik dilini interaktif biçimde deneyimleyebilecektir. Bu yaklaşım, genç kuşakların kültürel mirasla bağ kurmasını kolaylaştırırken beraberinde yaratıcı endüstriler ve kültür ekonomisi için yenilikçi bir alan açmaktadır. Böylece Beş Bacalı Kilim efsanesi, geçmişe ait bir anlatı olmaktan çıkarak dijital çağda yeniden üretilen ve sürdürülebilir biçimde aktarılan yaşayan bir miras unsuruna dönüşmektedir.

      • 10:30
        1970 Sonrası Çağdaş Türk Resminde Geleneksel Motiflerin Dönüşümü 15dk

        Bu çalışma, 1970 sonrası çağdaş Türk resim sanatında geleneksel motiflerin dönüşüm,
        yeniden üretim ve anlamlandırılma süreçlerini sanatçı yapıtları üzerinden incelemeyi
        amaçlamaktadır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz ve belge
        inceleme teknikleri kullanılmıştır. Türkiye’de modernite sürecinde Batı kaynaklı estetik
        anlayışın etkisiyle geleneksel motif unsurları uzun süre resim sanatıyla
        ilişkilendirilmemiştir; bu doğrultuda geleneksel kültür unsurları uzun süre modern resim
        pratiğinin dışında konumlandırılmıştır. Modernist anlayış, sanat üretiminde evrenselliği
        öncelik vermiş, yerel ve geleneksel referansları çoğu zaman folklorik ya da dekoratif bir
        düzeye indirgemiştir. Ancak 1970’lerde, küresel sanat ortamındaki dönüşümlere paralel
        olarak Türkiye’de modernizmin gelişim anlatısı sorgulanmaya başlanmıştır. Bu dönemde
        sanatçılar; kimlik, kültürel hafıza ve tarihsel süreklilik konularına yönelerek, yerel görsel
        kodları çağdaş bir estetik bağlamda yeniden düşünmeye başlamışlardır. Geleneksel
        sanatlara yönelim, nostaljik bir geçmişe dönüşün ötesinde, kültürel mirasın eleştirel bir
        bakışla yeniden yorumlanması ve güncel sanat dili içinde dönüştürülmesi olarak ortaya
        çıkmıştır.
        Çalışmada; Erol Akyavaş, Ergin İnan ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun eserleri aracılığıyla
        geleneksel sanatların farklı estetik ve kavramsal kullanım biçimlerini analiz ediyor.
        Akyavaş’ın eserlerinde İslam estetiğine atıfta bulunan kaligrafik izler ve mimari mekân
        kurguları, soyutlama yaklaşımıyla derinlik kazanırken; kaligrafi soyut resmin görsel dili
        içinde yeniden konumlandırılıyor. Ergin İnan’ın eserlerinde Osmanlıca yazılar ve
        minyatür sanatı, kültürel hafızanın katmanlı yapısını ortaya koyan sembolik unsurlar
        olarak öne çıkmaktadır. Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun eserlerinde ise Anadolu halk
        sanatına özgü motifler, modern resim kompozisyonu içinde yeniden yorumlanarak,
        yüzeysel bir süsleme anlayışın ötesine taşınmaktadır. Bu sanatçılar bağlamında incelenen
        eserlerde, geleneksel sanatların kullanımı, soyutlama eğilimden ziyade; kültürel bellek,
        Geleneksel sanatlar ve estetik dönüşüm bağlamında ele alınmıştır. Sonuç olarak, çağdaş
        Türk resminde geleneksel sanatlar, geçmiş ile bugün arasında kavramsal bir köprü görevi
        görmenin ötesine geçerek, çağdaş sanatın eleştirel potansiyeli içinde yeniden
        anlamlandırılan dinamik bir kültürel yapıya dönüşmüştür.

      • 10:45
        Moda Tasarımı Odaklı Kültürel Veri Seti Yaklaşımı: Anadolu Motifleri Örneği 15dk

        Moda, bir anlam üretim sistemidir. Barthes modayı göstergeler sistemi olarak ele alır, bu yaklaşımla giysi; biçim ve desen aracılığıyla kültürel anlam üretirken, motifler, yalnızca estetik değil, kültürel mitlerin taşıyıcısı olarak belirir. Baudrillard ise tüketim toplumunda nesnelerin kullanım değerinden çok gösterge değeri üzerinden anlam kazandığını ileri sürer. Tasarım temelli inovasyon yaklaşımı da, sadece teknolojinin değil, anlamın yeniden tanımlanmasıyla gerçekleşeceğini savunur. Böylelikle kültürel içeriklerin moda odağında yeniden yorumlanmasıyla, anlam inovasyonu üretilebilir. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu kültürü, farklı dokuma ve zanaat alanlarından günümüze ulaşmış zengin motif içeriğiyle moda ve giysi alanında anlam inovasyonu için kullanılabilecek önemli bir varlıktır.
        Bu çalışma, Anadolu motiflerinin yüzeysel dekoratif unsur olarak kullanımının ötesinde, moda tasarım sürecine sistematik biçimde entegre edilmesini amaçlayan bir kültürel veri seti yaklaşımı önermektedir. Kültürel unsurlar, kolektif hafızayı, kimlik inşasını ve sembolik anlam üretimini desteklemekte, kültürel sembollerin tasarım girdisine dönüşüm sürecini destekleme ihtiyacına odaklanmaktadır. Çalışmanın temel sorusu “Anadolu motifleri nasıl sistematik bir veri yapısına dönüştürülerek moda tasarımı sürecinde anlam inovasyonu ve yenilik üretim aracı haline getirilebilir”dir. Araştırma sorusunun cevaplanabilmesi için, ilgili alan yazın değerlendirilmiş, kültürel veri seti yaklaşımı tanımlanmış ve olası içerik için ölçütler belirlenmiştir.
        Anadolu motiflerinin incelendiği ve tanımlandığı alan yazın motif özelliklerinin belirli geometrik ve matematiksel sistemlere dayandığını, analiz ve sınıflandırmanın mümkün olduğunu göstermektedir Kültürel veri seti yaklaşımında, motiflerin pasif esin unsuru değil aktif tasarım girdisine dönüştürmenin amaçlanması, folklorik yüzeysellikten kaçınma, kültürel sürdürülebilirliğin desteklemesi gerektiği, Anadolu motiflerinin sembolik anlam, biçimsel özellik, tarihsel bağlam ve kullanım alanları açısından kodlanabileceği belirlenmiştir. Bunun sonucunda tasarım metodolojisine entegre edilmesini mümkün kılan, sembolik anlam katmanı, biçimsel-geometrik katman, bağlamsal-tarihsel katman ve tasarım parametreleri katmanı olacak şekilde dört katmanlı bir kültürel veri seti modeli önerilmiştir.
        Tasarımın problem çözme süreci olduğu düşünüldüğünde; kültürel veri seti yaklaşımıyla tasarımcıya parametrik düşünme imkânı ve yapılandırılmış araştırma zemini oluşturma, kültürel belleğin tasarımlarla canlı kalması ve sürdürülebilir modanın da önemsediği, değerli tasarımların yaygınlaşmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

      • 11:00
        Tarsus’ta Dokuma Motiflerinin Kültürel Aktarımı ve Anlam Düzeyinde Sürekliliği / Cultural Transmission and Continuity at the Level of Meaning in Weaving Motifs in Tarsus 15dk

        Anadolu dokuma motifleri toplumsal bellek ve kültürel kimliğin taşıyıcısı olarak varlığını sürdürmektedir. Bu çalışma, Tarsus’ta yaygın dokuma motiflerinin dolaşım bağlamında kültürel aktarım sürecini ve anlam düzeyinde sürekliliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Üretim bağlamından ticari dolaşım alanına taşınan motiflerin sembolik anlamlarının bu dolaşım sürecinde nasıl sürdürüldüğü ön görüşmelerden elde edilen bulgular temelinde ele alınmaktadır.
        Çalışmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; Tarsus’ta faaliyet gösteren iki dokuma satıcısıyla yapılan ön görüşmeler analiz edilmiştir. Bu ilk değerlendirme saha aşamasına temel oluşturmakta olup görüşme kapsamının genişletilmesi planlanmaktadır. Satıcıların yerel üreticilerden temin ettikleri dokuma ürünlerini (heybe, çul, patik, yazma vb.) kent merkezindeki dükkânlarında dolaşıma sundukları belirtilmiştir. Satıcıların motifleri üreten yerel üreticilerle gerçekleştirdikleri sohbetler aracılığıyla elibelinde, koç, bıtırak, göz ve yıldız gibi motiflerin anlam bağlamlarını öğrenerek bilinçli biçimde seçtikleri ve bu bilgiyi satış sürecine taşıdıkları ifade edilmiştir. Dükkâna gelen alıcıların ise söz konusu motiflerin anlamlarını bilerek talep ettikleri; kimi durumlarda belirli motiflerin özellikle tercih edildiği aktarılmıştır. Böylece yalnızca maddi bir dolaşım değil, anlamın da birlikte taşındığı bir süreç ortaya çıkmaktadır.
        Saha aşamasında yarı yapılandırılmış görüşmeler, saha gözlemleri ve görsel kayıt tekniklerinden yararlanılması planlanmaktadır. Bunun yanı sıra öne çıkan motiflerin biçimsel özellikleri ile sembolik anlam katmanları incelenecek; motiflerin geçmişte ve günümüzde hangi kullanım bağlamlarında tercih edildiği karşılaştırılarak anlam düzeyindeki sürekliliğin nesne üzerinden nasıl sürdürüldüğü değerlendirilecektir. Ön görüşme bulguları, özellikle elibelinde, koç ve bıtırak motiflerinin alıcı talebinde öne çıktığını ve güncel dolaşım süreçlerinde anlam düzeyinde süreklilik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu motiflerin kurumsal üretim süreçlerinde de anlamları bilinerek talep edildiği ifade edilmektedir. Bu bulgular, motiflerin yalnızca dekoratif bir unsur olarak tüketilmediğini; üretici–satıcı–alıcı ilişkisi içinde gerçekleşen dolaşım aracılığıyla kültürel aktarımın sürdürüldüğünü göstermektedir.

        Anatolian weaving motifs continue to exist as carriers of collective memory and cultural identity. This study aims to examine the process of cultural transmission and continuity at the level of meaning of widely used weaving motifs in Tarsus within the context of circulation. Based on preliminary interviews, the study discusses how the symbolic meanings of motifs are maintained as they move from the sphere of production into the sphere of commercial circulation.
        A qualitative research approach has been adopted, and preliminary interviews conducted with two weaving sellers operating in Tarsus have been analyzed. It has been observed that sellers obtain woven products (such as saddlebags, rugs, socks, and printed textiles) from local producers and offer them for circulation in their shops. Through conversations with motif producers, sellers learn the meanings associated with motifs such as elibelinde (a stylized female figure symbolizing fertility), koç (ram), and bıtırak (burr), as well as göz (eye) and yıldız (star) motifs, and consciously transfer this knowledge into the sales process. Customers, in turn, demand these motifs with awareness of their meanings, and in some cases, specific motifs are deliberately preferred. Thus, the process involves not only material circulation but also the transmission of symbolic meaning.
        During the fieldwork phase, semi-structured interviews, field observations, and visual documentation techniques will be employed. The findings indicate that motifs such as elibelinde (a stylized female figure symbolizing fertility), koç (ram), and bıtırak (burr) stand out in customer demand and demonstrate continuity at the level of meaning within contemporary circulation processes. It is also stated that these motifs are knowingly demanded within institutional production processes. These findings show that motifs are not consumed merely as decorative elements; rather, cultural transmission is sustained through circulation within the producer–seller–consumer relationship.

    • 11:15 11:30
      Kahve Molası / Coffee Break 15dk
    • 11:30 12:30
      Bukağı (Salon C): III. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Kadriye ŞAHİN Bukağı

      Bukağı

      • 11:30
        Selçuklu Sekiz Köşeli/Kollu Yıldız Motifinin Sanatta ve Çağdaş Takı Tasarımında Kullanımı - The Use of the Seljuk’s Octagonal Star Motif in Art and Contemporary Jewelry Design 15dk

        Türk Sanatlarındaki bezeme çeşitlerinden biri olan geometrik süslemeler, bulundukları eserlere kimlik kazandırır niteliktedir. Figüratif, bitkisel ve yazı (hat) ile de süslenen eserlerde, bu dört süsleme türünün kullanılma tercihi dönemsel olarak farklılıklar göstermektedir. Bu araştırmada geometrik süsleme türünün Anadolu coğrafyasındaki öncülleri saptanmaya çalışılıp hangi dönemde hangi motifin kullanım sıklığı fazla ise onun üzerinde durulacaktır. Süslemelerin izinin sürülmesine Anadolu’nun ilk uygarlıkları ile başlanacaktır. Selçuklu döneminde altın çağını yaşayan geometrik süslemelerin, sonraki süreçte bitkisel süslemelerin gölgesinde varlığını devam ettirdiği görülmektedir. Çalışmanın evreni tüm süsleme türlerini içermeyip, geometrik süslemeler üzerinde yoğunlaşacak, bunlar arasından da sekiz köşeli ve kollu olanlarda detaylanacaktır. Geometrinin kendi içinde sahip olduğu kurallar ve keskin hatlar tasarımları da hata kabul etmeyen bir formata sokmaktadır. Geometrik örüntülerin sembolizmi, felsefi yaklaşımlar, İslami mistisizm, kozmik ilişkiler gibi alanlarda ortaya koyulan görüş ve yorumlar da araştırmada yer bulacaktır. Tarihsel sürece ait araştırmalar tamamlandıktan sonra, sanat disiplini ayırt etmeksizin, günümüz sanatçılarının eserlerinde geometrik süslemeleri nasıl konumlandırdıkları, malzeme ve teknik bilgileri ile sunulacaktır. Son bölümde takı tasarımlarında geometrik süslemelere yer veren sanatçılar eserleri ile tanıtılıp, takıların teknik çözümlemeleri yapılacaktır. Bir sanatçıyı geometriye iten neden yani geometriyi sanat girdisi olarak tercih etmesinin arka planı da araştırmanın bulguları arasında yer alacaktır. Yazılı belge ve katalog taraması, müzelerdeki örnekler, saha çalışmaları ile betimsel modele dayalı nitel bir araştırma yapılacaktır.

        Geometric ornamentation, a type of decoration in Turkish art, lends identity to the works in which it is found. While works are also decorated with figurative, plant, and calligraphic motifs, the preference for using these four types of ornamentation varies depending on the period. This research will attempt to identify the precursors of geometric ornamentation in the Anatolian geography and will focus on which motifs were most frequently used in which period. Tracing the origins of these ornaments will begin with the earliest civilizations of Anatolia. Geometric ornamentation, which experienced its golden age during the Seljuk period, is seen to have continued its existence in the shadow of plant ornamentation in the subsequent period. The scope of this study will not include all types of ornamentation, but will concentrate on geometric ornamentation, specifically focusing on octagonal motifs. The inherent rules and sharp lines of geometry create a format that does not tolerate error in designs. The symbolism of geometric patterns, philosophical approaches, Islamic mysticism, and interpretations of cosmic relationships will also be included in this research. After completing research into historical processes, the study will present how contemporary artists, regardless of their art discipline, position geometric ornamentation in their works, along with information on materials and techniques. The final section will introduce artists who incorporate geometric ornamentation into jewelry designs, presenting their works and providing technical analyses. The research findings will also include the reasons behind an artist's choice of geometry as an artistic input. A qualitative study based on a descriptive model will be conducted, involving written documents and catalog reviews, museum examples, and field studies.

      • 11:45
        Ev Tekstili Tasarımında Geleneksel Motiflerin Yeniden Yorumlanmasına Yönelik Bir Tasarım Yaklaşımı 15dk

        Özet

        Geleneksel motifler, kültürel belleğin ve yerel kimliğin görsel taşıyıcıları olarak tekstil tasarımında önemli bir yere sahiptir. Ancak günümüzde bu motiflerin yalnızca biçimsel olarak tekrar edilmesi, çağdaş tasarım beklentileri ve kullanıcı ihtiyaçlarıyla sınırlı bir ilişki kurmaktadır. Bu çalışma, geleneksel motiflerin ev tekstili ürünlerinde çağdaş bir tasarım yaklaşımıyla yeniden yorumlanmasını ele almakta ve uygulama temelli tasarım örnekleri üzerinden süreci incelemeyi amaçlamaktadır.
        Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Geleneksel motifler Konya yöresi dokumalarından seçilmiş, sadeleştirilmesi ve çağdaş tasarım diline uyarlanması aşamaları tasarım süreci bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında ev tekstili ürünlerinden bornoz, banyo ve yüz havlusu, ayak havlusu, banyo paspası gibi ürünlerden oluşan banyo tekstili ve masa örtüsü, peçete, mutfak önlüğü gibi mutfak tekstili ürün grupları için geliştirilen özgün tasarım uygulamaları örneklem olarak ele alınmıştır. Motifler, biçim, renk ve kompozisyon açısından yeniden ele alınarak ürün işlevi ve kullanım alanı doğrultusunda yeniden yorumlanarak tasarlanmıştır.
        Elde edilen bulgular, geleneksel motiflerin ev tekstili tasarımında yalnızca dekoratif bir unsur olarak değil, kültürel referansları güncel tasarım anlayışıyla buluşturan bir araç olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, geleneksel motiflerin çağdaş ev tekstili ürünlerinde sürdürülebilir ve özgün tasarım yaklaşımlarıyla kullanılabileceğine yönelik bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.

        Anahtar Kelimeler: Tekstil Tasarımı, Ev Tekstili Tasarımı, Geleneksel Motifler, Tasarım Yaklaşımı, Kültürel Bellek

      • 12:00
        Döngü Kavramı Bağlamında Spiral ve Hayat Ağacı Motiflerinin Çağdaş Seramik Sanatındaki Sembolik Yorumları 15dk

        Geleneksel kültürlerde motifler, insanın doğa, zaman ve varoluş ile kurduğu ilişkiyi simgesel bir dil aracılığıyla görünür kılan temel anlatım araçlarıdır. Spiral ve hayat ağacı motifleri, farklı kültürlerde yaşamın sürekliliği, dönüşüm ve yaratılış düşüncesini temsil eden evrensel semboller olarak öne çıkmaktadır. Bu çok katmanlı sembolik yapı, çağdaş sanat pratiklerinde yeniden yorumlanmaya açık bir kavramsal zemin sunmaktadır. Bu çalışma, spiral ve hayat ağacı motiflerini döngü kavramı bağlamında ele alarak, çağdaş seramik sanatı içerisindeki kavramsal ve biçimsel yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Anadolu kültür coğrafyasında yaygın olarak kullanılan bu iki motif, seramik sanatının dönüşüm odaklı üretim süreciyle ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; literatür taraması ve çağdaş seramik sanatçılarına ait eserlerin görsel analizi yoluyla motiflerin güncel sanat pratiklerindeki kullanımları incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde, sanatçının kendi üretimi olan Yaratılış Serisi, spiral ve hayat ağacı motiflerinin birlikte kullanımı bağlamında ele alınarak döngü ve yaratılış kavramları üzerinden sembolik bir okuma yapılmıştır. Elde edilen bulgular, spiral motifinin hareket, süreklilik ve zamansal akışı; hayat ağacı motifinin ise yaşamın bütüncül ve döngüsel yapısını temsil ettiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, söz konusu motiflerin çağdaş seramik sanatında dekoratif işlevlerinin ötesine geçerek, döngü kavramını aktaran güçlü ve çok katmanlı bir anlatım dili oluşturduğunu göstermektedir.
        Traditional motifs have functioned as fundamental narrative tools that make visible humanity’s relationship with nature, time, and existence through a symbolic language. Among these, the spiral and the tree of life stand out as universal symbols representing continuity, transformation, and creation across different cultures. Due to their multilayered symbolic structures, these motifs offer a conceptual framework that remains open to reinterpretation within contemporary art practices. This study aims to examine the spiral and tree of life motifs within the context of the concept of cyclicity, focusing on their conceptual and formal reflections in contemporary ceramic art. Widely used in the Anatolian cultural geography, these motifs are evaluated in relation to the transformation-oriented production process of ceramic art. A qualitative research method was adopted, employing a literature review and visual analysis of works by contemporary ceramic artists to investigate how these motifs are addressed in current artistic practices. In the final section of the study, the artist’s own body of work titled Creation Series is analyzed through the combined use of spiral and tree of life motifs, offering a symbolic reading based on the concepts of cyclicity and creation. The findings reveal that the spiral motif represents movement, continuity, and temporal flow, while the tree of life symbolizes the holistic and cyclical structure of life. Consequently, this study demonstrates that these motifs transcend their decorative functions in contemporary ceramic art and operate as powerful, multilayered narrative tools conveying the concept of cyclicity.

      • 12:15
        Türkiye’de Coğrafi İşaretli Ürünlerde Geleneksel Motifler 15dk

        Motifler, ait oldukları toplumların kültürel birer yansımasıdır. Bir figür olmanın çok ötesinde kültürel mirasın somutlaşarak sonraki kuşaklara aktarılmasının birer nesnesidir. Toplumların ekonomik, çevresel ve inançsal dünyalarının sembolik bir dönüşümü olarak ele alınabilecek olan motiflerin geleneksel el sanatları içinde geniş bir kullanım alanı vardır. Geleneksel işlemelerden, halı-kilim gibi dokumalara, ahşap süslemelerden bakır- gümüş işçiliğine kadar birçok alanda motiflerin işlevi bulunmaktadır. Ait olduğu topluluk için sembolik bir iletişim aracı olmanın yanı sıra, aynı zamanda geleneğin de nereye, kime ait olduğuna dair bir damga işlevi vardır. Kültürel değişimin bir sonucu olarak motiflerde de değişim ve dönüşümler olmakla birlikte bazı ürünlerde aynı şekilde kullanılmaya devam edilmektedir. Bu motifler ya da motiflerin oluşturduğu ürünlerden bazıları Coğrafi İşaretli ürünlerdir. Dokuma, işleme, halı ve kilimler, ahşap ürünler gibi farklı kategorilerde Coğrafi İşaretli olan ürünler bulunmaktadır. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından menşe, mahreç ve geleneksel ürün adı ile tescillenen bu ürünlere kurumun veri tabanından doğrudan ulaşılabilmektedir. Bu çalışmada veri tabanında yer alan ve sadece tescilli olan ürünlerde yer alan motifler ve bu motiflerin tescilli ürün için önemi ortaya konulması amaçlanmıştır. Bir kanaviçe ya da etamin işlemesi olarak sık sık kullanılan Maraş Gülü Motifi doğrudan tescil edilmiş tek motiftir. Bunun dışında farklı motiflerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkarılan Gediksaray Dokuması, Emirgazi Halısı, Gördes El Halısı, Uşak halısı, Ahlat Bastonu gibi tescilli ürünlerin beşerî unsurlardan kaynaklı önemli bir özelliği bu ürünlerin ortaya çıkmasındaki motiflerdir. Tarihsel bir geçmişi olan, toplumsal yapıyı yansıtan, kültürel miras unsuru olan motiflerin tekniği, kullanılan renkler ve araç-gereçler ayrıntılı olarak bu ürünlere verilmiş olan Tescil Belgesinde yer almaktadır. Tescil Belgeleri ürünlerin kimliği olarak ele alınırsa motifler de bu kimliğin önemli bir bileşenidir.

    • 11:30 12:30
      Eli Belinde (Salon D): III. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Gülay APA KURTİŞOĞLU Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 11:30
        Anadolu Selçuklu Dönemi Ahşap Minberlerinde Bordür Kompozisyonları 15dk

        Özet
        Camide hutbenin irad edildiği, kapısı, merdiveni ve en üstte oturulacak sahanlığı bulunan merdiven biçimli litürjik öğeye minber adı verilmektedir. Klasik bir minber; kapı, gövde ve şerefe (taht-köşk) olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Giriş kısmı kapı yan söveleri, kapı kanatları, aynalık ve taç bölümünü ihtiva eder.
        Anadolu Selçuklu Dönemi’nde minber yapımında çoğunlukla ahşap malzeme tercih edilmiştir. Bu minberler genellikle kündekâri ya da taklit kündekâri tekniğinde inşa edilmiş, her bölüm bordürlerle çevrelenerek bütüncül bir kompozisyon elde edilmiştir. Hakiki kündekâri tekniğinde yüzeyi oluşturan geometrik parçalar ile bunları birbirine bağlayan oluklu ahşap kirişler, çivi ve tutkal kullanılmaksızın geçme sistemiyle bir araya getirilmiştir. Taklit kündekâri tekniğinde ise aynalıklar ayrı ahşap blokların yan yana getirilmesiyle oluşturulmuş; çıkıntılı yüzeylerin arasına geometrik kafesi meydana getiren kirişler çakılmıştır. Görünüş itibarıyla hakiki kündekâriden ayırt edilmesi güç olan bu teknikte sekizgen, yıldız ve baklava formlarında çivi kullanılmazken, aradaki çıtalar çiviyle sabitlenmiştir. Ahşap blokların zamanla kuruyup küçülmesi sonucunda panolar arasında boydan boya ayrılmalar görülebilmektedir. Bordürlerde ise yuvarlak satıhlı derin oyma, düz satıhlı derin oyma, çift katlı oyma ve eğri kesim teknikleri tercih edilmiştir.
        Bu çalışma, 12. ve 13. yüzyıllar arasında hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti dönemine ait minberlerin bordürlerinde kullanılan ahşap işleme tekniklerini ve kompozisyon zenginliğini incelemektedir. Dönemin ahşap işçiliği; teknik ustalık, motif repertuarındaki çeşitlilik ve kompozisyon kurgusundaki estetik bütünlük bakımından bordürler üzerinden açıkça okunabilmektedir. 12. yüzyıldan 13. yüzyıl sonlarına kadar motiflerde gözlenen değişimler, sanatkârların kendine özgü üsluplarını ve bölgesel farklılıkları ortaya koymaktadır. Hatta aynı minber üzerinde dahi bordürlerde farklı teknik ve kompozisyon anlayışlarına rastlanabilmektedir.
        Motif repertuarında yalın rumi formlarının yanı sıra rumi-lotus, rumi-geometri, rumi-yazı ve rumi-kemer gibi bileşik tasarımlar ile lotus-palmet dizileri dikkat çekmektedir. Süreklilik arz eden ve enine gelişen bordür düzenlemeleri, yüzeyde ritmik ve zengin bir görsel etki meydana getirmektedir.
        Araştırma kapsamında günümüze ulaşan Anadolu Selçuklu Dönemi minberlerinin bordürlerinde kullanılan ahşap işleme teknikleri, motif ve kompozisyon özellikleri; 12–13. yüzyıllar arasındaki üslup değişimini ortaya koymak amacıyla kronolojik bir yöntemle değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, hem teknik gelişimi hem de estetik dönüşümü bütüncül bir perspektifle ele almayı mümkün kılmaktadır.

        Konuşmacılar: Gülay Apa Kurtişoğlu (Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü)
      • 11:45
        Rüstem Paşa Camii Çinilerinde Sümbül Motifi, Özellikleri ve Mekânsal Dağılımına Dair Bir Değerlendirme 15dk

        16.Yüzyıl Osmanlı çini sanatının önemli yapılarından biri olan Rüstem Paşa Camii, zengin çini bezemeleriyle klasik dönem süsleme anlayışını yansıtan en seçkin örneklerden biridir. Bu çalışmada caminin çinileri içerisinde yer alan sümbül motifinin üslup özellikleri ve mekânsal dağılımı incelenmiştir. Yarı stilize çiçek üslubu içerisinde değerlendirilen sümbül motifinin morfolojik özellikleri, stilizasyon anlayışı ve yapı içerisindeki kullanım alanları ele alınmıştır. Rüstem Paşa Camii’nin çinileri klasik dönem Osmanlı süsleme sanatının estetik ve teknik olgunluğunu yansıtan önemli bir yapıdır. Zengin çinileri ile ünlü camii hayranlık uyandırmaktadır. Sümbül motifi caminin belirli yerlerindeki çinilerde bulunmaktadır. Son cemaat yeri, fil ayakları, balkon altı ve üstü bordürleri ile çeşitli pano kompozisyonlarında görülmektedir. Motif, ince ve uzun bir gövde üzerinde ritmik biçimde sıralanan çiçek kümeleri ve dengeli yapısı ile yer almıştır. Doğal formdan hareketle oluşturulan bu motifler belirli bir stilizasyon sürecinden geçirilmiş, böylece doğal görünüm ile klasik üslup arasında benzer bir ifade ortaya çıkmıştır. Osmanlı bezeme sanatında önemli bir yere sahip olan “Dört çiçek üslubu” içerisinde yer alan lale, karanfil ve gül motifleriyle birlikte sümbül motifi de Türk çini sanatında önemli motifler arasında bulunmaktadır. Yapılan tespitlerde cami genelinde toplam 2603 sümbül motifinin yer aldığı belirlenmiştir. Kullanım bakımından lale, gül, karanfil motifleri kadar sık yer almadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak sümbül motifi, Rüstem Paşa Camii örneğinde Osmanlı klasik dönem çini sanatının bitkisel bezeme ögelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

      • 12:00
        Geçici Mekânlarda Kalıcı Kimlik: Anadolu Tekstil Motifleri Üzerinden Mekâna Aidiyet ve Döngüsel Tasarım Yaklaşımı 15dk

        Özet
        Bu çalışma, Anadolu’nun kadim tarihsel birikimi içerisinde biçimlenen tekstil motiflerinin, konar-göçer toplulukların geçici barınma kültürü bağlamında mekâna aidiyet, kültürel bellek ve sürdürülebilir tasarım eksenlerinde ele alınmasını amaçlamaktadır. Binlerce yıllık çok katmanlı uygarlık birikiminin ürünü olan Anadolu motifleri; aşk, sevgi, ayrılık, nazar, rüya, doğa ve hayvan sembolizmi gibi temalar aracılığıyla bireysel ve toplumsal hafızanın simgesel taşıyıcıları olarak varlığını sürdürmüş; yalnızca estetik bir ifade dili değil, Anadolu insanının dünyayı algılayış biçimini, inanç sistemlerini, doğayla kurduğu ilişkiyi ve toplumsal ruhunu yansıtan kültürel anlatım formları olarak zanaat geleneği içerisinde kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Özellikle konar-göçer yaşam kültüründe, çadır yüzeylerinde yer alan tekstil motifleri, mekânın geçiciliğine karşı geliştirilen sembolik bir süreklilik aracı olarak işlev görmekte; bireyin barınma alanı ile kurduğu bağı güçlendirerek kimlik ve aidiyet duygusunun biçimlenmesine katkı sunmaktadır. Konar-göçer toplulukların sosyal dışlanmaya maruz kalması sonucu, motif temelli mekânsal tasarım yaklaşımları bu dışlanmışlığın etkilerini hafifletmeye yönelik kapsayıcı bir potansiyel taşımaktadır. Motiflerin çadır dokusunda yer alması, barınma mekânını yalnızca fiziksel bir korunma alanı olmaktan çıkararak, kültürel belleğin ve toplumsal hafızanın somutlaştığı bir yaşam alanına dönüştürmektedir. Araştırma ekseni, Anadolu’ya özgü tekstil motiflerinin çağdaş tasarım yaklaşımlarıyla yeniden ele alınarak geçici barınma birimlerine entegre edilmesini ve bu birimlerin kullanım sürecinin ardından tekrar tekstil materyaline dönüştürülmesini esas alan döngüsel bir tasarım modeli önermektedir. Bu doğrultuda; sürdürülebilir tekstil tasarımı, mekânsal aidiyet, kültürel mirasın korunması ve sosyal kalkınma kavramları bütüncül bir çerçevede değerlendirmekte; yerel zanaat bilgisinin çağdaş üretim teknikleriyle buluşturulması hedeflemektedir. Literatür incelemesi, görsel ve sembolik çözümleme ile tasarım temelli araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı çalışmada; çeşitli motifler üzerinden Anadolu sembolizminin mekânsal, kültürel ve psikolojik yansımaları incelenmiştir. Araştırma, Anadolu tekstil motiflerinin çağdaş mekânsal tasarım kurgularıyla bütünleştirilmesinin, kültürel sürekliliğin sağlanmasına, toplumsal belleğin korunmasına, sosyal dışlanma deneyimi yaşayan toplulukların güçlendirilmesine ve bireyin mekânla kurduğu duygusal bağın derinleştirilmesine önemli katkılar sunduğunu göstermektedir. Çalışma, sürdürülebilir tasarım, kültürel miras ve sosyal kalkınma alanlarında disiplinlerarası ve bütüncül bir yaklaşım hedeflemektedir.

        Konuşmacılar: Nuray Ceviz (Marmara Üniversitesi)
      • 12:15
        Yeni Medya Sanatında Geleneksel Formların Yeniden Üretimi: “Paribu Art” Dış Cephe Gösterimleri 15dk

        Postmodernizm; gündelik hayatın estetikleştiği ve yaşamın tüketim kültürü etrafında yeniden şekillendiği bir düzlemde, gerçekliğin yerini imajlara bırakmasına yol açmıştır. Bu süreç içinde yerel kültürel miras ve otantik kodlar, küresel ağların dinamikleri içinde tarihsel bağlamlarından koparılarak yeni “imaj-mekânlara” dönüştürülmektedir. Geleneksel, modern ve postmodern formlarının eklektik bir pastiş ve kolaj mantığıyla bir araya getirilmesi, bu yeni görsel rejimin temelidir. Bu çalışmanın odak noktasını oluşturan bina giydirme pratikleri, modern mimari yüzeylerini devingen ekranlara çevirerek kentsel mekânı devasa bir gösteri alanına dönüştürmüştür. Yaşanan gerçekliğin yerini seyirlik imajların aldığı bu sahnede; zaman-mekân sıkışmasının yarattığı geç kapitalist hız, 7/24 işleyen kesintisiz dikkat ekonomisi ile birleşmiştir. Kentli gözlemci, sürekli uyarılmaya açık bir tüketici konumuna indirgenirken, geleneksel zanaat formları anlık tüketim nesneleri hâline gelmiştir. Bu çalışmada metodolojik olarak Kültürel Kuram ekseninde belirlenen perspektif üzerinden nitel araştırma yöntemi içerisinde yer alan betimsel analiz tekniğini kullanarak Paribu Art’ın dış cephe gösterimlerini eleştirel perspektiften irdelenmiştir. Çalışma Paribu Art’ın dış cephe gösterimleri üzerinden, geleneksel formların dijital süreçlerle nasıl estetik birer imaja indirgendiği ve kesintisiz işleyen geç kapitalist kentsel mekânda, gösteri mekânında, nesneler sistemi ağı içinde salt bir tüketim göstergesi olarak nasıl yeniden üretildiğini tartışmayı amaçlamaktadır. Buna göre dijital algoritmalarla yeniden üretilip dış cepheye yansıtılan geleneksel motifler, köklerinden koparılmış devasa bir “nesneler sisteminin” parçası olan salt yüzeysel formlar yani simülakrlar halini almıştır. Hipergerçekliğin egemen olduğu bu evrende, metalaşan imajlar yalnızca gösterge-değeri üzerinden kitlesel tüketime sunulmaktadır.

        Konuşmacılar: Bay Meriç DEMİRCİ (Üsküdar Üniversitesi)
    • 11:30 12:30
      Hayat Ağacı (Salon A): III. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Behiye KÖKSEL Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 11:30
        Masallarda Yeraltına Geçiş Motifleri 15dk

        Masallardaki yeraltı dünyasına geçiş yollarıyla ilgili motifler, kuyu; nehirin, denizin dibi, suyun altı; mağara veya sihirli bir kaya olabilir. Yapısal bir inceleme bakış açısıyla bakarak masalların motif yapısını çıkarmak ve dikkati motifler üzerine yoğunlaştırarak çalışmak masalın derinliğini, karmaşık ontolojik yapısını anlamamızı sağlar. Motif, yani “masalın parçalanamayan en küçük birimi” anlatıldığı çevrenin kültür kodlarını taşır. Motiflerine dokunmak, değiştirmek masaldan çıkmak olur. Bildirimizdeki masallar Gaziantep masallarından seçilmiş olup, bölge özelinde konuyu incelerken dar pencereden bütün masal dünyasına açılmış olduğumuz kanaatindeyiz. Çalışmamızın evrenini oluşturan masallar kendi derlememizdir.
        Masallarda yeraltı dünyasına giriş yolları ile ilgili motifler, mitolojideki üç katmanlı dünya modelinin yeraltı yolculuğu ile ilgili yaklaşımını yansıtır. Dikey dünya modeli Türk mitolojisinde dünyayı yukarı, orta ve aşağı dünya olmak üzere üç katmanlı olarak düşünen bir yaklaşımdır. Üst-yukarı dünya tanrılar, iyi ruhlar, tanrısal varlıklar; orta dünya insanlar ve olağan varlıklar, aşağı dünya kötü ruhlar, insanlara zarar verenler ve bizden olmayanlar, olağanüstü güce sahip varlıklardır. Bu üçlü bölünme bilinen ve görünenle görünmeyenin ilişkisine yer verir. Gerek yukarı dünya-gök katındaki iyi ruhlar, gerekse yeraltındaki kötü ruhlar bizden olmayanlardır. Mitlerin kendini gösterme yerleri içerisinde masallar, efsaneler, destanlar vardır. Ancak halk anlatılarındaki az veya çok yansımalarına rağmen bir masal, efsane ya da destan metni mit gibi kutsal değildir, anlaşılan mit kendini masalda devam ettirirken kutsallığını geride bırakmıştır. O yüzden mitteki mağara, dağ kimi zaman kutsalken masalda bu motifler kutsal olup olmama niteliğini kaybetmiş ama temel özellikleri yaşamaya devam eden kültlerle devam etmiş, böylece masal eski kutsalın, inancın, sembolün, ilkel bilgi kaynağının, dünyayı anlama modelinin kutsallık boyutundan sıyrılmış çerçevesi olmuştur.

      • 11:45
        Türk Kültüründe Turna Katarı Motifinin Sözlü, Görsel ve Ritüel Yansımaları 15dk

        Turna katarı motifi, Türk kültüründe tarihsel ve mekânsal sürekliliğe sahip, çok katmanlı sembolik bir motif olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, turna katarı motifini edebî metinlerden halk şiirine, dokuma sanatından ritüel uygulamalara kadar geniş bir perspektif ile ele almayı amaçlamaktadır Dîvânu Lugâti't-Türk’te turna ve turna kuşunun geçişi, halk türkülerinde ve şiirlerinde ise göçmen, haberci ve sadakat sembolü olarak kullanımı, motifin kültürel ve manevi bağlamını ortaya koymaktadır. Turna katarının sürü halinde tıpkı bir “V” harfi biçiminde uçuşu; birlik, dayanışma ve yön bulma kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir.
        Araştırmada betimleyici ve karşılaştırmalı yöntemler uygulanmış, motifin bireysel ve toplumsal anlamları incelenmiştir. Turna katarı motifi, halk şiiri aracılığıyla icra edilen sözel kültürlerden biri olan ozanlık geleneği ile el sanatları alanında somutlaşan maddi kültür dokuma geleneği arasında bir köprü kurmaktadır. Anadolu kilimlerinin zemin ve bordürlerinde motifin hareket ve yön kavramları üzerinden görselleştirilmesi, Turna Semahı gibi geleneksel törenler ile ritmik bir bağlantı kurmaktadır. Gök Tanrı inancından Alevi-Bektaşi geleneğine kadar olan süreçte turna katarı motifinin ruhani yolculuğunu ve manevi rehberliğini temsil eden bir hafıza aktarıcısı olduğu anlaşılmaktadır.
        Bulgular, turna katarı motifinin estetik bir unsur olmasının ötesinde, kültürel hafızayı, toplumsal kimliği ve manevi değerleri de etkileyen güçlü bir sembol olduğunu göstermektedir. Göçmen kuşun ritmik ve düzenli uçuşu, motifin görsel ve ritüel anlatımlarda süreklilik, yön ve hareket işlevini gözler önüne sermektedir. Sonuç olarak turna katarı, Türk kültüründe hem edebî hem görsel hem de ritüel bağlamlarda özgün ve zengin bir kültürel öge olarak varlığını sürdürmektedir.

        Konuşmacılar: Hale Tufan (Antalya Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 12:00
        Anadolu Motiflerinin Psikanalitik Çözümlemesi: Seramik Sanatında Kolektif Bilinçdışı ve Görsel Süreklilik 15dk

        Anadolu Motiflerinin Psikanalitik Çözümlemesi: Seramik Sanatında Kolektif Bilinçdışı ve Görsel Süreklilik

        Müjgan Özben

        Özet
        Anadolu motifleri tarihsel süreç boyunca çoğunlukla dekoratif süsleme unsurları ya da kültürel miras göstergeleri olarak değerlendirilmiştir. Ancak motiflerin farklı coğrafya, dönem ve üretim bağlamlarında süreklilik göstermesi, bu görsel yapıların yalnızca estetik tercihlerle açıklanamayacağını düşündürmektedir. Bu çalışma, Anadolu motiflerini psikanalitik kuram çerçevesinde ele alarak motiflerin kolektif bilinçdışıyla kurduğu ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır.
        Araştırmanın kuramsal temeli, Sigmund Freud’un bilinçdışı kavramı ile Carl Gustav Jung’un kolektif bilinçdışı ve arketip kuramına dayanmaktadır. Anadolu halı, kilim ve seramik yüzeylerinde sıklıkla karşılaşılan göz, spiral, yaşam ağacı ve geometrik tekrarlar; korunma, süreklilik, aidiyet ve yeniden doğuş gibi arketipsel temsiller bağlamında değerlendirilmiştir.
        Çalışmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş ve üç aşamalı bir analiz yöntemi uygulanmıştır: (1) motiflerin biçimsel özelliklerine yönelik görsel çözümleme, (2) sembolik anlam katmanlarının kültürel bağlam içinde yorumlanması ve (3) motiflerin psikanalitik perspektiften bilinçdışı temsil biçimleri olarak değerlendirilmesi. Bu yöntem aracılığıyla motiflerin yalnızca geleneksel süsleme kalıpları değil, toplumsal deneyimlerin ve kültürel hafızanın görsel sürekliliğini sağlayan psikokültürel yapılar olduğu ileri sürülmektedir.
        Çalışma ayrıca geleneksel Anadolu motiflerinin çağdaş seramik sanatında yeniden yorumlanmasını psikanalitik yeniden anlamlandırma süreci olarak ele almakta; sanatçının malzeme, yüzey ve boşluk üzerinden geçmiş imgelerle kurduğu ilişkinin bilinçdışı bir görsel yeniden üretim alanı oluşturduğunu tartışmaktadır. Bu bağlamda motif, geçmişe ait durağan bir miras değil, güncel sanat üretiminde aktif biçimde işleyen dinamik bir anlam sistemi olarak değerlendirilmektedir.
        Araştırma, Anadolu motiflerini dekoratif gelenek anlayışının ötesine taşıyarak psikanalitik çözümleme aracılığıyla sanat tarihi, görsel kültür ve çağdaş seramik pratiği arasında disiplinlerarası bir okuma önermektedir.

        Anahtar Kelimeler:Anadolu motifleri 1, psikanalitik çözümleme 2, kolektif bilinçdışı 3, arketip 4, seramik sanatı 5

      • 12:15
        Kurucu Mitten Öznel Krize: Burla Hatun’dan Aysel’e Kadın Motifinin Dönüşümü 15dk

        Anadolu anlatı geleneğinde motifler, estetik tekrarlar olmanın ötesinde kültürel bellek ve kolektif hafızanın kurucu ve düzenleyici formlarıdır. Sözlü gelenekte kadın figürü; evlilik, soyun devamı, fedakârlık ve ölüm gibi eşik durumları anlamlandıran sembolik bir merkez olarak yapılandırılmıştır. Bu yapı, bireysel karakter inşasından ziyâde kolektif ontolojinin kurulmasına hizmet ederek kültürel belleği de yıllar içerisinde oluşturur. Kültürel belleğin içerik değil biçim aktarımı üzerinden işlediğini ileri süren Jan Assmann’ın yaklaşımı, kadın motifinin tarihsel dolaşımını kopuş kavramıyla değil, biçim değiştiren süreklilik üzerinden düşünmeyi mümkün kılar. Moderniteyle birlikte anlatı rejimi ve zamansallık dönüşür. Mitik bütünlüğe dayalı aşkın referans sistemi çözülürken sembolik formlar, içkinleşmiş ve sekülerleşmiş bir düzleme taşınmıştır. Bu sekülerleşme, motifin ortadan kalkması değil, kurucu anlamın kolektif zeminden öznel bilinç alanına aktarılması anlamına gelir.
        Kendisi de eşik bir eser olan Dede Korkut Kitabı’nda Burla Hatun, epik zamanın kolektif ufku içinde asaleti ve gücü temsil eder. Ölümün elinden kocasını ve oğlunu kurtaracak kadar cesur bir örnektir. Aynı zamanda kadın figürü, soyun ve düzenin sembolik garantisidir. Buna karşılık Ölmeye Yatmak’ta Aysel, modern romanın parçalı zamansallığında, kendi geçmişini de şekillendiren ülkenin geçmişi arasına sıkışmış, ölüm düşüncesini içsel/öznel bir kriz alanı ve hesaplaşma alanı olarak gören kadın figürüdür. Ölüm artık aşkın bir düzenin parçası değil, benliğin çözülme ihtimalini taşıyan varoluşsal bir sınırdır. Ancak Aysel’in intihardan vazgeçerek yataktan kalkışı, motifin tümüyle çözülmediğini, kurucu işlevin kolektif eşikten öznel eşiğe doğru yer değiştirdiğini gösterir. Aysel’in olduğu noktaya gelmesini sağlayan mücadeleci geçmişi, Burla Hatun’un modern dönem yansımasıdır. Bu dönüşümü yalnızca bireyin yabancılaşması üzerinden okumak yeterli değildir. Bunun yerine epik bütünlükten problematik özne yapısına geçişi tartışan Georg Lukács ile anlatı ve zamansallık ilişkisini hermeneutik düzlemde ele alan Paul Ricoeur’un kavramsal çerçeveleri ışığında değerlendirilmelidir.
        Çalışma, karşılaştırmalı metin çözümlemesi yöntemiyle, kadın motifinin Anadolu kültürel belleğinde mitik kuruculuktan modern öznel krize doğru geçirdiği işlevsel dönüşümü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Böylece çalışma modernitenin yarattığı yapısal ve anlamsal dönüşümlere rağmen kadın motifinin sembolik sürekliliğini koruduğunu ancak bu sürekliliğin artık aşkın kolektif referanslardan ziyâde içkin, seküler ve öznel bir anlatı formu içinde yeniden kurulduğunu ileri sürmektedir.

    • 11:30 12:30
      Pıtrak (Salon B): III. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Ali ULVİ Pıtrak

      Pıtrak

      • 11:30
        Kültürel Mirasın Sürdürülebilirliğinde Olgunlaşma Enstitülerinin İşlevi: Amasya Olgunlaşma Enstitüsü Yassıçal Cuha Tasarımı Örneği 15dk

        Bu çalışma, geleneksel motiflerin; Olgunlaşma Enstitüleri tarafından kurumsal üretime aktarılması ve modern tasarımlar yoluyla kültürel sürekliliğe dönüştürülmesi sürecini ortaya koymaktadır. Motiflerin araştırma, arşivleme ve tasarım uygulamalarıyla üretim ve kurumsal kayda alınma süreci, Amasya Olgunlaşma Enstitüsünde Yassıçal çuha motiflerini içeren “Harman” isimli kıyafet örneği üzerinden ortaya konulmuştur. Araştırmada nitel araştırma deseni benimsenmiş; çalışma örnek olay yaklaşımıyla yürütülmüştür. Veriler doküman incelemesi, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve katılımcı olmayan gözlem yoluyla elde edilmiştir. Çalışma, 12.02.2025–08.04.2025 tarihleri arasında “Harman” isimli kıyafetin üretiminde; motiflerin tespitinden ürünün satışına kadar geçen 55 günlük süreçte gerçekleştirilmiştir. Enstitüden beş (usta öğretici, tasarımcı, arşiv sorumlusu, idareci, kalite kontrol üyesi), Yassıçal köyünden iki kişi olmak üzere toplam yedi katılımcıyla görüşülmüştür. Envanter kayıtları, motif analiz çizelgeleri, teknik çizim dosyaları, prototip ve kalite kontrol tutanakları ile ürün takip dosyaları incelenmiş; üretim süreci atölye gözlemleriyle izlenmiştir. Bulgulara göre, Yassıçal çuha motif repertuarı saha araştırması, literatür taraması ve görüşmeler yoluyla belirlenmiş; teknik ve biçimsel özelliklerine göre tematik olarak sınıflandırılarak envantere kaydedilmiştir. Bu Tasarımda kullanılacak motifler seçilmiş ve teknik çizimleri hazırlanarak arşivlenmiştir. “Harman” modelinde Tahtalı, İçli Mekik ve Süleyman motifleri kol iç bordürde; Tahtalı motifi yaka ve patta, Sinekli motifi arka robada konumlandırılmıştır. Tasarım süreci çizim, kalıp ve prototip aşamalarını içermiş; Amerikan bezinden hazırlanan numune test edilmiştir. Dikim sonrası ürün kalite kontrolünden geçirilmiş, envantere kaydedilmiş ve ürün dosyası oluşturulmuştur. Model Bohça mağazasında satışa sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma, Olgunlaşma Enstitülerinin kültürel mirası üretim ve tasarım süreçleri aracılığıyla sürdürülebilir kıldığını Amasya Olgunlaşma Enstitüsünde üretilen “Harman” modeli üzerinden ortaya koymuştur. Motiflerin saha araştırmasından envantere ve modern tasarıma uzanan kurumsal dönüşümünün Olgunlaşma Enstitüleri eliyle sistematik biçimde yürütüldüğü belirlenmiştir. Bu süreçte motiflere ilişkin aşamalar aslına uygun olarak envantere kaydedilmiş, anlatı ve arka plan bilgileriyle birlikte kurumsal arşivlere aktarılmış; müze koleksiyonları ile ürün ve satış kataloglarında resmî olarak yer verilerek kalıcı bir kültürel kayıt oluşturulmuş ve gelecek kuşaklara aktarımı güvence altına alınmıştır.

      • 11:45
        Toprakkale ve Düziçi Yöresi Kirkitli Dokumalarında Yörük Estetiği: Renk ve Motif Okumaları. 15dk

        Anadolu dokuma sanatı, göçebe toplulukların doğayı, inançlarını ve sosyal yapılarını sembolize ettikleri en güçlü görsel dillerden biridir. Çukurova havzasının stratejik noktalarında yer alan Osmaniye’nin Toprakkale ve Düziçi ilçeleri, tarihsel süreçte Yörük ve Avşar boylarının yerleşim ve yaylak güzergâhı olması hasebiyle zengin bir kirkitli dokuma (halı, kilim, heybe, torba) geleneğine sahiptir. Bu bildirinin amacı, bölgedeki kirkitli dokumaların estetik karakterini; renk tercihleri ve motif tipolojisi üzerinden disiplinlerarası bir bakış açısıyla analiz etmektir.
        Çalışma kapsamında, Toprakkale ve Düziçi yörelerinden derlenen özgün dokuma örnekleri incelenmiş; "kirkit" vuruş tekniğinin dokuma sıklığı ve desen netliği üzerindeki belirleyici rolü üzerinde durulmuştur. Yöre dokumalarında sıklıkla karşımıza çıkan çengel, göz, akrep ve sinek gibi motiflerin, Yörüklerin doğa ile olan mücadelesini ve korunma içgüdüsünü nasıl estetik bir forma dönüştürdüğü tartışılmaktadır. Ayrıca, Çukurova’nın sıcak iklimini ve Yörük ruhunun canlılığını yansıtan "al" (kırmızı), "gök" (mavi) ve "püren" (sarı) renklerinin kök boya geleneğindeki karşılıkları ve bu renklerin motiflerle kurduğu kompozisyon hiyerarşisi çözümlenmiştir.
        Saha araştırmaları ve yerel koleksiyonlardaki örneklerin incelenmesiyle hazırlanan bu çalışma, Osmaniye’nin kirkitli dokumalarını sadece birer el sanatı ürünü olarak değil, Yörük estetik anlayışının günümüze ulaşan somut olmayan kültürel miras belgeleri olarak değerlendirmeyi hedeflemektedir.

      • 12:00
        Gelenekten Günümüze Yağcıbedir Dokumaları 15dk

        Yağcıbedir dokumaları, Balıkesir yöresine özgü köklü bir halı geleneği olarak Anadolu dokuma kültürü içinde önemli bir yere sahiptir. Koyu lacivert ve kırmızının hâkim olduğu renk paleti, yün kalitesi, Türk düğümü tekniği ve geometrik motif kurgusuyla dikkat çeken bu dokumalar, yüzyıllar boyunca kültürel kimliğin ve yerel estetik anlayışın taşıyıcısı olmuştur. Bu çalışma, Yağcıbedir dokumacılığını “gelenekten günümüze” bakışıyla ele alarak geçmişi ile günümüzdeki üretim ve aktarım durumunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada literatür taramasının yanı sıra saha gözlemleri ve üretim pratiklerine ilişkin güncel üretim durumu gözlemlenmiştir. Geleneksel üretim süreçleri, motif belleği ve teknik özellikler ana hatlarıyla ortaya konulmuş; ardından günümüzdeki ustalar, üretim biçimleri, pazarlama kanalları ve kurumsal destek mekanizmaları incelenmiştir. Özellikle sanayileşme, göç ve değişen tüketim alışkanlıklarının dokumacılık üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Yağcıbedir dokumaları üzerine coğrafi işaretleme ve kültürel miras bilincinin artışı gibi olumlu gelişmeler de ele alınmıştır.
        Çalışma sonucunda, Yağcıbedir dokumacılığının geleneksel niteliklerini büyük ölçüde korumakla birlikte üretim ölçeği ve usta-çırak aktarımı açısından kırılgan bir süreçten geçtiği görülmüştür. Bu bağlamda sürdürülebilirlik için eğitim, mevcut üretim atölyelerinin desteklenmesi, yerel-küresel pazarda tanıtım stratejilerinin güçlendirilmesi gerektiği görülmektedir. Araştırma, Yağcıbedir dokumalarının kültürel sürekliliğinin yanı sıra günümüzdeki tanınabilirlik ve üretim durmunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Yağcıbedir dokumalarının kimliği olarak görülen renk ve motiflerinin korunması günümüz estetik anlayışına uyum sağlaması için değişimine ya da ilavelere izin verilmemesi gerektiği görülmüştür. Bu anlamda sağlanmasına yönelik akademik ve uygulamaya dönük öneriler sunmayı hedeflemektedir.

      • 12:15
        Düğümden PİKSELE: Türk Kilim Motiflerinin 3B Modellenmesi 15dk

        Türk motifleri, binlerce yıllık bir birikimin neticesinde dokuyucunun inançlarını, değerlerini ve toplumsal yapısını yansıtan eşsiz birer kültürel mirastır. Ancak günümüzde geleneksel dokumacılığın azalması ve fiziksel koruma zorlukları, bu motiflerin özgün formlarıyla gelecek kuşaklara aktarılmasını risk altına sokmaktadır. Bu çalışma, geleneksel Türk kilim motiflerinin yersel fotogrametri yöntemiyle yüksek doğrulukta dijitalleştirilmesini ve 3 boyutlu (3B) olarak arşivlenmesini amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, Mersinin köylerinden temin edilen özgün kilim örnekleri materyal olarak seçilmiştir. Veri toplama aşamasında, düşük maliyetli amatör bir dijital kamera kullanılarak nesneler farklı açılardan ve uygun bindirme oranlarıyla fotoğraflanmıştır. Elde edilen görüntüler, fotogrametrik değerlendirme süreçleri için Photomodeler yazılımına aktarılmıştır. Yazılım içerisinde gerçekleştirilen kamera kalibrasyonu ve yöneltme işlemlerinin ardından, motiflerin geometrik detaylarını en ince ayrıntısına kadar yansıtan yoğun nokta bulutları ve doku kaplamalı 3B modelleri üretilmiştir. Çalışma sonucunda, fotogrametrik yöntemin motiflerin desen ve form özelliklerini bozmadan, milimetrik hassasiyetle dijital ortama aktarabildiği tespit edilmiştir. Üretilen 3B modellerin sadece görsel birer arşiv materyali olmakla kalmayıp, aynı zamanda restorasyon ve yeniden üretim süreçlerinde birer altlık veri olarak kullanılabileceği görülmüştür. Bu metodoloji, somut olmayan kültürel mirasın dijital yöntemlerle korunması ve Türk motiflerinin modern disiplinlerle (tasarım, mimari vb.) entegrasyonu için sürdürülebilir bir model sunmaktadır.

    • 11:30 12:30
      Yıldız (Salon E): III. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hüseyin BAL Yıldız

      Yıldız

      • 11:30
        Anadolu Motif Geleneğinin Avrupa’daki Yansımaları: Braşov Kara Kilise’deki Osmanlı Halıları 15dk

        Erken modern dönemde Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa arasındaki ilişkiler yalnızca siyasi ve askerî karşılaşmalarla sınırlı kalmamış; ticaret, diplomasi ve maddi kültür aracılığıyla çok katmanlı bir etkileşim alanı üretmiştir. Bu etkileşimin en dikkat çekici unsurlarından biri, 16. ve 17. yüzyıllarda Anadolu’da üretilen Osmanlı halılarının Avrupa’ya yayılmasıdır. Ticaret yolları, diplomatik hediyeleşme ve vakıf bağışları yoluyla Avrupa’ya ulaşan bu halılar, Osmanlı dünyasına özgü estetik anlayışın ve sembolik dilin sınır aşan taşıyıcıları hâline gelmiştir.
        Transilvanya bölgesinde, özellikle Braşov’daki Kara Kilise’de muhafaza edilen Osmanlı halıları, bu kültürel dolaşımın somut izlerini günümüze taşıyan seçkin örnekler sunmaktadır. Anadolu’da İslami bağlamda üretilmiş dokumaların bir Hristiyan ibadet mekânında korunması, Osmanlı maddi kültürünün Avrupa’da nasıl yeniden anlamlandırıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Bu süreçte halılar, işlevsel ve dinsel bağlamlarından koparak statü, prestij ve kolektif hafıza nesnelerine dönüşmüştür.
        Kara Kilise koleksiyonundaki Osmanlı halıları, erken modern dönemde Osmanlı–Avrupa ilişkilerinin gündelik ve sembolik boyutlarını birlikte okumaya imkân tanımaktadır. 19. yüzyıl sonlarından itibaren Batı Avrupa sanat piyasasının bu koleksiyonlara artan ilgisi ise, kültürel mirasın korunması ve kaybı tartışmalarını gündeme getirmiştir.
        Bu çalışma, Braşov Kara Kilisesi örneği üzerinden Osmanlı halılarını bir sanat tarihi nesnesinden ziyade, ticari ağlar, kültürel etkileşim ve miras aktarımı çerçevesinde ele alarak, Osmanlı–Avrupa ilişkilerinin maddi kültür üzerinden yeniden değerlendirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır.
        Anahtar Kelimeler: Osmanlı halıları, Transilvanya, Braşov Kara Kilise.

      • 11:45
        Türklerde Güç, Kuvvet ve İktidar Motiflerinin Türkistan Coğrafyasından Anadolu’ya Yolculuğu / The Journey of Motifs of Power, Strength, and Authority Among the Turks from the Geography of Turkestan to Anatolia 15dk

        Özet
        Bu çalışmada Anadolu’da Türk devletleri tarafından kullanılan güç, kuvvet ve iktidar motiflerinin İslamiyet Öncesi Dönem’den itibaren İpek Yolu’nda geçirdiği değişim ve dönüşüm incelenecektir. Bu bağlamda motiflerin değişim ve dönüşümünü göstermek için Türkistan coğrafyasında kurulan ilk Türk devletlerinde kullanılan güç, kuvvet ve iktidar motiflerinden bahsedilecektir. Ardından İpek Yolu ile etkileşim hâlinde olan Türk devletlerinin kullandığı güç, kuvvet ve iktidar motifleri incelenerek karşılaştırma yapılacaktır. Böylece İpek Yolu aracılığı ile Türklerde hangi motiflerin kullanımının arttığı hangilerinin anlamının değiştiği, kullanımının azaldığı ve hangi motiflerin zamanla kullanılmaya başlandığı ortaya konmaya çalışılacaktır.
        Türkler, İpek Yolu vasıtasıyla özellikle de İpek Yolu üzerinde hâkimiyet kurdukları dönemlerde farklı dil, din ve kültüre sahip topluluklar ile kültürel etkileşimde bulunmuştur. Bu etkileşimler sonucunda Türk kültürüne yeni unsurlar girmiş ve bazı unsurlarda ise değişimler yaşanmıştır. Anadolu’da da güç ve kuvveti ifade etmek için Hun ve Göktürk dönemlerinde kullanılan koçboynuzu, keçi, kılıç, ok-yay, kurt, ejderha ve kartal gibi motifler kullanılmakla birlikte; Uygurlarda Budizm’in etkisiyle gelen, ilahi güç ve içsel denge anlamlarını ifade eden çintemani gibi motifler de kullanılmıştır. Timur’un sancağında çintemani kullanması ise bu motif Türkler arasında dünyevi güç, otorite ve hâkimiyet simgesi olarak görülmüş ve Osmanlı tarafından da oldukça beğenilerek padişah kıyafetlerinde kullanılmıştır. İslamiyet öncesi devirlerde, Hunlarda ve Göktürklerde kılıç, tahta çıkma törenlerinde pek kullanılmazken İslamiyet’in etkisiyle kılıç motifi iktidar sembolü hâline gelmiş, Selçuklular ve Osmanlı’da sultanlar tahta çıkarken kılıç kuşanma töreni yapmıştır. İpek Yolu vasıtasıyla yayılan dinler ve kültürel etkileşim vasıtasıyla çeşitli motifler Türkler tarafından güç, kuvvet ve iktidarı simgelemek için kullanılırken bazıları zaman içinde ya farklı anlamda kullanılmış ya kullanımı azalmış ya da daha sık kullanılmıştır.
        Abstract
        This study examines the transformation and evolution of motifs symbolizing power, strength, and authority used by Turkish states in Anatolia, tracing their development along the Silk Road from the pre-Islamic period onward. In this context, in order to demonstrate the processes of change and transformation, the motifs of power, strength, and authority employed in the first Turkish states established in the geography of Turkestan will be discussed. Subsequently, a comparative analysis will be conducted by examining the motifs of power, strength, and authority utilized by Turkish states that interacted with the Silk Road. Thus, it will be sought to determine which motifs increased in usage among the Turks through the Silk Road, which underwent semantic transformation, which declined in use, and which began to be employed over time.
        Through the Silk Road, especially during the periods in which they established dominance over it, the Turks engaged in cultural interaction with communities that have different languages, religions, and cultural traditions. As a result of these interactions, new elements entered Turkish culture, while certain existing elements experienced transformation. In Anatolia, motifs such as the ram’s horn, goat, sword, bow and arrow, wolf, dragon, and eagle which used during the Hun and Göktürk periods to signify power and strength, continued to be employed. In addition to these, motifs such as the cintemani which entered Turkish visual culture under the influence of Buddhism among the Uyghurs and symbolized divine power and inner balance, were also adopted. Timur’s use of the cintemani on his banner contributed to the motif’s reinterpretation among the Turks as a symbol of worldly power, authority, and sovereignty; it was later highly appreciated by the Ottomans and widely incorporated into sultanic garments. In the pre-Islamic period, the sword was not prominently employed in enthronement ceremonies among the Xiongnu and Göktürks; however, under the influence of Islam, the sword motif became a symbol of authority, and in the Seljuk and Ottoman traditions, sultans performed a ceremony with sword upon accession to the throne.
        In this respect, while various motifs disseminated through the Silk Road and shaped by religious and cultural interaction were utilized by the Turks to symbolize power, strength, and authority, some acquired new meanings over time, some declined in frequency of use, and others came to be employed more extensively.

      • 12:00
        "Geçmişten Geleceğe Zamanın Dokusu’’ 15dk

        Özet
        Bu çalışma kapsamında ele alınan kostüm tasarımı, Adana 14. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı Kortej Kostümleri Yarışması için geliştirilmiş olup, “Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?” sorunsalı etrafında kurgulanmıştır. Tasarımın çıkış noktası, zaman kavramını doğrusal bir ilerleme anlayışından ziyade, “kayıp” ve “kazanım” çerçevesin de işleyen döngüsel ve karşıtlık temelli bir denge unsuru olarak ele almaktır. Kostümde yer alan motifler ve aksesuarlar, bu kavramsal çerçeveyi görsel bir anlatı diline dönüştürmek amacıyla seçilmiş ve yapılandırılmıştır. Geleneksel Türk el sanatları ve Anadolu’ya özgü motif repertuvarı tasarımın temel referansını oluştururken, modern çağın teknolojik, estetik eğilimleriyle bilinçli bir karşıtlık ve etkileşim oluşturur. Tasarım, sağ ve sol bölümlerden oluşan iki uçlu bir yapı sunarak, kültürel mirasın ihtişamı ile teknolojik geleceğin potansiyel kültürel yoksulluğu arasındaki yozlaşmayı somutlaştırır.
        İnsanlık tarihi boyunca giyim, yalnızca bedeni dış etkenlerden koruyan fiziksel bir katman değil; bireyin ve toplumun evrendeki konumunu, inançlarını ve gelecek projeksiyonlarını dışa vuran sembolik bir dil olmuştur. Tüm giysilerde olduğu gibi kostümlerin de en önemli sorunu tasarımdır. Bu nedenle, kostüm tasarım sürecini organize edebilen, gereksinimlere uygun çözümler üretebilen, bilimsel araştırmalara dayalı ve estetik değerlere sahip, işlevsel, özgün ve çağdaş niteliklerde tasarım yapan tasarımcılara ihtiyaç vardır (Demiriz, Koç vd. 2010: 162).
        Tekstil yüzeyleri, birer parşömen gibi işlenerek toplumsal hafızanın en kalıcı taşıyıcılarına dönüşmüştür. Bu bağlamda kostüm tasarımı; estetik bir form oluşturma çabasının ötesinde, geçmişin tozlu sayfaları ile geleceğin teknolojik belirsizliği arasında kurulan köprü bir disiplindir. Günümüzün hızla dijitalleşen ve tek tipleşen moda dünyasında, geleneksel olanın muhafazası ile modern tasarımlar arasındaki farklılıklar sanatçıya zengin bir ifade alanı sunmaktadır.
        Bu çalışma, Anadolu’nun binlerce yıllık görsel mirasını, modern çağın teknolojik eğilimleriyle harmanlayan bir kostüm tasarımının, analizini hedeflemektedir. Tasarımın temel amacı, zamanın doğrusal ve tek yönlü bir akış olduğu yanılsamasını kırmak; aksine zamanı, "kayıplar ve kazanımlar" üzerinden ilerleyen döngüsel bir süreç olarak ele almaktır. Bu bakış açısıyla oluşturulan eser, izleyiciyi insanlığın "bilinmeyen geçmişinden" alıp, "teknolojik tekilliğe" doğru bir yolculuğa çıkarmaktadır.
        Tasarımın ana yüzeyini oluşturan sağ ve sol bölümler arasındaki asimetri, basit bir görsel tercih değil; Geçmişten günümüze yok olmaya devam eden kültürel değerlerimizin bir kostüm üzerindeki somut ifadesidir. Sağ tarafta konumlandırılan Anadolu motifleri (Eli Belinde, Koç Boynuzu, Pıtrak, Hayatağacı vb.), toprağa, berekete ve zanaata dayalı bir "organik bellek" sunarken; bu ihtişamın tam karşısında yer alan gümüş deri, LED ışıklar ve steril yüzeyler, insanlığın bir sonraki durağı olan "Uzay Çağı’nın soğuk ve mekanik estetiğini yansıtmaktadır. Bu iki uçlu yapı, kültürel mirasın tarihsel ağırlığı ile teknolojik geleceğin vaat ettiği ama aynı zamanda tehdit ettiği "kültürel boşluk" arasındaki çatışmayı somutlaştırmaktadır.
        Ayrıca tasarımın arka panelinde yer alan siyahın derinliği, varoluşun en ham halini; yani süslemeden arındırılmış, henüz keşfedilmemiş "karanlık geçmişi" simgeler. Bu sessiz alan, kostümün geri kalanındaki görsel yoğunluğu dengeleyen felsefi bir boşluktur. Makalenin ilerleyen bölümlerinde, kullanılan her bir motifin tarihsel kökeni, seçilen materyallerin sembolik karşılıkları ve bu zıtlıkların yarattığı sanatsal bütünlük disiplinler arası bir yöntemle incelenecektir. Nihayetinde bu çalışma; geleceği kurgularken geçmişin kadim bilgisini terk etmenin, insanlığı kimliksiz bir evrenselliğe sürükleme riskini tartışmaya açmaktadır. Kostüm, bu anlamda bir giysi olmaktan çıkıp, izleyiciyi "Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?" sorusuyla yüzleştiren sosyolojik bir manifestoya dönüşmektedir

        Konuşmacılar: Rukiye GÖK
      • 12:15
        Gücün Dokuması: Anadolu Motiflerinde Siyasal Sembolizm 15dk

        Anadolu dokuma kültürü içerisinde yer alan motifler, yalnızca estetik ve süsleme amacı
        taşıyan görsel unsurlar değil; toplumsal hafıza, kimlik ve güç ilişkilerini yansıtan sembolik
        anlatım biçimleridir. Bu bildirinin amacı, Anadolu kilim ve dokuma motiflerini devlet, millet,
        iktidar, savaş ve güç kavramları çerçevesinde ikonografik ve kültürel bir perspektifle
        değerlendirmektir. Çalışma, Mine Erbek’in Anadolu Motifleri, Emel Esin’in Türk sanatında
        ikonografik motiflere ilişkin araştırmaları, Yusuf Durul’un Türk Kilim Motifleri, İnci
        Beşoğul’un motif incelemeleri ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan Renkten
        Motife Anadolu Kilimleri gibi temel kaynaklara dayalı karşılaştırmalı bir analiz yöntemine
        dayanmaktadır. Araştırmada Anadolu motiflerinin tarihsel arka planı dikkate alınarak belirli
        sembollerin siyasal ve toplumsal anlam katmanları incelenmiştir. Koçboynuzu ve koç başı
        motifleri savaşçı güç, kahramanlık ve liderlik fikriyle; kurt ve avcı kuş motifleri topluluk
        koruması ve savaş kültürüyle; ejder ve kartal figürleri egemenlik, koruyuculuk ve kozmik güç
        anlayışıyla ilişkilendirilmiştir. Hayat ağacı, astral motifler ve tamga işaretleri ise devlet
        sürekliliği, kolektif aidiyet ve siyasi meşruiyetin görsel ifadeleri olarak değerlendirilmiştir. Bu
        bağlamda Anadolu motiflerinin göçebe kültürden yerleşik devlet yapısına uzanan tarihsel
        süreçte bir sembolik aktarım alanı oluşturduğu görülmektedir. Sonuç olarak çalışma, Anadolu
        dokumalarında yer alan motiflerin folklorik veya dekoratif öğeler olmanın ötesinde Türk
        siyasal kültürünün ve kolektif kimliğinin taşıyıcısı olan görsel kodlar olarak okunabileceğini
        ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, motiflerin kültürel belleği canlı tutan ve siyasal anlamları
        kuşaklar arasında aktaran bir iletişim sistemi olarak değerlendirilmesine katkı sağlamaktadır.
        Anahtar Kelimeler: Anadolu motifleri, siyasal sembolizm, Türk ikonografisi, kültürel hafıza,
        güç ve iktidar.

    • 12:30 13:30
      Öğle Molası / Lunch Break 1g
    • 13:45 14:45
      Bukağı (Salon C): IV. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. İsmail ŞENESEN Bukağı

      Bukağı

      • 13:45
        Denizli Buldan Dokumalarında Tamga İzlerinin Sembolik Sürekliliği 15dk

        Bu bildiri, Denizli’nin Buldan ilçesinde sürdürülen geleneksel dokuma kültüründe yer alan bazı geometrik motiflerin, tamga geleneğiyle kurduğu görünmez bağı tartışmaktadır. Tamga, tarihsel olarak bir aidiyet işaretiyken; Buldan dokumalarında artık doğrudan kimlik bildiren bir sembol değil, estetik bir hafızanın izine dönüşmüştür. Çalışmada seçilmiş dokuma örnekleri desen yapısı, çizgi karakteri ve tekrar düzeni açısından incelenmiş; kırık, çatallı ve simetrik formların işaret kökenli bir çizgi anlayışını taşıdığı gözlemlenmiştir.

        Elde edilen bulgular, bu motiflerin belirli bir boyu temsil etmekten ziyade, geçmişten devralınan bir görsel dili anonimleşmiş biçimde sürdürdüğünü göstermektedir. İşaret, dokuma yüzeyinde ritme; kimlik, geleneğe dönüşmektedir. Böylece Buldan dokumaları, tamganın anlam kaybına uğramadığını, aksine yeni bir üretim alanında yeniden yorumlandığını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, taş üzerindeki sert çizginin iplikte yumuşayarak kültürel sürekliliğe dönüşmesini görünür kılmayı amaçlamaktadır.

      • 14:00
        Kültürel Bellek ve Simgesel Süreklilik Bağlamında Anadolu’da At Motifi: Köken, Dolaşım ve Dönüşüm 15dk

        Amaç
        Bu çalışmanın amacı, Anadolu’da at motifinin tarihsel süreç içinde kazandığı simgesel anlamları, kültürel dolaşım ağları ve yerel dönüşüm dinamikleri bağlamında incelemektir. Atın yalnızca ekonomik ya da askerî bir unsur olarak değil; mitolojik anlatılar, ritüeller, sanatsal üretimler ve sözlü gelenek içinde çok katmanlı bir kültürel gösterge olarak nasıl işlev kazandığı araştırılmaktadır. Çalışma, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan etkileşim süreçlerinde motifin süreklilik ve değişim ilişkisini ortaya koymayı hedeflemektedir.
        Yöntem
        Araştırma, sanat tarihi, arkeoloji ve halkbilimi verilerini bir araya getiren disiplinler arası bir yöntemle yürütülmüştür. Arkeolojik buluntular, mezar mimarisi, taş ve dokuma bezemeleri gibi maddi kültür ürünleri ile destan, masal, halk hikâyeleri ve inanç pratikleri gibi sözlü ve performatif kültür unsurları birlikte değerlendirilmiştir. Motif analizi, biçimsel özellikler, kullanım bağlamı ve simgesel anlam katmanları üzerinden gerçekleştirilmiş; göç hareketleri ve İpek Yolu üzerindeki kültürel temaslar motifin dolaşım ve dönüşüm süreçleri açısından ele alınmıştır.
        Bulgular
        Elde edilen bulgular, at motifinin Anadolu’da tek anlamlı ve sabit bir sembol olmadığını göstermektedir. Farklı dönem ve bağlamlarda at; iktidar ve savaş gücü, kozmolojik düzen, ölüm sonrası yolculuk, rehberlik ve koruyucu işlev gibi çeşitli anlam alanlarıyla ilişkilendirilmiştir. Arkeolojik verilerde mezar ritüelleri ve statü göstergesi olarak ortaya çıkan motif, sözlü anlatılarda kahramanın yol arkadaşı ya da sınır aşan bir varlık olarak yer almakta; halk inanışlarında ise uğur ve koruma işlevi üstlenmektedir. Bu çeşitlilik, motifin kültürel dolaşım sırasında yerel inanç sistemleri ve estetik anlayışlarla yeniden yorumlandığını ortaya koymaktadır.
        Sonuç
        Sonuç olarak at motifi, Anadolu’da yalnızca estetik bir bezeme unsuru değil; kolektif hafızanın aktarımında, kimlik inşasında ve kutsal tasavvurunun görünür kılınmasında etkin rol oynayan dinamik bir simgesel yapı olarak değerlendirilebilir. Orta Asya–Anadolu etkileşim ağları ve İpek Yolu boyunca gerçekleşen kültürel temaslar, motifin hem sürekliliğini hem de dönüşümünü mümkün kılmıştır. Bu bağlamda at motifi, köken anlatılarından ziyade dolaşım, bağlam ve işlev ilişkileri üzerinden okunması gereken hareketli bir kültürel gösterge niteliği taşımaktadır.

      • 14:15
        Yaşayan Bir Motif: Haşhaş (A Living Motif: The Poppy) 15dk

        Geleneksel süslemeler, bir toplumun geçmişinden izler taşıyan ve bu izleri gelecek kuşaklara aktaran görsel ifadelerdir. Anadolu’nun zengin bitki motifleri içinde yer alan haşhaş motifi, Afyonkarahisar’a ismini veren ve şehrin kimliğiyle bütünleşmiş bir simgedir. Anadolu’daki geçmişi MÖ 3000’li yıllara kadar uzanan haşhaş, antik dönemlerden itibaren sanat eserlerinde yer alır. Afyonkarahisar ve çevresinde haşhaş, bölgesel kimliğin önemli unsurlarından biridir. Tarlada yetişen, mutfaklardan eksik olmayan haşhaş, süsleme geleneği içinde de yerini korur. Yöresel nakışlarda ve çoraplarda haşhaş motifi genellikle yuvarlak ya da oval olarak, bazen de dal ve yaprakları ile birlikte karşımıza çıkar. Haşhaş motifi genellikle bereketi, çoğalmayı, koruyuculuğu ve sürekliliği ifade eder. Bu bağlamda araştırmanın amacı, haşhaş motifinin geçmişten bugüne kullanımını ve taşıdığı anlamları göstergebilimsel bir yaklaşımla değerlendirmektir. Araştırmanın örneklem grubunu yöresel el işi ürünleri, Afyonkarahisar Müzesi envanterindeki haşhaş motifli eserler ve Afyonkarahisar Olgunlaşma Enstitüsü bünyesinde üretilen tasarımlar oluşturmuştur. Bu kapsamda literatür taraması yapılmış; örneklem grubunu oluşturan müze envanterindeki eserler ile yöresel el işi ürünleri de incelenmiştir. Bu veriler doğrultusunda motiflerin form ve renk özellikleri ile kültürel anlamları arasındaki ilişki, göstergebilim yaklaşımıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda, haşhaş motifinin tarih boyunca farklı malzeme ve tekniklerle varlığını sürdürdüğü tespit edilmiştir. Motifin temel formu büyük ölçüde korunmuştur. El işi ürünlerinde renk tercihlerindeki çeşitlilik dikkat çekmiştir. Motifin şekli ile taşıdığı anlamlar zaman içinde önemli bir değişim göstermemiştir. Güncel tasarımlarda da yer aldığı saptanmıştır. Bu araştırma, motifin görsel hafızadaki yerini görünür kılarak kültürel mirasın belgelenmesine ve aktarılmasına katkı sunacaktır.

      • 14:30
        Antalya Döşemealtı Halılarında Motif Dili: Kültürel Bellek ve Görsel Aktarım (Ayşe Taç Örneği) 15dk

        Antalya’nın Döşemealtı ilçesi, Yörük-Türkmen dokuma geleneğinin günümüze taşındığı önemli merkezlerden biridir. Döşemealtı halıları; kompozisyon kurgusu, merkezi madalyon düzeni, zemin renkleri ve sembolik motif dili ile bölgesel kimliği yansıtan özgün bir dokuma grubunu oluşturmaktadır. Bu halılarda yer alan motifler yalnızca estetik unsurlar değil; aynı zamanda göçer kültürel birikimin ve kolektif hafızanın görsel aktarım araçlarıdır.
        Bu çalışma, Döşemealtı halılarındaki motif dilini kültürel bellek kuramı çerçevesinde incelemeyi ve bu aktarımın yaşayan bir temsilcisi olarak Ayşe Taç örneği üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş; alan araştırması, yarı yapılandırılmış görüşme ve görsel analiz teknikleri kullanılmıştır. Beştaş (tutmaç), kıvrım, develi su, kedi patisi, akrep, top, köynek yanışı, keklik ve koyun hapı gibi motifler biçimsel özellikleri, kompozisyon içindeki konumları, renk tercihleri ve sembolik anlam katmanları açısından çözümlenmiştir.
        Kuramsal çerçevede kolektif bellek ve kültürel bellek yaklaşımlarından yararlanılarak halı yüzeyi “taşınabilir bir hafıza mekânı” olarak ele alınmıştır. Bulgular, motiflerin yalnızca geçmişin tekrar eden kalıpları olmadığını; üretici öznenin deneyimi ve çağdaş koşullar doğrultusunda yeniden yorumlanan dinamik yapılar olduğunu göstermektedir. Ayşe Taç’ın üretimi, Döşemealtı dokuma geleneğinde kültürel belleğin yaşayan ve dönüştürücü niteliğini ortaya koymaktadır. Çalışma, yerel dokuma geleneğinin somut olmayan kültürel miras perspektifinden değerlendirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.

    • 13:45 14:45
      Eli Belinde (Salon D): IV. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Nilgün ÇIBLAK COŞKUN Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 13:45
        Anadolu Motiflerinde Anlam Kaybı Ve Dönüşüm/ The Loss And Transformation Of Meaning In Anatolian Motifs 15dk

        Anadolu motifleri, tarihsel süreç içinde yalnızca estetik ve bezeme unsurları olarak değil; inançlar, çeşitli ritüeller, gündelik yaşam deneyimleri ve kolektif hafızayla bütünleşmiş kültürel göstergeler olarak varlığını sürdürmüştür. Halı, kilim, nakış, mimari süsleme ve gündelik kullanım nesneleri üzerinde yer alan motifler, sözlü kültürün sessiz anlatı alanları olarak işlev görmüş; toplumun dünyayı algılama biçimini, kutsal–kutsal dışı ayrımını ve değerler sistemini görsel bir dil aracılığıyla aktarmıştır. Bu çerçevede motifler, yalnızca süsleme unsurları değil, kültürel bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan önemli hafıza taşıyıcılarıdır. Modernleşme, kentleşme, üretim tekniklerindeki değişim ve küresel kültürel etkileşimler ise motiflerin üretim ve kullanım bağlamlarında önemli dönüşümlere yol açmıştır. Bu süreçte birçok motif, ortaya çıktığı inançsal ve işlevsel zeminden koparak anlam kaybına uğramış; koruyucu, bereket artırıcı ya da ritüel işlevleri zayıflayarak daha çok estetik ve dekoratif unsurlar hâline gelmiştir. Buna karşın motifler bütünüyle yok olmamış; yeni bağlamlarda farklı anlamlar kazanarak dönüşmüştür. Çalışma, Anadolu motiflerinde gözlemlenen anlam kaybı ve dönüşüm süreçlerini halkbilimsel bir bakış açısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda nazar boncuğu, hayat ağacı, koçboynuzu ve bereket motifleri gibi yaygın örnekler üzerinden motiflerin geleneksel bağlamlardaki işlevleri ile günümüzdeki kullanım biçimleri karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Alan araştırmaları, yazılı kaynaklar ve güncel görsel üretimler birlikte değerlendirilerek motiflerin kültürel aktarım süreçleri incelenmiştir. Dolayısıyla çalışma, motiflerin turizm, moda, dijital tasarım ve popüler kültür alanlarında yeniden üretilmesiyle birlikte anlamın nasıl sadeleştiğini, yüzeyselleştiğini ya da sembolik olarak yeniden kurulduğunu ortaya koymayı; Anadolu motiflerinin yeni bağlamlarda varlığını sürdürürken taşıdıkları inançsal ve işlevsel anlamların kısmen kayba uğradığını ve bu durumun kültürel aktarım biçimlerini dönüştürdüğünü göstermeyi amaçlamaktadır.

        Abstract
        Throughout history, Anatolian motifs have functioned not merely as aesthetic or decorative elements, but as multilayered cultural indicators intertwined with belief systems, rituals, everyday life, and collective memory. Appearing on carpets, kilims, embroidery, architectural ornamentation, and everyday objects, these motifs have served as silent narrative spaces of oral culture, conveying social values, worldviews, and perceptions of the sacred and the profane through visual expression, while also shaping collective ways of seeing and remembering. However, processes such as modernization, urbanization, changing production techniques, and global cultural interactions have transformed the contexts in which motifs are produced and used, leading many to become detached from their original belief-based and functional meanings. As a result, their protective, fertility-related, and ritual functions have weakened, and they have increasingly assumed decorative roles. From a folkloristic perspective, this study examines the processes of loss of meaning and transformation in Anatolian motifs by comparing traditional functions with contemporary uses, focusing on examples such as the evil eye bead, the tree of life, the ram’s horn, and fertility motifs. Drawing on fieldwork, written sources, and contemporary visual materials, the study argues that loss of meaning does not signify the disappearance of cultural memory; rather, transformation reflects the capacity of cultural knowledge to adapt to new social contexts while maintaining continuity, revealing Anatolian motifs as a dynamic cultural heritage shaped by both change and persistence.

        Konuşmacılar: bircan kayacan (Aydın Valiliği Adnan Menderes Demokrasi Müzesi)
      • 14:00
        Anadolu Motif Geleneğiinde Toplumsal Cinsiyetin Sembolik Temsili: “Eli Belinde” Ve “Koçboynuzu” Motifleri Üzeriinden Tarihsel Ve İkonografik Bir İnceleme 15dk

        Bu çalışma, Anadolu motif geleneğinde kadın ve erkek temsillerinin simgesel karşılıklarını Eli Belinde ve Koçboynuzu motifleri üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Temel problem, bu motiflerin yalnızca biyolojik cinsiyeti mi temsil ettiği, yoksa toplumsal düzeni ve kültürel sürekliliği aktaran görsel kodlar olarak mı okunması gerektiğidir. Her iki motif, Anadolu kültüründe tarihsel sürekliliği yüksek ve sembolik yoğunluğu belirgin örnekler olmaları nedeniyle seçilmiştir.

        Çalışma, ikonografi ve toplumsal cinsiyet yaklaşımını birlikte kullanarak karşılaştırmalı bir okuma sunar. İkonografi, motiflerin biçimsel özellikleri ile anlam katmanlarını ilişkilendirirken; toplumsal cinsiyet yaklaşımı, kadınlık ve erkeklik temsillerini tarihsel ve kültürel bağlam içinde değerlendirir.

        Eli Belinde motifi, stilize insan figürüne yaklaşan biçimiyle doğurganlık, bereket ve üretkenliği simgeler. Kökeni Neolitik dönem ana tanrıça tasvirlerine uzanan motif, kadını bireysel bir kimlikten çok toplumsal sürekliliğin kurucu unsuru olarak temsil eder. Zamanla figüratif özelliklerini yitirerek soyut bir sembole dönüşmesine rağmen anlam çekirdeğini korur.

        Koçboynuzu motifi ise spiral ve dinamik formuyla güç, koruyuculuk ve erkeklik temalarını yansıtır. Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan kültürel bellekte erkeklik; savaşçılık, soy devamı ve toplumsal sorumluluk kavramlarıyla ilişkilendirilir.

        Karşılaştırmalı okuma, bu iki motifin çatışmacı değil, tamamlayıcı bir denge kurduğunu ortaya koyar. Eli Belinde üretimi ve içsel sürekliliği; Koçboynuzu ise korumayı ve dışa dönük gücü temsil eder. Sonuç olarak çalışma, Anadolu motif geleneğini estetik bir unsurdan öte, toplumsal cinsiyetin görsel dili olarak yeniden konumlandırmakta ve ikonografik araştırmalara disiplinlerarası bir katkı sunmaktadır.

      • 14:15
        Mitolojik ve Tasavvufî Bir İzlek Olarak Güvercin Motifi: Nuh Tufanı ve Hacı Bektaş Veli Örneği The Dove Motif as a Mythological and Sufistic Trajectory: The Case of Noah’s Flood and Hacı Bektash Veli 15dk

        Türk halk kültüründe motifler, estetik birer süsleme öğesi olmanın çok ötesinde kolektif bilinçdışının derinliklerinden süzülüp gelen arketipsel kodların sembolik taşıyıcılarıdır. Bu çalışma, evrensel bir sembol olan güvercin motifini Mezopotamya’nın kadim anlatılarından Anadolu’nun manevi inşasına uzanan süreçte "ilahi habercilik" ve "don değiştirme" motifleri üzerinden incelemektedir. Araştırmanın temel amacı Nuh Tufanı anlatısındaki "müjdeci güvercin" motifi ile Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişindeki "güvercin donuna girme" motifli menkabe arasında anlamsal açıdan benzerlik ve farklılıkları ortaya koymak, aynı zamanda bu izleğin Türk halk inanç yapısı içindeki karşılığını belirlemektir. Bu çalışmada öncelikle nitel araştırma yöntemlerinden literatür taraması yoluyla elde edilen veriler, karşılaştırmalı mitoloji ve C. G. Jung tarafından kavramsallaştırılan arketipsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmanın kapsamı söz konusu iki anlatı ile sınırlandırılmış olup çalışmada güvercinin kaos dönemlerini sonlandıran ve yeni bir düzen kuran manevi bir "kurtarıcı" figürü olarak işlevi irdelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda her iki anlatıda da güvercinin "kaostan kozmosa" geçişte merkezi bir rol üstlendiği tespit edilmiştir. Nuh Tufanı'nda biyolojik yaşamın devamlılığını müjdeleyen güvercin, Hacı Bektaş Veli menkabesinde Anadolu’nun kültürel ve manevi fethini temsil etmektedir. Bu bağlamda güvercin motifinin saldırgan ve tahakküm odaklı fiziksel güce karşı barış ve masumiyet aracılığıyla dönüştürücü bir etki yaratan “yapıcı güç” arketipinin Türk halk muhayyilesindeki en somut yansıması olduğunu söylemek mümkündür. Güvercin, farklı tarihsel süreçteki her iki anlatıda sadece bir kuş olmayıp felaketler sonrası yeni düzenin kurulmasında, kutsal coğrafyanın belirlenmesinde ve toplumsal huzurun sağlanmasında işlevsel bir motif olarak süreklilik göstermektedir.

        In Turkish folk culture, motifs are far beyond being mere aesthetic ornaments; they are symbolic carriers of archetypal codes emerging from the depths of the collective unconscious. This study examines the dove motif -a universal symbol- within the process spanning from the ancient narratives of Mesopotamia to the spiritual construction of Anatolia, specifically through the motifs of "divine messenger" and "metamorphosis" (changing form/don değiştirme). The primary objective of the research is to reveal the semantic similarities and differences between the "messenger dove" in the Noah’s Flood narrative and the hagiographic account of Hacı Bektash Veli’s arrival in Anatolia in the "guise of a dove." Furthermore, it aims to determine the correspondence of this trajectory within the structure of Turkish folk beliefs. The data, obtained through a literature review - one of the qualitative research methods - were analyzed using comparative mythology and the method of archetypal analysis conceptualized by C. G. Jung. The scope of the research is limited to these two narratives, investigating the function of the dove as a spiritual "savior" figure that terminates periods of chaos and establishes a new order. The analysis concludes that the dove plays a central role in the transition "from chaos to cosmos" in both narratives. While the dove in Noah’s Flood heralds the continuity of biological life, in the hagiography of Hacı Bektash Veli, it represents the cultural and spiritual conquest of Anatolia. In this context, it is possible to state that the dove motif is the most concrete reflection in the Turkish folk imagination of the “constructive power” archetype, which creates a transformative effect through peace and innocence against aggressive and domination-oriented physical power. Across both narratives in different historical processes, the dove is not merely a bird but functions as a persistent motif in re-establishing order after disasters, determining sacred geography, and ensuring social harmony.

      • 14:30
        Kültürel Hafızanın Mekânsal Temsili: Şark Odası Geleneğinde Motiflerin Rolü 15dk

        Öz
        Kültürel hafıza, bir toplumun deneyimlerini, değerlerini, inançlarını ve geleneklerini; ritüeller, semboller ve nesneler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktaran anlam ve bilgiyi ifade eder. Bu hafıza yalnızca zihinsel bir süreç değil; toplumsal bilgiyi görünür kılan ve günlük yaşamda deneyimlenen, somut biçimlere sahiptir. Mekânsal temsil, bu hafızanın fiziksel ve sembolik öğeler aracılığıyla mekâna aktarılmasıdır; yani kültürel değerler, toplumsal normlar ve inançlar yalnızca sözlü veya yazılı olarak değil, mekân içinde görsel ve deneyimsel bir biçimde ifade edilir. Dolayısıyla mekân, kültürel hafızanın somutlaşmasını mümkün kılan temel bir alan olarak öne çıkar. Şark odası geleneği, bu çerçevede kültürel hafızayı mekânda somutlaştıran bir örnek olarak görülür ve motifler, bu temsilde temel araçlar olarak değerlendirilebilir.
        Şark odaları, geleneksel konutlarda aile yaşamının odak noktası olarak işlev görmüş, mekânsal düzenlemeleri ve dekoratif öğeleriyle toplumsal değerleri somutlaştırmıştır. Odanın yerleşimi, kullanım biçimi, dekoratif detayları ve kullanılan motifleri kültürel hafızanın mekânda nasıl hayat bulduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, şark odasındaki motifler, kültürel hafızanın en somut yansımalarını taşıyan öğeler olarak öne çıkar. Motifler yalnızca süsleme amacı taşımamakta; biçimleri, renkleri, yerleşimleri ve tekrar eden şekilleriyle toplumsal değerleri, inançları ve geleneksel bilgiyi mekâna aktarmaktadır. Örneğin geometrik veya bitkisel motifler, gökyüzü inancı, bereket ve doğa sevgisi gibi kültürel anlamları simgeler ve mekânda sürekli görünürlük sağlayarak kültürel hafızanın günlük deneyimle bütünleşmesini mümkün kılar. Motiflerin bu şekilde mekânda konumlanması, şark odasını yalnızca estetik bir yaşam alanı olmaktan çıkarır ve kültürel hafızanın yaşayan bir temsilcisi hâline getirir.
        Bu çalışmada, şark odasında kullanılan motiflerin biçim, renk, yerleşim ve sembolik işlevleri, aracılığıyla kültürel hafızanın mekâna yansıması incelenecektir. Motifler, hem estetik hem de sembolik bir işlevle kültürel hafızayı somutlaştıran temel araçlar olarak değerlendirilmektedir. Örneğin; bereketi simgeleyen bitkisel motifler ve koruyucu semboller, toplumsal değerlerin kuşaklar arasında aktarımını mekân içinde görünür hâle getirmektedir. Çalışma, şark odasında yer alan motiflerin kültürel hafızayı mekâna nasıl taşıdığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

        THE SPATIAL REPRESENTATION OF CULTURAL MEMORY: THE ROLE OF MOTIFS IN THE ORIENTAL ROOM TRADITION
        Abstract
        Cultural memory refers to the meanings and knowledge that a society transmits across generations through rituals, symbols, and objects, encompassing its experiences, values, beliefs, and traditions. This memory is not merely a mental process; it also has tangible forms that make social knowledge visible and are experienced in daily life. Spatial representation is the transfer of this memory into space through physical and symbolic elements; that is, cultural values, social norms, and beliefs are expressed not only verbally or in writing but also visually and experientially within space. Therefore, space functions as a fundamental domain that enables the concretization of cultural memory. Within this framework, the tradition of the oriental room is seen as an example of the concretization of cultural memory in space, and motifs are considered primary tools in this representation.
        Oriental rooms in traditional homes functioned as focal points of family life, embodying societal values through their spatial arrangements and decorative elements. The room’s layout, usage patterns, decorative details, and motifs demonstrate how cultural memory is brought to life within space. In this context, motifs in the oriental room stand out as the most tangible reflections of cultural memory. The motifs are not merely decorative; their forms, colors, placements, and recurring patterns convey societal values, beliefs, and traditional knowledge. For example, geometric or plant motifs symbolize cultural meanings such as sky worship, fertility, and love of nature, ensuring their constant visibility within space and enabling the integration of cultural memory into daily experience. The placement of motifs thus transforms the oriental room from a purely aesthetic living space into a living representation of cultural memory.
        This study examines how cultural memory is reflected in space through the form, color, placement, and symbolic functions of motifs used in the oriental room. Motifs are considered fundamental tools that embody cultural memory through both aesthetic and symbolic functions. For instance, plant motifs symbolizing fertility and protective symbols make the transmission of societal values across generations visible within space. This study aims to reveal how the motifs found in the traditional Turkish oriental room convey cultural memory within the space.
        Keywords: Cultural memory, spatial representation, oriental room, motifs

    • 13:45 14:45
      Hayat Ağacı (Salon A): IV. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Gülten KURT Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 13:45
        Kültürel Miras Unsurlarımızdan Mersin Boncuk Oyalarından Örnekler 15dk

        El Sanatlarımızdan Mersin Boncuk Oyalarının özellikleri ve örnekleri aktarılacaktır.

      • 14:00
        Yıldız Motifinin Kuyumculuk Sanatında Mine Tekniğiyle Simgesel Dönüşümü 15dk

        Özet
        İnsanlık tarihi ile başlayan takının serüveni, geçmişten günümüze gelen ve günümüzden de gelecek yıllara ışık tutarak kültürel bir miras olarak dönemsel özellikleri aktararak devam edecektir. Kuyumculuk sanatı birçok tekniğin kullanılarak değerli ve yarı değerli metal ve süs taşlarıyla takı objelerinin somutlaştırılması sonucunda kişinin kimliğini görünür hale getirmesini sağlamaktadır. Bunlardan biri olan ve kuyumculukta yüzey süsleme tekniği olarak kullanılan Mine Tekniğinin ilk olarak Antik Çağlarda ortaya çıktığı bilinmektedir. Antik Mısır dönemine ait arkeolojik buluntuların verdiği bilgilere dayanarak kutsal kabul edilen mavi, turkuaz gibi renklerin küçük objelerde özellikle de takılarda kullanıldığı gözlemlenmiştir. Böylece değerli ve yarı değerli taşlar dışında kuyumculukta rengin kullanımı mine tekniğinin başlamasını gerekli kılmıştır. Camın akışkanlığını arttırarak, metal oksitlerle karıştırıldıktan sonra istenilen rengin ortaya çıkarıldığı Mine Tekniği altın, gümüş ve bakır metallerinde bir yüzey süsleme tekniği olarak kullanıla gelmiştir.
        Orta Asya’dan günümüze kadar birçok sanat ve zanaat dallarında özellikle de el sanatlarında halı ve kilimde işlenen yıldız motifi kuyumculuk sanatında da kullanılan en eski ve önemli sembollerden birisidir. Hem estetik hem de sembolik anlamı nedeniyle takı sanatının vazgeçilmez unsurlarındandır. Yıldız motifinin anlamı yıldızların kutsal kabul edildiği inanç sistemine dayanmaktadır. İlk olarak Mezopotamya uygarlıklarında görülür. Anadolu’da birçok anlam yüklenirken en çok da nazara karşı koruyucu ve talih getirici bir sembol olarak kullanılmıştır.
        Bu çalışmada, geleneksel altın ve gümüş takılarda kullanılan yıldız motifinin, modern takı sanatında yer alan mine tekniği ile birleştirilerek yeniden yorumlanmasıyla özgün takı objeleri yapılmıştır.

        Konuşmacılar: Ayşe Didem ENGİN (Afyon Kocatepe Üniversitesi)
      • 14:15
        Çamlıyayla İğne Oyalarında Çiçek Motifi 15dk

        Çamlıyayla iğne oyalarının motif olarak kullandığı çiçekler ve bu çiçeklerin yansıttığı anlamlar

      • 14:30
        Kahramanmaraş Yöresi Geleneksel El Yapımı Kirmenlerde Kullanılan Motif Örnekleri 15dk

        Anadolu’da geleneksel dokuma faaliyetleri içersinde halı ve kilimlerde kullanılan motif örnekleri geleneksel dokuma için kullanılan araç ve gereçlerde de görülmektedir. Bu araçlar içerisinde dokuma öncesi ip hazırlamada kullanılan kirmenler önemli bir yer tutmaktadır.
        Kahramanmaraş, Geleneksel dokuma faaliyetlerinin yoğunluğundan dolayı kirmen kullanımı yaygındır. Yörede görülen kirmenler basit kurulumlu olup, motif süslemelerinde oyma tekniği kullanılmıştır.
        Yörenin ustaları geleneksel dokumalarda kullanılan motifleri kirmenlere aktararak, kirmen ile halı-kilim arasındaki şekilsel bağları ortaya koymuşlardır. Ustalar, motifler üzerinden, azın çoğalmasına yönelik bereketi, geleceğe dair özlemlerini, sevinçlerini, beklentilerini ve hüzünlerini motifler aracılığıyla kirmen kanatlarına yansıtmışlardır.
        Araştırmayla Kahramanmaraş yöresinde ipin eğrilmesinde kullanılan kirmenin yörede tespit edilen örneklerinden yola çıkılarak, bu aracın işlevselliğiyle birlikte ikonografik, şekil, renk ve süsleme özelliklerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir.

    • 13:45 14:45
      Pıtrak (Salon B): IV. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Pınar YAZKAÇ Pıtrak

      Pıtrak

      • 13:45
        Anadolu Halk Kültüründe Geleneksel İşlemelerde Bereket Motifleri: Sembolik Anlamları ve İkonografik Kökenleri Bağlamında Cemile Gül Çalışmalarının İncelenmesi 15dk

        Özet

        Bereket motifi, Anadolu halk kültüründe üretim, çoğalma, süreklilik ve koruyuculuk kavramlarıyla ilişkilendirilen temel sembolik öğelerden biridir. Geleneksel işleme sanatlarında buğday başağı, nar, hayat ağacı ve koçboynuzu gibi formlar aracılığıyla ifade edilen bereket anlayışı, halk inançları ve gündelik yaşam pratikleriyle doğrudan bağlantılıdır. Bu çalışma, Anadolu işleme geleneğinde bereket motiflerinin sembolik anlam katmanlarını ortaya koymayı ve bu motiflerin tarihsel süreç içerisindeki ikonografik kökenlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada öncelikle bereket kavramının Türk kültüründeki yeri halk kültürü bağlamında ele alınmış; ardından motiflerin Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan kültürel sürekliliği değerlendirilmiştir. Çalışmanın uygulama bölümünde Cemile Gül’ün eserleri örneklem olarak seçilmiş; motiflerin kompozisyon içindeki konumlanışı, biçimsel özellikleri ve anlam aktarımı görsel ve sembolik çözümleme yöntemiyle incelenmiştir. Sonuç olarak Cemile Gül’ün çalışmaları, bereket motifinin dekoratif bir unsur olmanın ötesinde, kültürel belleği taşıyan güçlü bir sembolik anlatım dili olduğunu göstermektedir.

        Konuşmacılar: Dr. Pınar Yazkaç (Kütahya Dumlupınar Üniversitesi)
      • 14:00
        Milas Halılarındaki Bazı Motiflerin Anadolu’nun Farklı Halıcılık Merkezlerindeki Benzer Kullanımı 15dk

        Özet
        Anadolu’ya gelerek yurt tutan Türk boyları geçmişte olduğu gibi günümüzde de halı sanatımızın öncülüğünü yapmışlardır. Anadolu’nun doğusundan batısına halı dokumacılığı pek çok halısı ile ün yapmış şehrinde gelişerek devam etmiştir. Anadolu’nun güney batısında yer alan Milas ilçesi de tarihsel geçmişi, sanatsal değeri ve ticari boyutu olan halıcılığın yapıldığı önemli bir halı üretim merkezi olmuştur. Milas İlçesi Yörük ve Türkmen nüfusunun yanı sıra Kırım, Kafkasya ve Adalar’dan göçlerle gelen nüfusun birlikte yaşadığı önemli bir merkezdir. Bu durum Milas nüfusunun arttığını gösterirken karma bir kültürün de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Milas halıcılığının adını duyurması ve tanınması 17. yüzyıl sonlarından itibaren başlamış, 18. yüzyıl boyunca gelişimini sürdürmüş ve 19 yüzyılda renk, motif, desen kompozisyonlarındaki çeşitlilik ile birlikte dokunmaya devam etmiştir. Milas, ince ve geniş suları (bordürleri) kullanarak halı kompozisyon düzenlemeleri ortaya koyabilmiş ender halı merkezlerimizden biridir. Bu bakımdan zengin ve yöreye özgü su motifleri, göl, göbek (madalyon) ve serbest kompozisyon tasarımları yer almıştır. Milas halıları renk, yanış (motif), desen ve kompozisyon düzenlemesi bakımından 17. yüzyıldan Cumhuriyet dönemindeki süreçte, kendine özgü çeşitli halı örnekleri ile karşımıza çıkmaktadır. Bu örnekler geçmiş ve bugün arasında ince ayrıntılar ile dokunmuş, farklı hikâyelerde, bazen de ayrıntılı ve özel bir motif ile halıda bütünleşmiş ve yörenin zengin motif ve desen isimleriyle adlandırılmıştır. Milas halısı için karakteristlik olan bazı motif ve desenler Çanakkale, Kula, Gördes, Ladik ve Kırşehir, vb halı dokunan illerimizin halılarında kullanılan motif ve desenlerle benzerlikler göstermektedir. Bu çalışmada Milas halılarındaki bazı motiflerin Anadolu’nun farklı dokuma merkezlerindeki halılar da görülen motif ve desenler deki benzerlikler şekil ve etnografik anlamları ile birlikte açıklanmaya çalışılacaktır.

        Konuşmacılar: Berna Sevinç (Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi El Sanatları Bölümü)
      • 14:15
        Kastamonu Selçuklu Ve Beylikler Dönemi Camilerinde Ahşap Süsleme Geleneği Ve Sembolik Dil 15dk

        Anadolu Türk-İslam mimarisinde ahşap işçiliği, özellikle Selçuklu ve Beylikler Dönemi cami mimarisinde önemli bir bezeme unsuru olarak öne çıkmaktadır. Ahşap yüzeylerdeki süslemeler, estetik bir tamamlayıcı olmanın ötesinde, dönemin inanç sistemlerini, sembolik dilini ve kültürel mirasını yansıtan görsel anlatım biçimleri olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Kastamonu, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’ne ait altı camide görülen zengin ahşap işçiliği örnekleriyle dikkat çekmektedir. Bu çalışma, Kastamonu’daki Selçuklu ve Beylikler Dönemi camilerinde bulunan ahşap yüzeylerdeki tezyinatın motif ve anlam ilişkisi bağlamında incelenmesini amaçlamaktadır. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği çalışmada alan incelemesi, görsel belgeleme yoluyla elde edilen veriler motif ve anlam ilişkisi bağlamında analiz edilmiştir. Saha araştırmaları kapsamında, minber ve kapı kanatlarında bulunan ahşap bezemeler, belirlenen araştırma yöntemine uygun olarak incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda ahşap yüzeylerde yoğun olarak İslami geometrik kompozisyonlar, rozet, rumi, stilize bitkisel motifler ile mukarnas gibi bezeme unsurlarının kullanıldığı tespit edilmiştir. Yalnızca dekoratif bir işlev taşımayan bu motiflerin, tevhit anlayışı doğrultusunda birlik ve sonsuzluk fikrini yansıttığı; aynı zamanda inanç temelli sembolik düşünce yapısıyla ilişkili çok katmanlı bir anlam evrenine işaret ettiği değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Kastamonu Beylikler Dönemi camilerindeki ahşap bezemelerde yer alan motiflerin anlamsal açıdan incelenmesiyle alana katkı sunacağı düşünülmektedir.

      • 14:30
        Sivas Dokuma Geleneğinde Koruyucu Bir Simge: “Yılan Kovdu” Motifinin Sembolik ve İşlevsel Analizi / A Protective Symbol in Sivas Weaving Tradition: Symbolic and Functional Analysis of the “Yılan Kovdu” Motif 15dk

        Özet
        Geleneksel dokuma sanatında motifler, salt birer bezeme unsuru olmanın ötesinde, dokuyucunun dış dünyaya karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarının ve inanç dünyasının görsel kodlarını taşımaktadır. Anadolu dokuma kültüründe figürlerin biçimsel özellikleri, taşıdıkları “koruyucu” ve “sakınıcı” anlamlarla doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda, Sivas’ın Şarkışla ve Elbeyli yörelerinde karşımıza çıkan “Yılan Kovdu” motifi, görsel kurgusundaki caydırıcılıkla koruma işlevini estetik bir forma dönüştüren örnekler arasında yer almaktadır. Bu çalışma, mezkûr motifin saha araştırmalarıyla tespit edilen veriler ışığında işlevsel ve sembolik derinliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sivas merkez, ilçe ve köylerini kapsayan alan çalışmaları neticesinde; motifin yerel ağızda “Yılan Kovdu” ve “Deli Yılan” gibi adlandırmalarla tanımlandığı ve benzer sözlü anlatılarla kuşaktan kuşağa aktarıldığı tespit edilmiştir. Motifin morfolojik yapısında, yılanın özellikle “göz” unsurunun stilize edilerek geometrik bir düzende yansıtıldığı, bazı örneklerde ise figürün tamamen soyutlanmış bir kompozisyona dönüştüğü görülmektedir. Tasarımdaki bu dikkat çekici görsel kurgu, motifin koruyucu niteliğini pekiştiren bilinçli bir estetik tercihin ürünüdür. İşlevsel açıdan motif; öncelikle buğday ve arpa gibi tarımsal ürünlerin muhafaza edildiği çuvallarda yoğunlaşmaktadır. Bu kullanımın temelinde, yılanın bolluk ve bereket sembolü olmasıyla ürünü artırma inancının yanı sıra haşereleri uzaklaştırma ve stilize yılan gözü işlemesiyle nazardan korunma amacı yatmaktadır. Bu yönüyle motif, kötülük savıcı bir sembol ve bir tür “dokunmuş muska” vazifesi görmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, “Yılan Kovdu” motifinin sadece geleneksel bir süsleme değil ekonomik değeri olan tarımsal ürünü koruma altına alan sembolik bir “güvenlik mührü” işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Halk inanışlarının pratik yaşam çözümleriyle nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyan bu motifin, Sivas dokuma geleneğinde somut olmayan kültürel mirasın; gündelik yaşamın korunma ihtiyacı ve iktisadi kaygılarıyla harmanlanmış, işlevselliği yüksek bir sanatsal dışavurum olduğu görülmüştür.

        Abstract
        In traditional weaving, motifs are more than just decorative elements; they carry the visual codes of the weaver's defense mechanisms and belief system against the outside world. In Anatolian weaving culture, the formal characteristics of the figures are directly related to the “protective” and “deterrent” meanings they carry. In this context, the “Yılan Kovdu” motif, found in the Şarkışla and Elbeyli regions of Sivas, is among the examples that transform its protective function into an aesthetic form through its deterrent visual structure. This study aims to reveal the functional and symbolic depth of this motif in light of data obtained through field research. As a result of field studies covering Sivas city center, districts, and villages, it was determined that the motif is described in the local dialect with names such as “Yılan Kovdu” and “Deli Yılan” and that it is passed down from generation to generation through similar oral narratives. In the morphological structure of the motif, the snake's “eye” element is stylized and reflected in a geometric order, while in some examples, the figure is transformed into a completely abstract composition. This striking visual composition in the design is the product of a conscious aesthetic choice that reinforces the protective quality of the motif. Functionally, the motif is primarily concentrated on sacks used to store agricultural products such as wheat and barley. This use is based on the belief that the snake symbolizes abundance and fertility, increasing yields, as well as the purpose of warding off pests and protecting against the evil eye through the stylized snake eye motif. In this respect, the motif acts as a symbol of warding off evil and a kind of “woven amulet.” The data obtained from the study reveal that the “Yılan Kovdu” motif is not only a traditional ornament but also functions as a symbolic “security seal” protecting agricultural products with economic value. This motif, which demonstrates how folk beliefs are intertwined with practical life solutions, is seen as a highly functional artistic expression in the Sivas weaving tradition, blending intangible cultural heritage with the need for preservation in daily life and economic concerns.

        Konuşmacılar: Yakup Avcu (Sivas Olgunlaşma Enstitüsü)
    • 13:45 14:45
      Yıldız (Salon E): IV. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Haktan KAPLAN Yıldız

      Yıldız

      • 13:45
        Yapay Zekâ ve Üretken Tasarım Algoritmalarıyla Anadolu Motiflerinin Yeniden İnşası: Olgunlaşma Enstitüleri Arşivleri Üzerine Bir Model Önerisi 15dk

        Bu çalışma, Anadolu’nun binlerce yıllık görsel hafızasını oluşturan geleneksel motiflerin (eli belinde, koçboynuzu, bereket vb.), yapay zekâ (YZ) ve üretken tasarım (generative design) teknolojileri aracılığıyla modern tasarım dünyasına entegre edilmesini amaçlayan bir model önerisi sunmaktadır. Çalışmanın temel odağını, Olgunlaşma Enstitüleri arşivlerinde yer alan zengin desen envanterinin dijital ortama aktarılarak "geometrik kodlarının" çözümlenmesi oluşturur.
        Geleneksel motifler, belirli matematiksel oranlar, simetri kuralları ve fraktal yapılar üzerine kuruludur. Önerilen modelde, bu yapısal özellikler derin öğrenme (deep learning) algoritmalarına veri seti (dataset) olarak tanıtılmaktadır. Bu sayede yapay zekâ, motifi sadece bir görsel olarak kopyalamayı değil, onun oluşum mantığını ve estetik gramerini öğrenmeyi başarmaktadır. Elde edilen bu "sayısal miras", aslına sadık kalarak ancak günümüzün modern tasarım estetiğiyle uyumlu, daha önce üretilmemiş özgün formların oluşturulmasına imkan tanır.
        Sürecin kültürel mirasın korunmasındaki rolü iki yönlüdür: Birincisi, fiziksel formda kaybolma riski taşıyan desenlerin matematiksel birer kod olarak dijital ortamda ebedileştirilmesidir. İkincisi ise, bu motiflerin sadece müze objesi olmaktan çıkarılıp; mimariden modaya, endüstriyel tasarımdan dijital sanata kadar geniş bir yelpazede "yaşayan bir dile" dönüştürülmesidir. Sonuç olarak bu model, geleneksel zanaat disiplini ile ileri teknoloji arasında köprü kurarak, kültürel sürdürülebilirliği teknolojik inovasyonla desteklemektedir.

      • 14:00
        Coğrafyadan Motife: Tokat Yazmacılığında Kültürel Akım 15dk

        Yazmacılık sanatının en gelişmiş örneklerinin görüldüğü, Anadolu’daki en önemli yazmacılık merkezlerinden biri olan Tokat yazmacılığı 700 yıllık köklü bir geçmişe sahiptir. Tokat’ın ve yazmacılık sanatının iç içe geçmiş olması tesadüf değildir.
        Danişmend Gazi tarafından 1074’te fethedildikten sonra tüm kent unsurlarıyla inşa edilen ilk Türk şehri olma özelliğine sahip olan Tokat, doğu-batı ve kuzey-güney aksında bulunan iki ana ticaret yolunun kesişme noktasında bulunuyordu. Bunun yansıması olarak Osmanlı döneminde 130 civarında iş kolunun bulunması şehrin canlı bir ticaret alanı olduğuna delalettir. Tekstil alanında Tokat’ta 19. Yüzyıl başlarında 1800 çalışan kapasiteli 150 adet boya ve baskı imalathanesinin faaliyette bulunuyor olması Tokat’ın bu alandaki önemini gösterir niteliktedir. Yazmacılıkta kullanılan motifler bağlamında ise Tokat’ın yeri ayrıdır. Tokat’ta 15. yüzyıldan itibaren varlığı bilinen yazmacılık sanatında doğal çevre ve kültürel birikiminin bir yansıması olarak özellikle bitkisel motiflerin yoğun biçimde kullanıldığı görülmektedir. Yazma desenlerinin çeşitliliği ve desen türlerinin kendi içlerindeki özgünlükleri oldukça dikkat çekicidir. Sahada ve çeşitli kaynaklarda ulaşılan tarihî yazmalar; kompozisyon, desen ve renk açısından incelendiğinde, aynı yazmahanede eş zamanlı üretilmiş olmalarına rağmen motif ve renklerin farklı coğrafya ve kültürleri yansıttığı görülmektedir. Doğadaki motifler, özgün niteliklerini kaybetmeden stilize edilerek kalıplara aktarılmıştır. Nitekim Evliya Çelebi de Tokat yazmalarını övgüyle anarak bunların estetik ve teknik üstünlüğüne dikkat çekmiştir.
        Bu bildirimde, Anadolu’nun diğer bölgelerinde oluşturulan motiflere kaynaklık eden Tokat Yazma desenlerinin zenginliğine ilişkin nedenler, varsayımlar ve araştırmalar kapsamında, aileden gelen yazma ustalarıyla görüşmeler yapılmış; motiflerde temsil edilen farklı coğrafyalara dair anlatıların bir önceki nesilden aktarımlarına ulaşılmıştır. Kaynakların taranmasıyla coğrafya ile yazma desenleri arasındaki bağ ortaya konmuş; bu çeşitliliğin sonucunda Tokat yazma ustalarını zanaatlarında yakaladıkları perspektife değinilmiştir
        Bu çalışma sonucunda Tokat Olgunlaşma Enstitüsü tarafından proje kapsamında alınan 400 yazma desen ve tasarım çalışmalarının bilgileri, geleneksel yazma desenleri ve yöre ilişkileri ortaya konularak, sahip olduğumuz desen mirasını anlamlı kılacaktır.

        Konuşmacılar: Bayan Aslı Gül (Tokat Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 14:15
        Anamur’da Tespit Edilen El Dokuması Çuvallar Üzerine Bir Değerlendirme 15dk

        Dokumacılık, Anadolu’nun her köşesinde karşımıza çıkan unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarımızdandır. Anadolu’da yaşayan ve geçimini hayvancılıkla sağlayan Yörüklerin yaşamlarının bir parçası olan dokumalar, sadece günlük kullanım eşyası değil aynı zamanda toplumsal belleğin bir yansımasıdır.
        Bu bildiri, Mersin’in Anamur ilçesinde gerçekleştirilen saha çalışması kapsamında incelenen geleneksel el dokuması çuval örneklerini konu almaktadır. Araştırmanın materyalini, Anamur Orman Genel Müdürü İsmail Gübeş’in şahsi koleksiyonunda yer alan ve tamamı yöre halkı tarafından dokunmuş 18 adet çuval örneği oluşturmaktadır. Bildiri metninde 18 adet çuval örneğinin tamamı incelenecek olup, bildiri sunumu 8 adet çuval örneği ile sınırlandırılacaktır. İncelenen el dokuması çuval örnekleri Mersin Yörük dokuma geleneğinin özelliklerini taşımaktadır.
        Çalışmada, çuvallardaki motifler biçimsel ve anlamsal açıdan ele alınmıştır. Dokumalarda ağırlıklı olarak geometrik ve sembolik motiflerin kullanıldığı bununla birlikte sayılı da olsa bitkisel motiflerin de yer aldığı görülmüştür. Çengel, koçboynuzu, baklava ve geometrik formların nazar ve korunma inancını yansıttığı; bitkisel ve tekrarlayan geometrik motiflerin ise bereket ve sürekliliği simgelediği kaynak kişi tarafından aktarılmıştır. Öte yandan, çuvallarda kullanılan motiflerin bölgenin sosyo-kültürel değerleriyle doğrudan ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Ürünü korumak ve saklamak için dokunmuş olan çuvalların üzerlerine işlenen motifler, koruyuculuğu ve dayanıklılığı simgelemektedir. Bu durum, toplumsal inançların ve kültürel benliğin somut ifadesi olduğunu göstermektedir.
        Sonuç olarak, Mersin’in Anamur ilçesinde dokunmuş olan ve günümüze ulaşmış bu el dokuması çuval örnekleri, Mersin Yörük dokuma geleneğinin motif çeşitliliğini ve sembolik anlatım gücünü ortaya koymaktadır. Çalışma, söz konusu dokumaların kültürel miras açısından önemini vurgulamakta ve bu geleneğin korunması gerekliliğine dikkat çekmektedir. Aynı zamanda motiflerin biçim ve kullanım bağlamı üzerinden kültürel anlamlarının anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Mersin Olgunlaşma Enstitüsünün Yörük kültürü ile olan bağı bu kültürün yaşatılması adına önemli bir köprüdür.

      • 14:30
        Türkistan’dan Saraya: Timuri Tezyinatın Uygulama Alanları ve Modern Tekstildeki Yorumu 15dk

        Timur Devleti ile Osmanlı Devleti’nin etkileşiminin önemli bir sahasını teşkil eden Timurî sanat ekolü, Osmanlı sanatının tekâmülünün mühim kaynaklarındandır. Tebrizli nakkaşlarla beslenen bu etkileşimin tesiri, İstanbul’un fethinden sonra II. Mehmed, II. Bayezid, I. Selim dönemlerinde de devam etmiştir. Kitap sanatlarından mimariye kadar farklı malzeme ve teknikleri buluşturan geniş uygulama alanlarıyla Timurî motifler, Türkistan ve Anadolu’nun zenginliğiyle birleşerek Osmanlı dokuma kumaşları üzerinde nadide numunelerini vermiştir. Anadolulu sanatkârların sultanların himayesinde, farklı coğrafyalardan gelen ustalarla birlikte yürüttüğü faaliyetler 16. yüzyıl ortalarından itibaren küresel ölçekte tanınan İstanbul saray nakkaşhânesine özgü bir üslûbun teşekkülünü sağlamıştır.
        Bu çalışma, Timurî desenlerin ağır işçilik ve değerli materyallerle gösterişli bir dokumaya dönüşen örneklerine odaklanmaktadır. Topkapı Sarayı Elbise-i Hümayun Padişah Kıyafetleri seksiyonunda sergilenen Sultan II. Mehmed’e atfedilen kıyafet ve dönem tekstil aksesuarlarındaki motifler üzerinden Timurî dönemin desen üslûbu anlaşılmaya çalışılmıştır. Timûrî sanat anlayışında nebâtî kökenli kabul edilen motiflerin karakteristiğini aynı estetik zemin üzerinde, ortak sap ve gövde kurgusunda bütünleşerek, tüm yüzeyi dolduran kıvrımlar teşkil etmektedir. Küçük yapraklar ile süslenen bu kıvrımlara ara ara altın tellerle dokunan küçük rozet çiçeklerin eklenmesi deseni zenginleştiren özelliklerdir.
        Çalışma kapsamında Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü tasarım-üretim atölyelerinde Topkapı Sarayı Müzesi’nde II. Mehmed’e atfedilen eser esas alınarak hazırlanan kapaniçe örneği ile el çantası, ceket ve çerçeveli tablo olmak üzere dört örnek üzerinden Timurî desenin modern uygulamaları bir araya getirilmiştir. İpek kumaş üzerine motif nakışlarıyla hazırlanan bu tasarımlar ışığında Timurî desenin çağdaş tekstilde zengin estetik tasarımlara ilham verecek repertuvara sahip olduğu tespit edilmiştir.

    • 14:45 15:00
      Kahve Molası / Coffee Break 15dk
    • 15:00 16:00
      Bukağı (Salon C): V. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Dr. Öğr. Üyesi Malik Uğur DADAK Bukağı

      Bukağı

      • 15:00
        Ebru Sanatı ve Mesnevî | Ebru Art (Marbling) and Mathnawi 15dk

        Özet
        Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî-i Ma‘nevî adlı eserinin el yazmaları süsleme unsurları açısından incelendiğinde, karşılaşılan unsurlardan biri de kökleri Orta Asya’ya kadar uzanan ebru sanatıdır. Bu çerçevede mevcut çalışmanın konusu ciltlerinde ebru örnekleri bulunan XIV. yüzyıla ait altı adet Mesnevî nüshası üzerine temellendirilmiştir. Söz konusu nüshalardan biri Berlin Königlichen Bibliothek Numara 763’te, geri kalan altı nüsha ise Türkiye’deki beş farklı kütüphane arşivinde koruma altındadır. Mevzubahis altı el yazması eser incelendiğinde; Berlin Königlichen Bibliothek Numara 763’te bulunan nüshadaki ebru, nüshanın vikaye varaklarına uygulanmış Lahor çividi, siyah, beyaz, yeşil veyahut gri renkli tonlarda bülbül yuvası desenli ebrudur. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi Mustafa Con A 259 numaralı nüshanın ön ve arka kapaklarının iç tarafları açık sarı, oksit kırmızı, çivit mavi ve beyaz tonlarda taraklı desen üzerine bülbül yuvası ebru motifli kâğıt kaplıdır. Manisa İl Halk Kütüphanesi’nde bulunan 7207 numaralı nüshada ön kapağın arka tarafı ve takip eden varak oksit sarı, oksit kırmızı ve açık mavi tonlarında gel-git ve şal desenli ebru kâğıdı kaplıdır. Aynı kütüphanenin 2648 numaralı nüshasının miklebi açık mavi ve beyaz tonlarda dalgalı ebru ile kaplanmıştır. Konya Mevlânâ Müzesi 52 ve 1113 numaralı nüshalar incelendiğinde 52 numaralı nüshanın cildinin arka kapağının siyah tonlarda hatip ebru desenli kâğıtla kaplı olduğu; 1113 numaralı nüshanın ise baş ve sonda yer alan vikaye varaklarının hafif tonlarda beyaz, oksit kırmızı ve oksit sarı renkte battal ebrulu olduğu tespit edilmiştir. Neticede, yukarıda kütüphane ve demirbaş bilgileri verilen Mesnevî nüshalarındaki ebru örneklerinin bu nüshalarda genellikle vikaye varağı ya da cilt kapaklarının süslenmesi için kullanıldığı görülmektedir.

        Abstract
        When examining the manuscript of Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî's work titled Mesnevî-i Ma‘nevî in terms of decorative elements, one of the elements encountered is the art of ebru (marbling). In this context, the subject of the present study is based on six 14th-century manuscripts of the Masnavi that contain examples of marbling on their bindings. One of these manuscripts is preserved at the Berlin Königlichen Bibliothek Number 763, while the remaining six manuscripts are preserved in the archives of five different libraries in Türkiye. Upon examination of the six manuscripts in question, the ebru in the manuscript at Berlin Königlichen Bibliothek Number 763 is a nightingale's nest pattern in shades of Lahore indigo, black, white, green, or gray, applied to the protective pages of the manuscript. The front and back covers of manuscript number Mustafa Con A 259 at the Ankara University, Faculty of Language and History-Geography Library are covered with paper featuring a combed pattern in shades of light yellow, oxide, indigo red, blue, and white, depicting a nightingale's nest marbling motif. The manuscript numbered 7207, located in the Manisa Provincial Public Library, has its back of the front cover and the following page covered with marbled paper in shades of oxide yellow, oxide red, and light blue, featuring a gel-git and shawl pattern. The dust jacket flap of manuscript number 2648 in the same library is covered with shifted/wavy design marbled paper in color of light blue and white. Upon examination of copies numbered 52 and 1113 in the Konya Mevlana Museum it was determined that the back cover of manuscript number 52 is bound with paper featuring a hatip ebru pattern in black tones; while the first and last pages of manuscript number 1113 have a stone pattern in light tons of white, oxide red, and oxide yellow. Indeed, it is observed that the ebru patterns in the Masnavi manuscripts, whose library and inventory information is given above, were generally used in these manuscripts to decorate the protective leaves or book covers.

      • 15:15
        Geleneksel Takıdan Modern Takıya Geçiş ve Motiflerin Türk Kültüründeki Yeri 15dk

        Bu çalışma geçmişi çok eskiye dayanan geleneksel Türk takılarının modern takıya geçiş sürecindeki değişim ve dönüşümlerini, bu değişim ve dönüşüm içerisinde geçmişe dair taşıdığı birçok kültürel öge ve motiflerin anlamını içeren bir çalışmadır.

      • 15:30
        Diyarbakır Surlarındaki Motiflerin Biçimsel ve Anlamsal İncelenmesi 15dk

        Bu çalışma, farklı dönemlerde birçok uygarlığın kesişim noktası olan Diyarbakır’ın görsel mirası içinde özel bir yere sahip bulunan Diyarbakır Surları üzerindeki motiflerin anlam ve biçim özelliklerini incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu motifler yalnızca yüzeysel bezeme unsurları değil, geçmiş toplumların estetik anlayışını, sembolik anlatım biçimlerini ve kültürel kimliğini yansıtan görsel göstergeler niteliğindedir. Bu nedenle söz konusu bezemeler mimariyi tamamlayan süsleme öğeleri olmanın ötesinde tarihsel belleğin izlerini taşıyan görsel belgeler olarak değerlendirilmelidir.

            Araştırmada motifler biçimsel yapı, düzenleme ilkeleri ve simgesel içerik açısından incelenmiş; her bir öğenin ait olduğu tarihsel bağlamla ilişkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Alan incelemesi ile yazılı kaynakların birlikte değerlendirilmesi sonucunda bu motiflerin rastlantısal değil, belirli bir anlam sistemi içinde tasarlanmış anlatım unsurları olduğu anlaşılmıştır. Bu durum, sur yüzeylerindeki figür ve sembollerin ait oldukları kültürlerin dünya görüşünü yansıtan bilinçli görsel anlatımlar olduğunu göstermektedir.
        
            Çalışmanın temel amacı, Diyarbakır surlarındaki motifleri çözümleyerek onların kültürel ve sanatsal değerini görünür kılmak ve bu mirasın doğru yorumlanmasına katkı sağlayacak bilimsel bir çerçeve sunmaktır. Böylece araştırmanın hem akademik literatüre katkı sağlaması hem de kültürel miras bilincinin gelişmesine destek olması hedeflenmektedir.
        
      • 15:45
        Erken Türk-İslam Sanatı Eserlerinden Günümüze Yaşayan Bir Süsleme Motifinin Hikayesi: Selçuklu Yıldızı 15dk

        Geometrik formlu bir süsleme olup, sekiz uçlu yıldızın bir diğer adıdır. İki biçimde
        karşılaşılırlar. Bunlardan biri, doğrudan sekiz uçlu formdur ve bir düz, bir diğeri kırkbeş
        (45) derece açılı olarak yana dönük karelerin üst üste gelişiyle oluşan özgün haldir. Bir
        diğeri ise yıldız uçlarından uzanan çizgilerin, birbirleriyle buluşarak daha geniş yıldızları
        oluşturduğu versiyonudur. Mimari cephe bezemelerinde kabartma biçiminde (taçkapı ve
        dış cephe), çinide, ahşap işçiliğinden cami pencerelerinin kanatları ile kapı kanatlarında,
        minberlerde ve el işi ürünlerde kullanılan bir tasarımdır.
        En erken örneklerine Karahanlılardan kalan Ayşe Bibi Türbesi’nin cephe duvarlarında
        görülen sekiz uçlu yıldızlar, Selçuklularda uzun bir süre zarfında sıklıkla kullanılmaları
        ve yıldızın her bir ucunun manevi değerlerle anlamlandırılmaları dolayısıyla bu adı
        almıştır. Ayşe Bibi Türbesi cephesinin benzer bir tasarımı (ancak sekiz uçlu yıldızların
        içlerine insan ve hayvan figürleri yerleştirilerek) Beyşehir Kubad Abad Sarayı’nda da
        görülmüştür. Böylelikle,“Selçuklu Yıldızı” adı bu motifin günümüze de ulaşan adı
        olmuştur.
        Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’ndaki ahşap kapı kanatlarının merkezinden,
        Osmanlı Devleti’nin son döneminde görülen Vedat Tek Evi’nin duvar süslemesine
        kadar kendisini gösteren motif, kendi içinde form dönüşümlerine uğramakla birlikte, ana
        hatlarını kaybetmemiştir. Mimaride; Anadolu dışında tuğla, sırlı tuğla, terra-cotta,Anadolu’da ise taş kabartma, tuğlanın dizilimsel farklılıkları ve mavi ve beyaz renkle
        duvar boyaması olarak görülebildiği gibi, çinide, mavi ve beyaz hatlarla, ahşapta
        kündekari işçiliğiyle ve sedef işçiliğiyle kendisini gösterir.
        Selçuklu yıldızını uzun ömürlü yapan iki önemli özellik vardır. Bunlardan bir tanesi
        kolaylıkla oluşturulabilir ve ihtiyaca göre form ve malzeme değişimleri gösterebilir
        olmasıdır. Bir diğeri ve Türk-İslam sanatları için önem arz eden yönü ise Türklerin
        İslamiyet’e henüz geçtiği dönemde tasvir içermeyen görünümde olmasıdır. Nitekim
        İslam inancının tasvire karşı tutumu geometrik hatların kullanımını kolaylaştırmıştır. Bu
        yönüyle çok çabuk kabul görmekle kalmamış, Anadolu’da hayvan ve insan çizimleriyle
        birlikte saray kompozisyonlarında da kullanılmıştır.
        Bu çalışmada, “Selçuklu Yıldızı”nın yolculuğu ve Anadolu Türk-İslam kültürü ve sanatı
        içerisinde nasıl oluştuğu üzerinde durulmuştur.

    • 15:00 16:00
      Eli Belinde (Salon D): V. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Atiye NAZLI Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 15:00
        Türk Masallarında Akıllı Kadın Motifi: Taşeli Masalları Örneği 15dk

        Halk edebiyatı anlatı türleri içinde önemli bir yere sahip olan masallar, verdiği mesajlar evrensel olmasına karşın, ait olduğu ve anlatıldığı toplumun kültürel unsurlarını barındırarak kolektif bilinç aktarımını sağlar. Masallar genel yapı itibari ile tip, motif ve formel adı verilen üç ana unsurdan meydana gelir. Batıda başlayan masalların tip kataloğu Antti Aarne- Stith Thompson’un hazırlamış olduğu The Types of the Folktale adını taşımaktadır. Thompson tarafından hazırlanan Motif Index of Folk-Literature adlı eser ise halk anlatı türleri genelinde masal motiflerinin tespit edildiği ve bugün tüm dünyada genel kabul gören bir çalışmalardır. Türk masallarını konu alan Pertev Naili Boratav ve Wolfram Eberhard tarafından yapılan Typen turkischer Volkmarchen adlı çalışmada da Türkiye sahası masallarının tip kataloğu ve kısmen de motif kataloğu bulunmaktadır.
        Thompson’un hazırladığı Motif Index, masalların motiflerinin yer aldığı alanın önde gelen çalışmasıdır. Eserin adında geçen motif için pek çok tanım bulunmaktadır. Thompson motifi, "Eskiden beri yaşama kabiliyetine sahip olan, masalın en küçük unsuru.” şeklinde tanımlar. Tanımdan hareketle, masalda, ait olduğu milletin değer yargılarının yaşatıldığı ve yansıtıldığı anlatının temel parçası olarak açıklanabilecek motif, farklı disiplinlerde de benzer şekilde yer almaktadır.
        Thompson masalların motiflerini 23 başlıkta belirtir. Çalışmamızda konu olan başlığı J. The Wise and the Foolish Türkçe çevirilerinde “Akıllılar ve Aptallar” başlığı ile yer almaktadır. Masalların temelinde ‘iyi kötü’ mücadelesi bir bakıma ‘akılı ile aptal’ olarak adlandırılabilecek masal karakterleri üzerinden de aktarılabilmektedir. Ancak çoğunlukla masallarda bu ikili eril kimlik üzerinden yer verilmesine karşın Türk masallarında ayrıca Akıllı Kız/Kadın şeklinde de görülür. Türk kültürünün temel özelliklerinden biri olan bilge olma motifinde cinsiyet ayrımı yapılmamasına karşın masal özelinde kız/kadınların akıllı olması ile bir bakıma kültürel kod aktarımı yapılmaktadır.
        Bildirimizde ele aldığımız Ali Berat Alptekin tarafından hazırlanan Taşeli Masalları’nda bulunan üç masal metninde yer alan Akıllı Kız/Kadın motifi, Türk kültüründe kadına verilen değer açısından ve bilge arketipi bakımından ele alınacaktır.

      • 15:15
        Klasik Türk Şiirinde Bir Motif Olarak Mektuba İp Sarma/Winding Thread Around a Letter as a Motif in Classical Turkish Poetry 15dk

        Bu çalışma, Klasik Türk şiirinde “mektuba ip sarma” uygulamasının bir motif olarak kullanımını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada klasik Türk şiiri metinlerinden seçilen örnekler taranarak sosyal hayatta mektubun güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan ip sarma uygulamasının şiir dilinde kazandığı anlam katmanları ortaya konmuştur. Klasik Türk şiirinde, sosyal hayatta yapılan birçok işlem farklı çağrışımlarla kullanılmıştır. Bu kullanımlar zamanla metinde verilmek istenen mesajı, duyguyu karşılayan birer unsur hâline gelmiştir. Mektuba ip sarma uygulaması da bunlardan biridir. İp sarma uygulaması; mektuba sonradan yapılacak bir müdahaleyi, mektubun muhatabı dışında bir kimse tarafından okunmasını engellemek üzere alınan bir önlemdir. İncelenen beyitler ışığında söz konusu motifin özellikle koruma, gizleme ve önlem anlamları etrafında, sosyal hayattaki işleviyle doğrudan ilişkili biçimde kullanıldığı görülmüştür. Bunun yanı sıra motifin, şairin hayal dünyası içinde genişletilerek vuslata erme, hatırlanmayı sağlama ve duygusal bağı pekiştirme gibi daha soyut anlam alanlarına da taşındığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak mektuba ip sarma uygulaması, sosyal bir eylemin klasik Türk şiirinde çok katmanlı bir anlama kavuşarak işlevsel bir motife dönüştüğünü gösteren dikkat çekici örneklerden biri olarak değerlendirilmiştir./ This study aims to examine the use of the practice of “tying string around letter” as a motif in classical Turkish poetry. By examining selected examples from classical Turkish poetry texts, the study reveals the layers of meaning acquired by the practice of tying string around letter, which was used in social life to ensure the security of letters, in the language of poetry. In classical Turkish poetry, many practices in social life have been used with different connotations. Over time, these uses have become elements that convey the message or emotion intended in the text. The practice of tying string around letter is one such example. The practice of tying string around letter is a precaution taken to prevent any subsequent interference with the letter and to prevent it from being read by anyone other than the addressee. In light of the examined couplets, it has been observed that this motif is used in a manner directly related to its function in social life, particularly around the meanings of protection, concealment, and precaution. In addition, it has been determined that the motif is expanded within the poet's imagination to more abstract meanings such as achieving union, ensuring remembrance, and strengthening emotional bonds. In conclusion, the practice of tying string to letter is considered a striking example demonstrating how a social action acquires a multi-layered meaning in classical Turkish poetry, transforming into a functional motif.

      • 15:30
        The Karbala Motif and the Maktal Tradition in Nineteenth-Century Azerbaijani Literature 15dk

        Özet
        XIX. yüzyıl Azerbaycan edebiyatı, toplumsal-siyasal ve kültürel-manevi bakımdan karmaşık ve çelişkili bir aşamadır. Bu dönemde toplum bir yandan Rus İmparatorluğu’nun işgalci siyaseti ve Avrupa yönlü modernleşme etkileriyle yeni bir dünya görüşüne doğru yönelirken, öte yandan Doğu estetiği ve dini-manevi gelenekler kendi varlığını korumaya çalışır. Tam da bu ikili süreç, edebiyatta dinî temaların, özellikle Kerbelâ motifinin canlanmasını belirlemiş; maktel edebiyatı, mersiye, sinezen, növhe, münacat ve na‘t gibi türlerin yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır.
        Bu araştırma, XIX. yüzyılda dinî konularda yazıp üreten Abdulla bey Asi, Mirze Elesger Növres, Ahi, Mirze Hebib Küdsi, Pürgem, Dilsuz, Serraf, Kumri, Raci, Mükbil, Mirfettah, Mahzun, Ağabağır, Cövheri, Serbaz ve diğer şairlerin eserlerinde Kerbelâ faciasının edebî yansımalarını, ideya-içerik ve poetik özelliklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda A. Bakıhanov’un “Riyazü’l-Küds” adlı eseri, Kerbelâ musibetinin sanatsal tasvirinde temel örneklerden biri olarak öne çıkmakta; konunun hem tarihî hem de manevi-ideolojik katmanlarını açmaya imkân vermektedir. Araştırma, dinî eğilimlerin XIX. yüzyıl edebî sürecinin önemli yönlerinden biri olduğunu ve bu alandaki “beyaz lekeler”in giderilmesi için maktel edebiyatı temsilcilerinin mirasının bütüncül biçimde bilimsel dolaşıma kazandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

        Abastract: Nineteenth-century Azerbaijani literature constitutes a complex and internally contradictory period in socio-political and cultural-spiritual terms. In this era, society was shaped by a dual process: on the one hand, the expansionist policies of the Russian Empire and the impact of European-oriented modernization encouraged new intellectual horizons; on the other hand, Eastern aesthetics and long-standing religious and moral traditions sought to preserve their presence within Azerbaijani cultural life. This tension stimulated the revitalization of religious themes in literature, most notably the Karbala motif, and created favorable conditions for the widespread development of genres such as maktal literature, elegies (marsiya), sinezen chants, laments (nawha), supplicatory poems (munajat), and panegyrics (na‘t).
        The study focuses on the literary heritage of nineteenth-century poets who wrote extensively on religious subjects—among them Abdulla bey Asi, Mirza Alasgar Novras, Ahi, Mirza Habib Kudsi, Purgam, Dakhil, Dilsuz, Sarraf, Kumri, Lali, Raci, Muqbil, Mirfattah, Mahzun, Aghabagir, Jovhari, Khaki, Sarbaz, and others—and examines the artistic representation of the Karbala tragedy in their works, with particular attention to ideological-content features and poetic devices. In this context, A. Bakikhanov’s “Riyaz al-Kuds” stands out as a key example of the artistic depiction of the Karbala calamity, enabling a deeper exploration of both the historical dimension of the narrative and its moral-ideological layers. The research argues that religious orientations constitute one of the major vectors of the nineteenth-century literary process; therefore, addressing existing “blank spots” requires bringing the maktal tradition and its representatives’ oeuvre into fuller scholarly circulation through comprehensive analysis and contextualization.

      • 15:45
        Göçün, Özlemin ve Sadakatin Simgesi Olarak Türkülerdeki Turna ve Dokumalardaki Turna Motifine Yönelik Bir İçerik Analizi / A Content Analysis of the Crane in Folk Songs and the Crane Motif in Textiles as Symbols of Migration, Longing, and Loyalty 15dk

        Özet
        Türk kültüründe halk, iç dünyasını, beklentilerini ve acılarını hem sözlü edebiyatın temel taşlarından olan türküler aracılığıyla sese dönüştürmüş ve maddi kültürün önemli bir belgesi olan dokuma tezgâhlarında sembolik motiflere işlemiştir. Bu bağlamda, her iki sanat dalının da ortak ve en güçlü sembollerinden biri “turna” kuşudur. Turnalar; göçmen kuşlar olmaları, katar halinde uçmaları ve tek eşli yaşayarak eşlerinden biri öldüğünde diğerinin de ölümü seçtiği inancıyla Türk kültüründe sadakatin, hasretin ve Tanrı ile insan arasındaki haberciliğin en önemli simgesi olarak kabul edilmektedir. Bu araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi deseniyle kurgulanmış olup; türkü metinlerindeki haberci turna imgesi ile Anadolu kilim ve düz dokumalarında yer alan turna motifinin sembolik, kültürel ve anlamsal bütünlüğünü karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında öncelikle, türkülerde dert ortağı, hüznün habercisi ve gurbetteki aşığın sevdiğinden haber sorduğu bir tercüman rolü üstlenen turna metinleri içerik analizine tabi tutulmuştur. Eş zamanlı olarak, uçan turnaların gökyüzünde oluşturdukları V şeklindeki dizilişten ilham alınarak özellikle Toroslar, Antalya, Burdur ve Çanakkale (Ayvacık) yöresi dokumalarına yansıyan turna katarı (turnalı halı) motiflerinin biçimsel ve anlamsal şifreleri incelenmiştir. Sözlü iletişimdeki sesli turna ile maddi kültür öğesi olan dokumalardaki sessiz turna motifinin göstergebilimsel boyutta nasıl birbirini tamamladığı araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, doğa ile iç içe yaşayan Anadolu insanının söze döktüğü özlem, göç ve sadakat duygularını, görsel bir hafıza olan kilimlere ve dokumalara nasıl aktardığı disiplinler arası bir yaklaşımla ortaya konulmuştur.

        Abstract
        In Turkish culture, the people have transformed their inner world, expectations, and sorrows into sound through folk songs, which are cornerstones of oral literature, and have also woven them into symbolic motifs on weaving looms, an important document of material culture. In this context, one of the most powerful and common symbols of both art forms is the crane. Cranes, being migratory birds, flying in flocks, and living monogamously—with the belief that one mate chooses death if the other dies—are considered the most important symbols of fidelity, longing, and messengership between God and man in Turkish culture. This research, designed using content analysis, a qualitative research method, aims to comparatively examine the symbolic, cultural, and semantic integrity of the messenger crane image in folk song texts and the crane motif found in Anatolian kilims and flat weaves. As part of the research, the texts of the crane, which plays the role of a confidant, a messenger of sorrow, and an interpreter through whom the lover in exile asks for news from their beloved in folk songs, were first subjected to content analysis. Simultaneously, inspired by the V-shaped formation of flying cranes in the sky, the formal and semantic codes of the crane flock (crane carpet) motifs, particularly those reflected in the textiles of the Taurus Mountains, Antalya, Burdur, and Çanakkale (Ayvacık) regions, have been examined. The semiotic relationship between the vocal crane motif in oral communication and the silent crane motif in textiles, a material culture element, has been investigated. The research concludes with an interdisciplinary approach that reveals how the people of Anatolia, living in harmony with nature, transfer their feelings of longing, migration, and loyalty into rugs and textiles, which serve as a visual memory.

    • 15:00 16:00
      Hayat Ağacı (Salon A): V. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Zeynep KÜÇÜKTURAL Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 15:00
        Seramik Yüzeylerde Lale Motifinin Sagar Pişirim Tekniğiyle Yorumlanması 15dk

        Lale motifi, Türk sanatlarında en güçlü ve en sembolik bezeme unsurlarından biridir. Hem estetik hem tasavvufi anlamlar taşıyan bu motif, yüzyıllar boyunca farklı sanat dallarında yorumlanmıştır. Bunlardan bir tanesi de seramik sanatıdır.
        Seramik üretilmeye başlandığı andan itibaren günlük kullanım malzemesi olma yanında, şekil verenin duygularını da kattığı sanatsal bir ifade aracı olmuştur. Üretilme amacı ne olursa olsun seramik formlar üzerindeki görsellik kaygısı her dönem var olmuştur. Seramikteki görsel canlılığı sağlamak için, dekor teknikleri kullanılmıştır.
        Seramiğin ortaya çıkışında son nokta olan pişirim aşamasında ise sagar pişirimi yapılarak yüzeylerde çeşitli renk ve efektler ortaya çıkartılmıştır. Sagar pişirim, seramik yüzeyin kapalı bir kap içerisinde organik ve inorganik malzemelerle birlikte pişirilmesi esasına dayanmakta, oksijen kontrolu karbon izleri ve raslantısal yüzey etkileri ile özgün dokular üretilmektedir.
        Bu çalışma da Türk kültürünün en baskın sembollerinden biri olan lale motifinin seramik sanatında; sagar pişirim tekniği aracılığıyla yorumlanması ele alınmıştır. Bu teknikle lale motifi duman izleri, yanık lekeleri ve doğal pigment geçişleri ile yeniden biçimlenmiştir.

      • 15:15
        Göynük Tokalı Örtmelerinin Motiflerinin Sembolik Dili/ The Symbolic Language of the Motifs in Göynük Buckled Coverings 15dk

        Göynük tokalı örtme, dokumacılığın çok uzun yıllardan beri sürdürüldüğü ve geleneksel bir kimlik kazandığı Göynük’te üretilen özgün bir baş örtüsüdür. İki parça ince pamuklu bez dokumanın birleştirilmesiyle meydana gelmektedir. Örtmenin özellikle kısa kenarları ile baş üstüne gelen kısmı desenlidir. Kısa kenarlarında yer alan saçaklara bağlanan kırmızı püsküller yörede “toka” orak adlandırılmaktadır. Bu nedenle örtü, “tokalı örtme” ismiyle anılmaktadır.
        Tokalı örtmeler, Göynük’ün geleneksel kadın giyim kültürünün önemli bir parçasını oluşturmakta ve yerel dokumacılık geleneğinin günümüze ulaşan özgün örnekleri arasında yer almaktadır. Örtme bezemeleri, teknik uygulama biçimleri ve motif karakterleri açısından temel olarak iki ana grupta değerlendirilebilir. Bu sınıflandırma, bezemelerin örtü üzerindeki konumuna ve kompozisyon düzenine göre yapılabilir.
        İlk grubu baş bezemeleri oluşturmaktadır. Bunlar örtünün baş üzerine gelen bölümünde yer almaktadır ve genellikle daha yoğun, dikkat çekici motiflerden meydana gelmektedir. Baş bezemeleri, örtünün en görünür kısmında bulunduğu için hem estetik hem de sembolik açıdan daha güçlü bir anlatım taşımaktadır.
        İkinci grubu ise zemin ve alın bezemeleri oluşturmaktadır. Zemin bezemeleri, örtünün genel yüzeyine yayılan daha düzenli ve tekrar eden motiflerden oluşmaktadır. Alın bezemeleri ise baş kısmına yakın yatay şerit ya da bordür düzenlemeleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
        Yörede kullanılan baş bezeme motifleri hem adlandırmaları hem de biçimsel özellikleri bakımından zengin bir çeşitlilik göstermektedir. Bu motifler genellikle örtünün başa gelen kısmında yoğunlaşmakta ve kompozisyonun en dikkat çekici bölümünü oluşturmaktadır. Baş bezemelerinde görülen başlıca motifler, gayıklı baş (kayık), göz, kilim başı / yarım kilim başı, uzun baş (mezar taşı), makasçık, kelebek, gaydırak (kaydırak), çaprazcık (çengel), koyun gözü ve mekik baş olarak adlandırılmaktadır. Zemin ve alın motiflerine de goguk (gügük – yaban lalesi), para, kelebek ve gaydırak (kaydırak) isimleri verilmektedir.
        Bildirinin amacı Göynük yöresine özgü tokalı örtmelerde yer alan motifleri tespit etmek, sınıflandırmak ve bu motiflerin taşıdığı sembolik anlamları ortaya koymaktır.
        The Symbolic Language of the Motifs in Göynük Buckled Coverings
        Abstract
        The Göynük buckle-style headscarf is a unique headscarf produced in Göynük, a region where weaving has been practiced for many years and has acquired a traditional identity. It is made by joining two pieces of fine cotton fabric. The headscarf, especially its short edges and the part that rests on the head, is patterned. The red tassels attached to the fringes on the short edges are called "toka" or "toka" in the region. Therefore, the headscarf is known as the "buckled headscarf".
        Buckled headscarves constitute an important part of Göynük's traditional women's clothing culture and are among the unique examples of the local weaving tradition that have survived to the present day. The headscarf decorations can be evaluated in two main groups based on their technical application methods and motif characteristics. This classification can be made according to the position of the decorations on the headscarf and the compositional arrangement.
        The first group consists of head decorations. These are located on the part of the veil that covers the head and generally consist of more dense, eye-catching motifs. Because head decorations are on the most visible part of the veil, they carry a stronger expression both aesthetically and symbolically.
        The second group consists of ground and pediment decorations. Ground decorations comprise more regular and repeating motifs spread across the general surface of the covering. Pediment decorations, on the other hand, appear as horizontal strips or border arrangements near the head.
        The head ornament motifs used in the region exhibit a rich variety in terms of both their names and formal characteristics. These motifs are generally concentrated on the part of the head covering that touches the head, forming the most striking part of the composition. The main motifs seen in head ornaments are called boat head, eye, rug head/half rug head, long head (tombstone), scissor, butterfly, slide, cross, sheep's eye, and shuttle head. The background and forehead motifs are also named goguk (wild tulip), money, butterfly, and slide.
        The aim of this paper is to identify and classify the motifs found on buckle-trimmed scarves unique to the Göynük region, and to reveal the symbolic meanings of these motifs.

      • 15:30
        Turistik Hediyelik Eşyalarda Geleneksel Motiflerin Disiplinlerarası Yaklaşımla Değerlendirilmesi 15dk

        Bu çalışma turistik hediyelik moda ürünlerinde tüketilen, geleneksel motiflerin disiplinlerarası bakış açısıyla, nasıl yeniden yorumlandığını, doküman temelli betimsel yöntemle incelemektedir. Moda ve turizm tanıtımında kullanılan görseller, müze ve hediyelik eşya arşivleri, ilgili literatür incelenerek; motiflerin tasarım adaptasyonları, kullanım dinamikleri ve semantik dönüşümleri değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında özellikle Anadolu özgü örnekler temel alınmış; Anadolu Halı Motifleri gibi kültürel sembollerin eşarp, şapka, atkı, örtü, saç bandı, çanta, tişört ve diğer aksesuar tasarımlarında minimalist formlarda ve çağdaş dünyaya ait estetik ilkeler ışığında bütünleştirilerek temsil edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, turistik hediye ürünlerinin grafik tasarım, moda tasarım ve turizm pazarlaması penceresinden değerlendirildiğinde, motiflerin sadece birer süs ve dekoratif obje olmadığını bununla birlikte kültürel kimliği temsil ettiği, turistik bölgelerin tanıtılmasında kullanıldığı ve dolayısıyla metalaşarak ekonomik değere bürünen bir tasarım bileşeni haline geldiğine işaret etmektedir. Nihayetinde disiplinlerarası bir yaklaşımla, Anadolu’nun kimliğini temsil eden motiflerin, sürdürülebilirlik çerçevesinde hem sosyo-kültürel hem de ekonomik olarak korunması ve turizm endüstrisine has moda objelerinin üretilmesi ve geliştirilmesine katkıda bulunduğu değerlendirilmektedir.

      • 15:45
        Kökten Forma: Hayat Ağacı Motifinin Kültürel Süreklilik Bağlamında Günümüz Takı Tasarımında Yeniden Konumlandırılması 15dk

        Bu çalışma, Hayat Ağacı motifinin günümüz takı tasarımı bağlamında yeniden yorumlanması aracılığıyla kültürel sürekliliğin tasarım yoluyla nasıl sürdürülebileceğini incelemeyi amaçlamaktadır. Anadolu’da yüzyıllar boyunca gelişen geleneksel motifler tarihsel olarak güçlü sembolik ve kültürel anlamlar taşımış olsa da, günümüzde bu motiflerin bir kısmı unutulmaya yüz tutmuş; bir kısmı ise bağlamsal anlamları göz ardı edilerek dekoratif tekrarlar biçiminde kullanılmaktadır. Bu durum, kültürel aktarımın derinlikli yorumdan uzaklaşmasına neden olmaktadır. Çalışma, Hayat Ağacı motifinin yalnızca bezeme unsuru değil, tasarım kurgusunu yönlendiren kavramsal bir çerçeve olarak ele alınabileceğini ileri sürmektedir. Araştırma kapsamında motifin tarihsel ve ikonografik arka planı incelenecek; süreklilik, kozmik düzen ve yaşam döngüsü gibi sembolik katmanları analiz edilecektir. Ayrıca motifin kompozisyon yapısı, hiyerarşik düzeni ve biçimsel özellikleri değerlendirilecektir. Bu analizler doğrultusunda minimal bir takı tasarımı uygulamalı bir araştırma yöntemi olarak geliştirilecektir. Çalışma, geleneksel motiflerin doğrudan taklit edilmesi yerine soyutlama, sadeleştirme ve yeniden kompozisyon yoluyla kültürel sürekliliğe katkı sağlayabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Ayrıca yerel görsel mirasın analitik bir tasarım yaklaşımıyla evrensel tasarım bağlamında yeniden yorumlanmasını amaçlamaktadır.
        This study aims to examine how cultural continuity can be sustained through design by reinterpreting the Tree of Life motif in the context of contemporary jewelry design. Traditional motifs that have developed over centuries in Anatolia carry historically strong symbolic and cultural meanings. However, today, some of these motifs have faded into obscurity, while others are used as decorative repetitions, ignoring their contextual meanings. This situation leads to a loss of depth in cultural transmission. The study argues that the Tree of Life motif can be viewed not only as a decorative element but also as a conceptual framework that guides design. The research will investigate the historical and iconographic background of the motif, analyzing its symbolic layers, such as continuity, cosmic order, and the cycle of life. Additionally, the composition structure, hierarchical arrangement, and formal characteristics of the motif will be evaluated. Based on these analyses, a minimal jewelry design will be developed as an applied research method. The study aims to demonstrate that contributing to cultural continuity can be achieved through abstraction, simplification, and recomposition rather than direct imitation of traditional motifs. It also seeks to reinterpret local visual heritage in a universal design context with an analytical design approach.

    • 15:00 16:00
      Pıtrak (Salon B): V. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Nejla ORTA Pıtrak

      Pıtrak

      • 15:00
        Türk Motiflerinin Yapay Zekâ ile Yorumu: Algoritmik Estetik ve Kültürel Kimlik 15dk

        Türk kültürel mirasını, özellikle motifleri ele alan disiplinlerarasılık açısından kültür bilimi, sanat tarihi, dijital beşerî bilimler, bilgisayar bilimi zengin bir alan sunmaktadır. Söz konusu alanlarda teorik, teknik, amprik yöntemlerin bir arada kullanılması etkili bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Kültürel kimlik ve algoritmik yorum bağlamında yapay zekânın kültürel sembolleri yorumlama biçimi, algoritmik önyargı ve kültürel temsilde sorunlar, motifler özelinde Türk kimliğinin dijital estetikte yeniden üretimi gibi konular bu çalışmada ele alınmaktadır. Özellikle “Yapay zekâ, Türk motiflerini yalnızca biçimsel olarak mı yeniden üretir, yoksa kültürel anlam katmanlarını da yansıtabilir mi?” sorusu estetik ve kimlik üzereinden değerlendirilmektedir. Estetik açıdan biçimsel estetik, geleneksel süsleme estetiği, kültürel kimlik ve sembolizm açısından hayat ağacı, rumi, lale vb. motiflerin sembolik anlamları kolektif hafıza ve görsel kültür, kültürel aktarım ve dönüşüm çerçeveleri açısından ele alınmştır. Yöntem bakımından nicel, nitel ve deneysel tasarımın birleşimi etrafında çalışılmıştır. Selçuklu, Osmanlı ve Anadolu halk sanatı örneklerinden hareketle anlamsal etiketleme yaparak sembolik anlamlar üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Kullanılan modelin dönemleri ayırt edip edememesine, kültürel anlamı olmayan ama biçimsel olarak doğru motifler üretip üretmediği sorgulanmıştır. Örneğin yapay zekâ, laleyi sadece bir form olarak mı üretir yoksa anlamsal açıdan üretimler Osmanlı estetiğindeki metafizik anlamı da taşır mı, gibi başlık ve örnekler üzerinden yorumlamalara bakılmıştır. İncelenen örneklerden hayat ağacı motifi üzerinden yapay zekânın bir görsel üretim modeli oluştururken onun simetrisini, dal yapısını, stilize formunu, Türk geometrik düzenine ait estetik düzeni öğrenip yeniden üretebildiği görülmektedir. Ancak “kozmik eksen” kavramını bilinçli olarak düşünmez. Yapay zekâ anlamı yaşayamayıp anlamın istatiksel izlerini taşımaktadır. Bu noktada dijital üretimin geleneği dönüştürdüğü mü, yüzeyselleştirdiği mi tartışılmıştır. Sonuçta kültürel kimliğin bazı açılardan algoritmikleştiği bazı açılardan ise kendi dinamikleri içinde kaldığı görülmüştür. Ayrıca algoritmik kültürel temsillerde Türk kimliğinin motifler çerçevesinde dijital estetikte üretimi kaçınılmaz görünmektedir.

      • 15:15
        Selçuklu’dan Minimalizme: Anadolu Motiflerinin Logo Tasarımındaki Evrimi 15dk

        Bu bildiri, Anadolu motiflerinin tarihsel kökenlerinden başlayarak modern logo tasarımındaki dönüşümünü çok boyutlu bir bakış açısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Anadolu coğrafyasında özellikle Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde gelişen geometrik ve bitkisel motifler, yalnızca estetik süsleme unsurları değil; aynı zamanda kültürel kimliği, inanç sistemlerini ve toplumsal değerleri yansıtan sembolik görsel kodlar olarak varlık göstermiştir. Sekizgen yıldız kompozisyonları, geçme desenleri, rumi ve hatayi gibi stilize bitkisel formlar; birlik, denge, sonsuzluk ve kozmik düzen kavramlarını temsil eden güçlü görsel anlatım araçlarıdır.
        Bu motifler tarih boyunca mimari yapılarda, çini sanatında, tezhipte ve ahşap işçiliğinde uygulanarak kültürel hafızanın sürekliliğini sağlamıştır. Böylece Anadolu motifleri, yalnızca dekoratif bir bezeme anlayışının ürünü olmaktan öte, toplumsal belleği ve estetik düşünceyi kuşaktan kuşağa aktaran bir görsel dil niteliği kazanmıştır.
        Günümüzde küreselleşme ve dijitalleşme süreçlerinin etkisiyle marka kimliği tasarımı daha yalın, işlevsel ve çok platformlu bir yapıya yönelmiştir. Bu bağlamda geleneksel motifler, minimalist tasarım anlayışı doğrultusunda soyutlama, geometrik indirgeme ve vektörel sadeleştirme teknikleriyle yeniden yorumlanmaktadır. Modern logo tasarımında ölçeklenebilirlik, okunabilirlik ve dijital uyumluluk gibi kriterler ön plana çıktığından, ayrıntılı süslemeler temel formlara indirgenmekte; grid sistemi, negatif alan kullanımı ve tipografi ile entegrasyon yoluyla çağdaş bir kompozisyon oluşturulmaktadır.
        Çalışmada öncelikle Anadolu motiflerinin biçimsel özellikleri ve sembolik anlam katmanları analiz edilmiş; ardından modern logo tasarımındaki dönüşüm süreçleri seçili örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu çalışma, literatür taraması ve görsel analiz teknikleriyle desteklenmiştir.
        Elde edilen bulgular, geleneksel Anadolu motiflerinin özsel karakterini koruyarak çağdaş tasarım diline başarıyla uyarlanabildiğini ve marka kimliği aracılığıyla kültürel sürekliliğin sürdürülebilir kılınabildiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Anadolu motiflerinin modern ve çağdaş logo tasarımında kullanımı yalnızca estetik bir tercih değil; kültürel hafızanın görsel iletişim yoluyla geleceğe taşınmasını sağlayan bilinçli gelenekten geleceğe uzanan stratejik bir tasarım yaklaşımıdır. Bu stratejiyle tasarlanan kurumsal kimlik çalışmaları ve logo tasarımları günümüze geleneksel motifleri taşımış olur ve sürdürülebilir hale getirilir.

      • 15:30
        New Anatolian Style Anadolu Görsel Kültürü Temelli Bir Tipografik Anlatı 15dk

        Özet
        Bu çalışma, Anadolu görsel kültürünün geleneksel motif ve süsleme anlayışını modern tasarım bağlamında tipografik kompozisyon aracılığıyla yeniden uyarlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel amacı, Anadolu görsel kültürünü yalnızca dekoratif bir unsur olarak değil, yapısal ve biçimsel bir üretim mantığı çerçevesinde ele alarak modüler bir sistem önerisi geliştirmektir. Bu bağlamda New Anatolian Style, Anadolu’nun kültürel görsel geometrisini, ritim ve tekrar prensiplerini modern tasarım anlayışıyla ilişkilendiren bir görsel anlatı dili olarak tanımlanmaktadır. Araştırma, New Anatolian Style projesini tekil bir vaka çalışması olarak ele almakta ve proje kapsamında geliştirilen New Anatolian Kufic, New Anatolian Script ve New Anatolian Construct tipografik varyasyonlarını analiz etmektedir. Veri seti, söz konusu tipografik yaklaşımlar kullanılarak üretilmiş üç afiş tasarımından oluşmaktadır. Tasarımlar, oluşturulan değerlendirme ölçütleri doğrultusunda kompozisyonel tutarlılık, modüler yapı, görsel ritim, motif aktarımı ve okunabilirlik başlıkları altında incelenmiştir. Ayrıca alan uzmanlarının görüşleri alınarak tasarımlar nitel değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bulgular, Anadolu görsel kültürünün yüzeysel bir süsleme unsuru olmaktan çıkarılarak modüler bir tipografik yapıya dönüştürülebildiğini göstermektedir. Özellikle Kufic ve Construct varyasyonlarında modülerlik ve geometrik tekrar belirginleşirken, Script varyasyonunda akışkan çizgisel yapı öne çıkmaktadır. Sonuç olarak New Anatolian Style, kültürel görsel kodların çağdaş tasarım sistemleriyle üretimini ilişkilendiren ve farklı tasarım mecralarına uyarlanabilir bir görsel anlatı dili ortaya koymaktadır.

        Anahtar Kelimeler: Anadolu Görsel Kültürü, Tipografik Tasarım, Görsel Anlatı Dili, Modüler Tasarım, Tasarım Araştırması

        Abstract

        This study aims to reinterpret the traditional motif and ornamentation understanding of Anatolian visual culture within the context of modern design through typographic composition. The primary objective of the study is to develop a modular typographic system by approaching Anatolian visual culture not merely as a decorative element, but as a structural and formal production logic. In this context, New Anatolian Style is defined as a visual narrative approach that relates the cultural visual geometry, rhythm, and repetition principles of Anatolia to contemporary design practice. The research examines the New Anatolian Style project as a single case study and analyzes the typographic variations developed within the scope of the project, namely New Anatolian Kufic, New Anatolian Script, and New Anatolian Construct. The dataset consists of three poster designs produced using these typographic approaches. The designs were evaluated according to research-based criteria including compositional consistency, modular structure, visual rhythm, motif integration, and legibility. In addition, expert opinions were collected and the designs were subjected to qualitative assessment. The findings indicate that Anatolian visual culture can be transformed from a superficial decorative element into a modular typographic structure. While modularity and geometric repetition become prominent in the Kufic and Construct variations, a fluid linear structure is observed in the Script variation. As a result, New Anatolian Style proposes a visual narrative approach that associates cultural visual codes with contemporary design systems and can be adapted to various design media.

        Keywords: Anatolian Visual Culture, Typographic Design, Visual Narrative, Modular System, Design Research

      • 15:45
        Kültürel Aktarımdan, Turistik Deneyime: Motifin Tasarım ve İletişim Vasıtasıyla Turizmde Yeniden Anlamlandırılması 15dk

        Deneyim ekonomisinin etki alanının teknolojik gelişmelere paralel olarak genişlemesi, çağdaş dünyada turistik değerin yalnızca hizmet ve ürün temelli olarak inşa edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bundan dolayı turizm paydaşları, turistlerin deneyim dünyasını zenginleştirmek ve çeşitlendirmek amacıyla öğrenme, duygusal tatmin ve katılım gibi unsurları kullanarak ürün ve hizmetlere ilişkin algıyı daha anlamlı ve derinlikli hale getirmeye çalışmaktadırlar. Bu çalışma; deneyim ekonomisi bağlamında bir anlam üreticisi olan motifin, kültürün gelenekten geleceğe aktarımında, turistik destinasyonlarda ne derece hayat bulduğunu anlamayı amaçlanmaktadır. Araştırma sorusu ise Anadolu motiflerinin kültürel anlatıda, tasarım ve iletişim pratikleri yoluyla turizmde yeniden anlamlandırılma sürecinde otantiklik düzeylerini koruma derecesini analiz etmek üzerine kurgulanmıştır. Çalışma nitel araştırma deseninde dizayn edilmiş, doküman analizi ve örnek olay incelemesi yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, motif temelli içeriklerin tasarım odaklı kurgular ve öyküleme merkezli iletişim stratejileriyle aktarımının; algılanan otantiklik, deneyim derinliği ve destinasyon kimliği üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda araştırmacılara Anadolu motifleri temelinde, turistin öğrenmeye yönelik deneyimlerinin, deneyim ekonomisinin temel unsurları ile uyumlu biçimde, hatırlanabilir ve dönüştürücü deneyimler üretme potansiyelinin değerlendirildiği çalışmalar yapmaları tavsiye edilebilir.

    • 15:00 16:00
      Yıldız (Salon E): V. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Dr. Öğr. Üyesi Abdulkadir ÖNKOL Yıldız

      Yıldız

      • 15:00
        Türkçe Dersinde Yaratıcı Yazmayı Destekleyen Bir Araç Olarak Geleneksel Motifler: Amasya Örneği 15dk

        Bu araştırma, Türkçe dersinde geleneksel Amasya dokuma motiflerine dayalı yaratıcı yazma kağıdının ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin yazılı anlatım becerileri üzerindeki etkisini incelemektedir.

      • 15:15
        Kültür Endüstrisi Bağlamında Anadolu Motiflerinin Kullanımı: Paşabahçe Örneği / The Use of Anatolian Motifs in the Context of the Culture Industry: The Case of Paşabahçe 15dk

        Özet
        Kültürün endüstrileşmesi 19. yüzyılda Batı’da meydana gelen Sanayi Devrimi’nin bir sonucu olarak görülmektedir. Kültür endüstrisi kavramı ise 1947 yılında Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer tarafından kullanılmıştır. Bu dönemde tüketim, kitle, meta gibi kavramlar üzerinden kültür endüstrisine olumsuz bir anlam yüklenmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru değişen kültürel, ekonomik ve sosyal yapının sonucunda kültür bir kaynak olarak görülmeye başlanmıştır. Kültürün endüstrileşmesine yüklenen olumsuz anlamlar yerine kültürün yaratıcılık ve kalkınma gibi özellikleri vurgulanarak bu ekonomik kaynağın kültürlerin yaşatılması ve aktarılması için önemli bir araç olduğu belirtilmiştir. Son dönemde Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü çatısı altında gerçekleşen çalışmalar da kültürün ekonomik ve ticari boyutunun yerel kültürler için önemli olduğunu göstermektedir.
        Bu çalışma; kültür endüstrisi, yaratıcılık ve uygulamalı halk bilimi bağlamında Paşabahçe markasının ürünlerinde kullandığı geleneksel motifleri analiz etmeyi amaçlamaktadır. Paşabahçe mağazalarının internet satış sayfası ve katalogları nitel doküman analiziyle incelenmiş ve bulgular betimsel içerik analiziyle yorumlanmıştır. Paşabahçe’nin ürünlerinde mimariden mitolojiye pek çok motifin yer aldığı tespit edilmiştir. Çalışma için Paşabahçe markasının seçilmesinin sebepleri arasında 70 yıldır cam sektöründe mağazacılık faaliyetlerini devam ettirmesi, özellikle 1999 yılında ilk butik koleksiyonu olan Osmanlı Koleksiyonu’ndan günümüze toplamda 17 butik koleksiyon oluşturmuş olması ve bu koleksiyonlarda Türk kültürüne ait motiflere yer vererek bu ürünleri Türkiye dışında 43 ülkeye ulaştırması sayılabilir.
        Paşabahçe’nin koleksiyon ürünlerinde kullanmış olduğu motifler, Anadolu kültürünün ve değerlerinin tanıtımı açısından önem taşıdığı ve uluslararası alanda Türkiye’nin bir yumuşak güç unsuru olarak kullanılabilir potansiyele sahip olduğu görülmüştür. Motiflerin tasarımlarında ise yaratıcılığın öne çıktığı tespit edilmiştir. Ancak ürünlerin tanıtımında hazırlanan metinlerin daha çok bilgilendirici tarzda olduğu görülmüştür. Bundan dolayı bu metinlerin kültürün pazarlanmasında yeterli olmadığı söylenebilir. Günümüz pazarlama tekniklerinden en önemlilerinden birisi kültürel kodların ve imgelerin hikâyeler üzerinden pazarlanmasıdır. Bu ürünlerde kullanılan motiflerin efsane, mitoloji gibi metinlerle bağları güçlendirilmeli ürünlerin tanıtım metinleri bu bakış açısıyla yeniden kurgulanmalıdır. Ayrıca uygulamalı halk bilimi çalışmaları açısından önem taşıyan bu tasarımlar ve metinleri oluşturulurken halk bilimcilerin görüşlerinden de yararlanılmalıdır.

        Abstract
        The industrialization of culture is seen as a result of the Industrial Revolution that occurred in the West in the 19th century. The concept of the culture industry was used by Theodor W. Adorno and Max Horkheimer in 1947. In this period, a negative meaning was attributed to the culture industry through concepts such as consumption, mass, and commodity. Towards the end of the 20th century, as a result of the changing cultural, economic, and social structure, culture began to be seen as a resource. Instead of the negative meanings attributed to the industrialization of culture, its characteristics such as creativity and development have been emphasized, stating that this economic resource is an important tool for the survival and transmission of cultures. Recent studies carried out under the umbrella of United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization also show that the economic and commercial dimension of culture is important for local cultures. This study aims to analyze the traditional motifs used by the Paşabahçe brand in its products in the context of the culture industry, creativity, and applied folklore. Paşabahçe stores' online sales page and catalogs were examined through qualitative document analysis, and the findings were interpreted using descriptive content analysis. It has been determined that Paşabahçe products include many motifs ranging from architecture to mythology. The reasons for choosing the Paşabahçe brand for the study include its continuous retail activities in the glass sector for 70 years, the creation of 17 boutique collections in total since its first boutique collection, the Ottoman Collection, in 1999, and the delivery of these products to 43 countries outside of Turkey by including motifs belonging to Turkish culture in these collections. The motifs Paşabahçe has used in its collection products are important for the promotion of Anatolian culture and values, and it has been seen that they have the potential to be used as an element of Turkey's soft power in the international arena. It has been determined that creativity stands out in the designs of the motifs. However, it has been observed that the texts prepared for the promotion of the products are mostly informative. Therefore, it can be said that these texts are not sufficient for the marketing of culture. One of the most important marketing techniques today is the marketing of cultural codes and images through stories. The ties of the motifs used in these products with texts such as legends and mythology should be strengthened, and the promotional texts of the products should be reconstructed from this perspective. In addition, the opinions of folklorists should be utilized when creating these designs and texts, which are important in terms of applied folklore studies.

      • 15:30
        Kültürel Anadolu Motifleri İle Oluşturulan Tasarımlarda Yapay Zekâ Desteği 15dk

        Tasarımda bağlamsal bir unsur olan kültür; anlam üretme, estetik, sembolik ve işlevsel boyutları doğrudan etkileyen önemli bir faktör olmuştur. Kültürel tasarımlar ise sadece biçimsel olarak değil içerik olarak da toplumun değerlerini, tarihini ve kolektif kimliğini ortaya koyduğu bir iletişim aracı olarak kendini göstermiştir. Yenilikçi tasarım sürecinde de Anadolu kültürünün teknoloji ile entegre olarak kendi özünü kaybetmeden yenilikçi tasarıma uyumlu bir biçimde dâhil edilmesine olanak sağlamış ve kültürel özgünlük ile evrensel ilkeler birbirleriyle anlamsal biçimde bütünleşerek disiplinler arası yenilikçi bir bağ oluşturmuştur. Bu kültürel bağ çağdaş ile gelenek arasındaki tasarımda sürekli kendini yenileyerek değerlendirilen dinamik bir dengelenme sürecini ifade etmiştir. Kültürel kimlik ve tarihsel birikim ile süreklilik sağlayan gelenek; bir dönüşüm, yenilenme ve kendi yapısını koruyan baştan yaratım sürecine katılmıştır. Böylece teknolojik gelişmeler aracılığıyla güncel bağlamlara ulaşan imgeler yeni bir uyarlama potansiyeline ulaşmıştır. Bu noktada teknoloji yenilikçi kaynaklarından biri olan yapay zekâ tasarımda sadece üretim sürecini hızlandıran bir unsur olmak yerine yaratıcı pratikleri ortaya koyan kavramsal yapılar olarak öne çıkmıştır. Yapay zekâ ile desteklenen tasarımlar çağdaş görsel dile dâhil edilmesini analiz ederek uyarlamış ve kültürel sürekliliği sağlayıp dijital sürdürebilirliğini desteklemiştir. Bu kapsamda tasarımların kültürel özgünlüğünü koruyup etik sorumluluklarının gözetilmesini sağlanmış ve geleneksellik ile çağdaşlık arasında kurulan denge ilişkisinin yapısını oluşturmuştur. Bu çalışmada Anadolu motifleri ele alınarak ortaya çıkan tasarımların yapay zekâ desteği ile görsel alanda sağladığı avantaj ve dezavantajlar ele alınmıştır. Teknolojik yapının yenilik ve kültürel süreklilik arasında bir köprü olarak denge kurduğu görülmüştür. Bu denge süreci Anadolu motif tasarımları estetik açıdan görsel çeşitliliği artırmış ve kültürel yapının teknolojik sürdürebilirliğini sağlayıp özünü kaybetmeden yeniden üretilmesine dahi olanak sağlamıştır. Bunun yanı sıra bazı kültürel görsel kimlik oluşumlarında deformasyonlar oluşabileceği de rastlanmıştır. Sonuç olarak yapay zekâ doğru kullanım sağlandığında tasarımların süreç içerisinde kültürel sürekliliği destekleyen, yaratıcılığı artıran, çağdaş olarak görsel kimlik oluşturmaya destek veren ve görsel yenilikçi tasarım yaklaşımını destekleyen bir araç olduğu görülmüştür.

        Konuşmacılar: Tolga SAĞTAŞ (Sİvas Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 15:45
        Anadolu Motiflerinin El Sanatlarında Yeniden Yorumu: Karatepe Mirası Ve Adana Olgunlaşma Ürünleri Üzerine Bir İnceleme 15dk

        Bu bildiri, Anadolu motif geleneğinin el sanatları alanındaki yeniden yorumlanma süreçlerini, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi mirası ile Adana Olgunlaşma Enstitüsü bünyesinde üretilen ürünler ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, kültürel mirasın korunması ile çağdaş el sanatı üretimi arasındaki etkileşimi, biçimsel süreklilik ve tasarımsal dönüşüm kavramları çerçevesinde ele almaktadır. Karatepe çevresinde görülen geleneksel kilim motifleri çengel, kurt izi, sinekli, küpeli, yıldız, kurt ağzı, akrep, eli belinde, baklava ve bukağı biçimsel özellikleri ve sembolik anlamları bakımından değerlendirilmiştir. Bu motiflerin tarihsel ve kültürel bağlamdaki anlam katmanları ortaya konularak, Adana Olgunlaşma Enstitüsü üretimlerinde hangi estetik ve teknik yaklaşımlarla yeniden yorumlandıkları incelenmiştir. Araştırma yöntemi doğrultusunda gerçekleştirilen literatür taraması ve görsel doküman incelemesi sonucunda, geleneksel motiflerin güncel el sanatı ürünlerinde birebir aktarım yerine stilizasyon, sadeleştirme ve malzemeye bağlı dönüşüm süreçleriyle yeniden yorumlandığı tespit edilmiştir. Özellikle dokuma ve tekstil yüzeylerinde motiflerin ölçek, ritim ve tekrar ilişkileri çağdaş tasarım anlayışı doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir.Sonuç olarak çalışma, Karatepe kilim motiflerinin günümüz el sanatlarında kültürel sürekliliği sağlayan dinamik bir tasarım unsuru olarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koymakta; motif, kimlik ve tasarım ilişkisine dair kuramsal tartışmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.

        This paper aims to examine the reinterpretation processes of the Anatolian motif tradition within the field of handicrafts, focusing on the heritage of Karatepe-Aslantaş Open-Air Museum and the products created within the Adana Olgunlaşma Institute. The study addresses the interaction between the preservation of cultural heritage and contemporary handicraft production within the conceptual framework of formal continuity and design transformation. Traditional kilim motifs observed in the Karatepe region—such as the hook (wolf track), fly motif, earring motif, star, wolf’s mouth, scorpion, hands-on-hips, diamond (baklava), and shackle (bukağı)—are evaluated in terms of their formal characteristics and symbolic meanings. By revealing the historical and cultural layers of meaning embedded in these motifs, the study analyzes how they are reinterpreted through aesthetic and technical approaches in the productions of the Adana Olgunlaşma Institute. Based on literature review and visual document analysis, the findings indicate that traditional motifs are not reproduced through direct replication in contemporary handicraft products; rather, they are reinterpreted through processes of stylization, simplification, and material-based transformation. Particularly in woven and textile surfaces, the scale, rhythm, and repetition of motifs are reorganized in accordance with contemporary design principles. In conclusion, the study demonstrates that Karatepe kilim motifs continue to exist as dynamic design elements that sustain cultural continuity in contemporary handicrafts and aims to contribute to theoretical discussions on the relationship between motif, identity, and design.

    • 16:00 16:15
      Kahve Molası / Coffee Break 15dk
    • 16:15 17:30
      Bukağı (Salon C): VI. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Zeynep KIRKINCIOĞLU Bukağı

      Bukağı

      • 16:15
        Erzurum Mimari Motiflerinin Yapay Zekâ Destekli Takı Tasarımında Kullanımı 15dk

        Günümüzde yapay zekâ teknolojileri, tasarımda yalnızca bir araç değil, aynı zamanda yaratıcı sürecin önemli bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle mimarlık, ürün tasarımı ve moda alanlarında yapay zekâ destekli uygulamalar, geleneksel tasarım yöntemlerine alternatif yaklaşımlar sunmaktadır.
        Erzurum mimarisi, taş işçiliği, geometrik ve bitkisel bezemeleri, simetrik kompozisyonları ve sembolik motifleriyle Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan özgün bir yere sahiptir. Medreseler, gümbetler, camiler vb. örneklerde görülen motifler, yalnızca estetik bir unsur değil, aynı zamanda kültürel belleği taşıyan görsel göstergelerdir. Mimari motiflerin takı tasarımı gibi üç boyutlu taşınabilir nesnelere aktarılması, kültürel mirasın gündelik yaşamla yeniden ilişkilendirilmesini mümkün kılmaktadır. Yapay zekâ destekli tasarım süreçleri ise, bu aktarımın çoğaltılabilir ve deneysel bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlamaktadır.
        Çalışma, Erzurum mimarisinde yer alan geleneksel motif ve bezemelerin yapay zekâ destekli tasarım süreçleri aracılığıyla çağdaş takı tasarımına aktarılmasını incelemektedir. Somut kültürel miras unsuru olan mimari bezemelerin yapay zekâ yoluyla takı tasarımında yeniden yorumlanabilirliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
        Çalışmada nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde, uygulama temelli ve deneysel bir yöntem kullanılmıştır. Bu kapsamda, Erzurum’a özgü geometrik ve bitkisel motiflerin fotoğrafları çekilerek görsel veri olarak derlenmiş, dijital ortama aktarılmış ve yapay zekâ tabanlı tasarım modelleri aracılığıyla yeni biçim varyasyonları üretilmiştir. Elde edilen tasarım çıktıları, üretilebilirlik kriteri dikkate alınarak takı ölçeğine uyarlanmış yapay zekâ ile üç boyutlu formlara dönüştürülmüştür.15 farklı takı (yüzük, broş vb.) tasarımı yapılmıştır.
        Araştırma sonucunda, yapay zekâ destekli tasarım yaklaşımlarının, yerel mimari motiflerin çağdaş tasarım nesnelerine dönüştürülmesinde yenilikçi ve çoğaltılabilir bir yöntem sunduğu; takı tasarımında kültürel sürdürülebilirliği destekleyen alternatif bir tasarım süreci oluşturduğu görülmüştür.

      • 16:30
        Integration Of Anatolian Motifs Into Smart And Functional Textiles 15dk

        This study addresses the integration of Anatolian traditional motifs into smart and functional textile surfaces at the intersection of art/design and engineering disciplines. Anatolian motifs have historically been present on textile surfaces not only as an aesthetic element but also as carriers of cultural memory and symbolic narratives. Today, smart and functional textiles represent a new production paradigm in the textile field, as structures that can perceive environmental stimuli, interact with the user, and offer advanced performance features.
        In this context, the study discusses how the symbolic and visual structures of traditional motifs can be integrated with conductive yarns, sensor systems, functional coatings, and digital embroidery technologies. Motifs are considered not only as decorative surface elements but also as a design input that carries both meaning and function, guiding the placement of functional components. The combined evaluation of artistic and engineering perspectives enables the sustainable reinterpretation of cultural heritage through contemporary textile technologies.

      • 16:45
        Yeşilyurt Bürümcük Dokuma Kumaşlarında Motif, Anlam ve Anlatı: Kültürel Mirasın Pazarlama Yoluyla Güncel Aktarımı Motif, Meaning, and Narrative in Yeşilyurt Bürümcük Woven Fabrics: The Contemporary Transmission of Cultural Heritage through Marketing 15dk

        Geleneksel el dokumaları, üretildikleri toplumların tarihsel birikimini, estetik anlayışını ve kültürel kimliğini yansıtan önemli somut kültürel miras unsurlarıdır. Bu dokumalarda yer alan motifler ise yalnızca bezeme öğeleri değil; anlam, sembol ve anlatı taşıyan görsel kodlar olarak kültürel belleğin aktarımında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Muğla ili Yeşilyurt Mahallesi’nde üretilen bürümcük dokuma kumaşlar, teknik özelliklerinin yanı sıra barındırdıkları motifler aracılığıyla yerel kültürel değerlerin görünür kılındığı özgün örnekler arasında yer almaktadır.
        Bu çalışmanın amacı, Yeşilyurt bürümcük dokuma kumaşlarında yer alan motifleri anlam ve anlatı boyutlarıyla incelemek ve bu motiflerin kültürel miras pazarlaması perspektifi çerçevesinde kültürel mirasın güncel aktarımındaki rolünü değerlendirmektir. Çalışma, literatür taraması ve alan verileri doğrultusunda betimleyici bir yaklaşımla yürütülmüştür. Kültürel miras pazarlaması bu bağlamda, kültürel değerlerin korunarak görünür kılınması, anlamlarının anlatı yoluyla aktarılması ve yerel kimliğin sürdürülebilir biçimde dolaşıma sokulması süreci olarak ele alınmıştır.
        Elde edilen bulgular, motiflerin taşıdığı anlatısal içeriğin tanıtım ve sunum süreçlerinde vurgulanmasının, ürünün algılanan kültürel değerini güçlendirdiğini ve Yeşilyurt bürümcük dokuma kumaşlarının sürdürülebilirliğine katkı sağladığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, motiflerin taşıdığı anlatısal içeriğin tanıtım ve sunum süreçlerinde vurgulanmasının, ürünün algılanan kültürel değerini güçlendirdiğini ve Yeşilyurt bürümcük dokuma kumaşlarının sürdürülebilirliğine katkı sağladığını göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, motif temelli kültürel miras unsurlarının kültürel miras pazarlaması aracılığıyla güncel bağlamda yeniden anlamlandırılabileceğini ortaya koymaktadır.
        Traditional handwoven textiles are important elements of tangible cultural heritage that reflect the historical accumulation, aesthetic understanding, and cultural identity of the societies in which they are produced. The motifs featured in these textiles are not merely decorative elements; rather, they function as visual codes carrying meaning, symbolism, and narratives, playing a decisive role in the transmission of cultural memory. The bürümcük woven fabrics produced in Yeşilyurt Neighborhood of Muğla province stand out as unique examples in which local cultural values are made visible through their motifs, in addition to their technical characteristics.
        The aim of this study is to examine the motifs found in Yeşilyurt bürümcük woven fabrics in terms of their meanings and narratives, and to evaluate the role of these motifs in the contemporary transmission of cultural heritage within the framework of cultural heritage marketing. The study was conducted using a descriptive approach based on a review of the literature and field data. In this context, cultural heritage marketing is addressed as a process of making cultural values visible while preserving them, conveying their meanings through narrative, and circulating local identity in a sustainable manner.
        The findings indicate that emphasizing the narrative content carried by the motifs in promotion and presentation processes strengthens the perceived cultural value of the products and contributes to the sustainability of Yeşilyurt bürümcük woven fabrics. In this respect, the study demonstrates that motif-based cultural heritage elements can be reinterpreted in contemporary contexts through cultural heritage marketing.

      • 17:00
        Deri Desen Damgaları (Craft - Stamp): Kültürel Miras Taşıyıcılarının Geleneksel Motiflerin Aktarımındaki Rolü 15dk

        Geçmişten bugüne deri işlemeciliği, kullanım işlevinin ve doğal görünümünün yanı sıra deri
        yüzey süsleme teknikleriyle birlikte estetik boyut kazanarak el sanatına dönüşmüştür. Bu çalışma,
        geleneksel el sanatı motiflerinin deri yüzeyine uygulanarak aktarılmasını ve geleneksel motiflerin
        fiziksel üretim aracı olan deri desen damgalarına dönüştürülmesini konu edinmektedir.
        Uluslararası literatürde craft-stamp olarak adlandırılan el sanatı aracı yerine deri desen damgası
        ifadesinin tercih edildiği bu çalışmada, deri desen damgalarının geleneksel motiflerdeki kullanım
        alanlarını belirlemek amaçlanmıştır. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışmanın kapsamı Vaketa
        Çakır Deri A.ş.’nin yerli ve millî el aleti üretimi olan geleneksel motifleri içeren deri desen
        damgaları ile sınırlandırılmıştır. Bu ürünler, pirinç malzemeden üretilmiş olup çoğaltılabilir ve
        geliştirilebilir bir sistem yaklaşımıyla tasarlanmıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı
        deri işlemeciliği kartına sahip beş kültürel miras taşıyıcısı ile yarı yapılandırılmış mülakat
        gerçekleştirilmiştir. Somut olmayan kültürel miras taşıyıcı kartına sahip bu sanatçıların
        kullandıkları deri desen damgalarıyla yaptıkları ürünler ele alınmıştır. Kültürel miras
        taşıyıcılarının deri desen damgalarını kullanırken hangi motif, desen ve kompozisyonu tercih
        ettiğinin ve bunları hangi eşyalar üzerine nasıl uyguladığının yanıtı aranmıştır. Görüşmelerde
        motif tercihi, ürün seçimi, hedef kitle ve geleneksel motiflerin yeni tasarım bağlamında
        kullanımına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Geleneksel motiflerin deri desen damgası el
        aleti ile üretiminin daha erişilebilir ve çoğaltılabilir olduğu belirlenmiştir. Böylece deri desen
        damgası sayesinde hem deri sanatının kültürel miras taşıyıcıları hem de deri işlemeciliğiyle
        ilgilenenler çeşitli ürünler üzerinde istedikleri geleneksel el sanatı motiflerini uygulayarak
        geleceğe aktarabilmektedirler.

    • 16:15 17:30
      Eli Belinde (Salon D): VI. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Doç. Dr. Emine ÇAKIR Eli Belinde

      Eli Belinde

      • 16:15
        Beden Folkloru, Mit ve Kimlik: Dövmelerde Kullanılan Türk El Sanatı Motifleri 15dk

        Özet

        Beden folkloru, insan bedenini kültürel bir anlatı, sembol, ifade ve hafıza alanı olarak gören bir yaklaşım olması yönüyle görsel kültür kapsamında incelenebilir. Dövme pratiğini kültürel belleğin temsil ve kimlik alanı olarak ele alan bu çalışmada Türk mitolojisine ait motiflerin dövme sanatında tercih nedenini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada vücuduna Türk mitolojisi ile ilgili motifleri yaptıran kişilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel yöntemin kullanıldığı bu çalışma 2026 yılında ve Ankara ilinde gerçekleştirilmiş olup araştırmada dövme yapan kişilerden ziyade yaptıranlara odaklanılmıştır. Dövme yaptıranların Türk mitolojisi ile ilgili motifleri tercih etme nedenleri ve bu motiflerin kültür kodlarını bilip bilmedikleri, dövmenin estetik bir tercih mi yoksa bireysel hafıza ile kolektif belleğin kesişim noktasında yer alan kültürel bir anlatı formu ya da kimlik inşası olup olmadığı tartışılmıştır. Ayrıca Anadolu coğrafyasında yaygın olarak görülen kilim, halı, çini, nakış ve ahşap oymacılığı gibi geleneksel el sanatlarında yer alan motiflerin dövme tasarımlarına nasıl aktarıldığının yanıtı aranmıştır. Çalışmada tespit edilen motiflerin sembolik anlamları (bereket, koruma, aidiyet, güç, süreklilik vb.) çözümlenmiş ve bu sembollerin beden yüzeyinde yeniden üretilme biçimleri kimlik ve aidiyet kavramlarıyla ilişkilendirilerek değerlendirilmiştir. Kaynak kişilerin özellikle; bozkurt, ejderha, kartal, hayat ağacı, şaman davulu gibi görselleri bedenlerine dövme olarak tercih ettiği görülmektedir. Türk mitolojisiyle ilgili yazılı ve görsel kodları bedenlerinde dövme olarak kullanan kaynak kişilerin bu dövmelerden güç aldıkları, dövmelerin kendilerini koruduklarına inandıkları, kader ve yazgılarıyla dövmeler arasında ilişki kurdukları ve Türk kimliği ile aidiyet oluşturdukları belirlenmiştir. Geleneksel motiflerin dövme aracılığıyla yeniden yorumlanması neticesinde, kültürel mirasın statik değil, dönüşerek yaşayan bir yapı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca dövme sanatının bireyin kimlik inşası pratiğine dönüştüğü de anlaşılmaktadır. Bu bağlamda dövme, hem bireyin kendini ifade etme aracı hem de kültürel belleğin bedensel bir arşivi olarak değerlendirilebilir. Geleneksel el sanatları motiflerinin dövmelerde kullanımı, geçmiş ile bugün arasında estetik ve sembolik bir bağ oluşturmakta ve kültürel belleğin beden üzerinden yeniden üretilmesine imkân sağlamaktadır.

        Anahtar Kelimeler: Beden folkloru, görsel kültür, Türk mitolojisi, el sanatı motifleri, dövme.

        Konuşmacılar: EMİNE ÇAKIR (ANKARA HACI BAYRAM VELİ)
      • 16:30
        Anadolu Motiflerinde Kadının Duygu ve Arzu Dünyası 15dk

        Anadolu motifleri, yalnızca estetik bir süsleme unsuru olarak değil, aynı zamanda kadınların duygu ve arzu dünyasını yansıtan sembolik bir anlatım dili olarak değerlendirilebilir. Stith Thompson’un motif tanımından hareketle halk anlatılarında süreklilik ve çarpıcılık taşıyan en küçük anlam birimi olarak kabul edilen motif kavramının Anadolu dokuma ve tekstil sanatlarında da benzer bir işlev üstlendiği görülmektedir. Kilim, halı, oya ve nakışlarda yer alan motifler tekrar yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılan, belirli kültürel kodları ve toplumların inanç dünyasını da yansıtan sembolik ifadeler niteliğindedir. Anadolu’da büyük ölçüde kadın emeğiyle şekillenen dokuma geleneği, kadınların bu yolla hem kültürel hafızayı koruduğu hem de bireysel deneyimlerini, duygu, düşünce ve arzularını dolaylı biçimde ifade ettiği bir alan oluşturmaktadır. Ataerkil toplumsal yapı içerisinde duygu ve arzularını doğrudan dile getirme imkânı sınırlı olan kadınlar, motifler aracılığıyla kendilerine alternatif bir ifade alanı yaratmıştır. Bu bağlamda motifler, kadının bastırılmış duygularını, beklentilerini, özlemlerini ve arzularını sembolik olarak bir anlatı aracı olarak işlev görmektedir. Çalışmada, Saçbağı, sandık, elibelinde ve su yolu motifleri bu bağlamda kadınların duygu dünyasını anlatan motifler olarak örnek vermesi bakımından ele alınacaktır. Bu motifler; kadın kimliği, evlilik süreci, bereket anlayışı, kuşaklar arası süreklilik ve aidiyet duygusu gibi temalar çerçevesinde çözümlenmiştir. Böylelikle motiflerin yalnızca estetik kaygıyla oluşturulmuş süsleme öğeleri olmadığı, bunun yanı sıra kadınların kültürel üretimdeki etkin konumunu, sessiz direniş biçimlerini ve içsel dünyalarını yansıtan anlam katmanları barındırdığı ortaya konmuştur. Bu çalışma, Anadolu motiflerini kadın odaklı bir yorumla ile yeniden anlamlandırmayı hedeflemektedir.

      • 16:45
        Anadolu Kadınının Dokuma ve Oyalardaki Motiflerle Kurduğu Sembolik İletişim Dünyası 15dk

        Anadolu Kadınının Dokuma ve Oyalardaki Motiflerle Kurduğu Sembolik İletişim Dünyası

        Özet
        Geleneksel dokumacılık ve oya sanatı, Anadolu coğrafyasında yetişen kadının tarihsel belleğinde yer eden; sözle ifade edilemeyen duygu, düşünce ve toplumsal mesajların motifler aracılığıyla bir iletişim diline dönüştüğü sessiz birikimlerin somut örnekleridir. Anadolu kadınının sosyal hayattaki rolü, çoğu zaman sessiz ve geri planda kalmasını gerektirmiştir. Tam da bu noktada kadın; eline aldığı iğneyle, seçtiği iplik ve renklerle, tezgâhın başında dokuduğu desenlerle ve oyaya eklediği boncuklarla birlikte sözle ifade edemediği duygu ve düşüncelerini görsel bir iletişim diline dönüştürmüştür. Bu çalışma, dokuma ve oya sanatında kullanılan motiflerin bir iletişim aracı olarak taşıdığı anlamları incelemekte; Anadolu’daki kadınların duygu ve düşüncelerinin hangi motifler aracılığıyla nasıl sembolik bir ifadeye dönüştüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, tarama yöntemine dayalı bir derleme çalışması olarak yürütülmüştür. Basılı ve açık erişimli kaynaklarda yer alan kitap, tez ve süreli yayınlardaki dokuma ve oya motiflerine ilişkin görsel ve yazılı veriler incelenmiş; elde edilen bulgular halkbilimsel bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Derleme sonucunda tespit edilen bulgular doğrultusunda “eli belinde” motifi, kadının çocuk sahibi olma ve evine bereket getirme arzusunu simgelemektedir. “İnsan” motifi, gurbetteki eşe ya da aileye duyulan özlemin görsel bir ifadesi olarak, uzaklığa rağmen sürdürülen duygusal bağın sembolik göstergesi hâline gelmektedir. “Saç bağı” motifi ise evlilik isteğini ve toplumsal statüye ilişkin beklentileri aktaran bir iletişim sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak Anadolu dokuma ve oya motifleri, kadınların duygularını ve toplumsal konumlarını yansıtan özgün bir görsel iletişim sistemi niteliği taşımaktadır. Bu sistem içerisinde motifler mesajı; Anadolu kadını mesajı üreten göndericiyi, toplumsal çevre ise alıcıyı temsil etmektedir. Dokuma ve oya motifleri bu sessiz iletişimi mümkün kılan kültürel bir kod sistemi olarak değerlendirilmektedir.

        Anahtar Kelimeler: İletişim Dili, Anadolu Kadını, Dokumacılık, Oya Sanatı, Motif

        The Symbolic Communication World Established by Anatolian Women Through Motifs in Weaving and Embroidery

        Abstract
        Traditional weaving and embroidery are tangible examples of the silent accumulation of feelings, thoughts, and social messages that cannot be expressed in words, transformed into a language of communication through motifs, and embedded in the historical memory of women raised in Anatolia. The role of Anatolian women in social life has often required them to remain silent and in the background. It is precisely at this point that women, with the needle in their hands, the threads and colors they choose, the patterns they weave at the loom, and the beads they add to their embroidery, have transformed their feelings and thoughts that cannot be expressed in words into a visual language of communication. This study examines the meanings conveyed by motifs used in weaving and embroidery as a means of communication; it aims to reveal how the feelings and thoughts of Anatolian women are transformed into symbolic expression through these motifs. The research was conducted as a compilation study based on a survey method. Visual and written data related to weaving and embroidery motifs in books, theses, and periodicals found in printed and open-access sources were examined; the findings were evaluated from a folkloric perspective. Based on the findings identified in the compilation, the motif of “hands on hips” symbolizes a woman's desire to have children and bring prosperity to her home. The “human” motif, as a visual expression of longing for a spouse or family abroad, becomes a symbolic representation of the emotional bond that persists despite distance. The “hair tie” motif, on the other hand, emerges as a communication symbol conveying the desire for marriage and expectations regarding social status. In conclusion, Anatolian weaving and embroidery motifs constitute a unique visual communication system that reflects women's emotions and social positions. Within this system, the motifs represent the message; the Anatolian woman represents the sender producing the message, and the social environment represents the receiver. Weaving and embroidery motifs are considered a cultural code system that enables this silent communication.
        Key Words: Language of Communication, Anatolian Woman, Weaving, Embroidery Art.

      • 17:00
        Türk Efsanelerinde Mendil Motifinin İşlevsel ve Sembolik Anlamları 15dk

        Bu bildiri, Türk efsanelerinde gündelik hayatta sıradan bir kullanım alanına sahip olan mendilin, anlatı bağlamı içerisinde kazandığı işlevsel ve sembolik anlamları incelemeyi amaçlamaktadır. Efsanelerde mendil, yalnızca işlevsel bir eşya değil; kutsallık, temsil ve dönüşüm gibi çok katmanlı anlamlar yüklenen bir motif olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; literatürde yer alan Türk efsaneleri doküman incelemesi yoluyla değerlendirilmiş ve mendil motifi motif çözümlemesi yöntemiyle ele alınmıştır. Bulgular, mendilin Türk efsanelerinde temsil etme, şifa verme, bohça/kese olarak taşıma, bağlama, kimlik aktarma ve dönüştürme gibi işlevler üstlendiğini ortaya koymaktadır. Hz. İsa ve mendili efsanesinde mendil, kutsal varlığın temsili ve koruyucu bir tılsım işlevi kazanırken; Hz. Ali anlatısında şifa verici ve bedensel bütünlüğü yeniden sağlayan bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Hasan Baba–Çırpılı Baba efsanelerinde ise mendil, olağanüstü taşıyıcılığıyla dikkat çekmektedir. Sonuç olarak mendil, Türk efsanelerinde yardımcı bir unsur olmanın ötesine geçerek anlatının anlam dünyasını kuran merkezi ve sembolik bir motif hâline gelmektedir.

      • 17:15
        Anadolu Motiflerinde Kadın Ve Erkek İmgelerinin Simgesel İnşası / The Symbolic Construction Of Female And Male Imagery in Anatoliian Motifs 15dk

        ÖZET
        Anadolu motifleri, yalnızca estetik ve bezeme amaçlı görsel unsurlar değil; toplumsal yapının, iktidar ilişkilerinin ve kültürel belleğin simgesel düzlemde kurulduğu anlam alanlarıdır. Bu yönüyle motifler, üretildikleri toplumun değerler sistemini, normlarını ve hiyerarşik düzenini görsel bir dil aracılığıyla aktaran kültürel kodlar olarak değerlendirilebilir. Halı, kilim, nakış, mimari süsleme ve gündelik kullanım nesneleri üzerinde yer alan motifler, kadınlık ve erkekliğin kültürel olarak nasıl tanımlandığını ve meşrulaştırıldığını görünür kılar. Motiflerin tekrar eden biçimleri, bu tanımların süreklilik kazanmasına ve kuşaklar boyunca aktarılmasına katkı sağlar. Bu çalışma, Anadolu motiflerinde kadın ve erkek imgelerinin simgesel inşasını toplumsal cinsiyet kuramları bağlamında ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi; toplumsal cinsiyetin biyolojik değil, kültürel ve tarihsel olarak kurulan bir yapı olduğunu vurgulayan yaklaşımlara dayanmaktadır. Bu doğrultuda Judith Butler’ın toplumsal cinsiyetin performatif niteliğine ilişkin görüşleri, motiflerin tekrar eden biçim ve anlamlarıyla kurulan normatif düzeni açıklamada temel bir referans noktası olarak ele alınmaktadır. Ayrıca Raewyn Connell’in hegemonik erkeklik kavramı, güç, koruma ve otoriteyi temsil eden motiflerin kamusal alanla ilişkilendirilmesini çözümlemede kullanılmaktadır. Bu yaklaşım, erkekliğin yalnızca bireysel bir kimlik değil, kültürel olarak üstün kılınan bir temsil rejimi olduğunu ortaya koymaktadır. İnceleme kapsamında eli belinde, koçboynuzu, saç bağı, güneş, su ve hayat ağacı gibi motifler örneklem olarak seçilmiştir. Kadın imgesinin çoğunlukla bereket, doğurganlık ve süreklilik; erkek imgesinin ise güç, hareket ve hâkimiyet kavramları üzerinden kurulduğu görülmektedir. Bu simgesel ayrım, kadın ve erkeğe atfedilen toplumsal rollerin görsel düzlemde nasıl pekiştirildiğini göstermektedir. Dolayısıyla çalışma, Anadolu motiflerinin toplumsal cinsiyet normlarını yeniden üreten simgesel araçlar olduğunu; ancak aynı zamanda bu normların eleştirel biçimde sorgulanmasına imkân tanıyan bir okuma alanı sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle motifler, kültürel süreklilik kadar dönüşüm potansiyelini de içinde barındıran dinamik göstergeler olarak değerlendirilebilir.

        Abstract
        Anatolian motifs are not merely visual elements created for aesthetic or decorative purposes; they constitute fields of meaning in which social structures, power relations, and cultural memory are constructed at a symbolic level. In this respect, motifs can be regarded as cultural codes that convey the value systems, norms, and hierarchical order of the societies in which they are produced through a visual language. Motifs found on carpets, kilims, embroidery, architectural ornamentation, and everyday objects make visible how femininity and masculinity are culturally defined and legitimized. The repetitive forms of motifs contribute to the stabilization of these definitions and to their transmission across generations. This study aims to examine the symbolic construction of female and male imagery in Anatolian motifs within the framework of gender theories. The theoretical framework of the study is grounded in approaches that emphasize gender as a structure formed culturally and historically rather than biologically. In this context, Judith Butler’s views on the performative nature of gender are taken as a key reference for explaining the normative order established through the repetitive forms and meanings of motifs. In addition, Raewyn Connell’s concept of hegemonic masculinity is employed to analyze the association of motifs representing power, protection, and authority with the public sphere. This approach reveals that masculinity is not merely an individual identity, but a culturally privileged regime of representation. Within the scope of the analysis, motifs such as eli belinde, ram’s horn, hair tie, sun, water, and tree of life are selected as the sample. The findings indicate that female imagery is predominantly constructed through concepts of fertility, reproduction, and continuity, while male imagery is shaped around notions of power, movement, and dominance. This symbolic distinction demonstrates how gender roles attributed to women and men are reinforced at the visual level. Therefore, the study argues that Anatolian motifs function as symbolic tools that reproduce gender norms, while simultaneously offering an interpretive space that allows these norms to be critically questioned. In this sense, motifs can be considered dynamic indicators that embody both cultural continuity and the potential for transformation.

        Konuşmacılar: Dr. MEHMET GÖKDOĞAN (UŞAK ÜNİVERSİTESİ)
    • 16:15 17:30
      Hayat Ağacı (Salon A): VI. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hasan YÜREKLİ Hayat Ağacı

      Hayat Ağacı

      • 16:15
        Orta Asya'dan Anadolu'ya Hayat Ağacı Motifinin Kültürel Sürekliliği ve Sanatsal Yansımaları 15dk

        Türk kültür tarihinde ağaç, en eski devirlerden itibaren kutsal kabul edilen ve hayatın, sonsuzluğun, yeniden doğuşun sembolü olarak mitolojik anlatılarda yer alan önemli bir unsurdur. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan coğrafyada, Türk toplulukları arasında "hayat ağacı", "dünya ağacı" veya "bayterek" gibi adlarla anılan bu motif, kökleriyle yeraltını, gövdesiyle yeryüzünü, dallarıyla gökyüzünü birbirine bağlayan kozmik bir varlık olarak tasavvur edilmiştir. Bu çalışma, hayat ağacı motifinin Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan tarihsel süreçteki kültürel sürekliliğini ve sanatsal yansımalarını disiplinler arası bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır.
        Araştırma kapsamında, hayat ağacı motifinin Hun, Uygur, Altay, Yakut gibi farklı Türk boylarındaki mitolojik temelleri, türeyiş efsanelerindeki yeri, Şamanist inançlardaki işlevi ve İslami dönemdeki dönüşümü ele alınmaktadır. Özellikle Anadolu Selçuklu dönemi mimari eserlerinde (Sivas Gök Medrese, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Divriği Ulu Cami) ve Artuklu sikkelerinde görülen hayat ağacı tasvirleri, motifin taşıdığı sembolik anlamlar bağlamında analiz edilmektedir. Bu eserlerde hayat ağacının çift başlı kartal, ejder, kuş gibi figürlerle birlikte kullanımı, Orta Asya inanç sisteminin Anadolu'daki devamlılığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
        Çalışma, hayat ağacı motifinin Osmanlı döneminde mimari, mezar taşları, halı-kilim, çini ve el sanatlarında nasıl yaşatıldığını ve Cumhuriyet döneminde geleneksel sanatlardan çağdaş tasarımlara uzanan süreçteki varlığını da irdelemektedir. Adana Olgunlaşma Enstitüsü arşivinde bulunan motif envanterinden hareketle, hayat ağacı motifinin Anadolu'daki geleneksel kullanım biçimleri ve bu motifin somut olmayan kültürel miras kapsamında belgelenmesi, korunması ve sürdürülebilir dijital arşivlerde toplanması konularına da değinilmektedir. Sonuç olarak, hayat ağacı motifinin binlerce yıllık bir kültürel birikimin ürünü olarak Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan coğrafyada ortak bir motif mirası oluşturduğu ve günümüzde de estetik ve sembolik değerini koruyarak varlığını sürdürdüğü ortaya konmaktadır.

        Konuşmacılar: Sinan ATÇI (Olgunlaşma Enstitüleri)
      • 16:30
        Türk Mitolojisinde Hayat Ağacı: Oğuz Kağan Destanı’ndan Anadolu Sanatına 15dk

        Türk mitolojisinin en kadim sembollerinden biri olan Hayat Ağacı (Şecere/Tuba), yalnızca bitkisel bir unsur değil; yer, gök ve yeraltı arasında kurulan kozmik düzenin görsel bir dışavurumudur. Bu çalışma, Hayat Ağacı motifinin mitolojik kökenlerini Oğuz Kağan Destanı bağlamında ele alarak, söz konusu sembolün Anadolu sanatındaki biçimsel ve anlamsal dönüşümünü incelemeyi amaçlamaktadır. Böylece kadim bir mitolojik imgenin, geleneksel sanatlar aracılığıyla kültürel hafızada nasıl süreklilik kazandığı ortaya konulmaktadır.
        Destanda gölün ortasında yer alan kutsal ağacın kovuğunda beliren kız motifi, ağacın Türk kültüründeki yaratılış, türeyiş ve ilahi bağlantı kurma işlevini simgeler. Kızın doğrudan kutsal ağacın içinden ortaya çıkması, onun kozmik ve ilahi kökenini vurgularken; gök, su ve ışık unsurlarıyla betimlenmesi, figürün göksel düzenle olan bağını güçlendirir. Oğuz Kağan’la birleşmesi ise kutun aktarımı yoluyla kutsal soyun ve meşru iktidarın başlangıcını ifade eder.
        Bu mitolojik çerçeve, Anadolu’ya taşınarak yeniden yorumlanmıştır. Hayat ağacı motifi; halı ve kilim dokumalarında, ahşap ve taş süslemelerde, mimari bezemelerde ve çini sanatında yaşamın sürekliliği, cennet tasavvuru ve ilahi düzenle ilişkilendirilmiştir. Özellikle konar-göçer Yörük kültüründe bu motif hem inanç dünyasının hem de gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
        Bu bildiri kapsamında Hayat Ağacı motifi, yalnızca tarihsel bir süsleme unsuru olarak değil, yaşayan ve dönüşen bir kültürel miras olarak ele alınmaktadır. Geleneksel zanaat teknikleriyle biçimlenen hayat ağacı formlarının güncel kullanım alanları incelenmiştir. Kadim dönemin karmaşık, yoğun ve sembolik ağaç formları; günümüzde modernizasyon ve minimalizm prensipleriyle yeniden yorumlanmaktadır.
        Çalışma sonucunda, Hayat Ağacı motifinin çağdaş tasarım pratikleriyle farklı disiplinlerde yeniden üretilebildiği tespit edilmiştir. Motifin takı, giyim, aksesuar ve dekoratif objelerde kullanımı hem estetik hem de anlam sürekliliği açısından dikkat çekici bir potansiyel sunmaktadır. Geleneksel anlam dünyasından beslenen bu çağdaş yorumlar, kültürel belleğin günümüz estetik diliyle yeniden görünür kılınmasına katkı sağlamaktadır. Böylece kökleri mitolojik anlatılara uzanan Hayat Ağacı, geçmiş ile bugün arasında kurulan sembolik bir köprü olarak varlığını sürdürmektedir.

        Konuşmacılar: Selen COŞARDERELİOĞLU (Antalya Olgunlaşma Enstitüsü)
      • 16:45
        Taşın Hafızasında Suyun Risalesi: Mardin Mimarîsinde “Yaşam Çeşmesi” ve “Hayat Ağacı” Metaforu (Kasimiye Medresesi Örneği) 15dk

        TAŞIN HAFIZASINDA SUYUN RİSALESİ: MARDİN MİMARİSİNDE
        “YAŞAM ÇEŞMESİ” VE “HAYAT AĞACI” METAFORU
        (KASIMİYE MEDRESESİ ÖRNEĞİ)
        Özet
        Bu çalışmanın amacı, Mardin mimarisinde öne çıkan ve özellikle Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi ile Mardin Ulu Cami gibi tarihi yapılarda ortak bir dil oluşturan selsebil sistemini incelemektir. Yaşam çeşmesi olarak da bilinen bu mimari öge, salt hidrolik bir yapı veya estetik bir süsleme olmanın ötesinde, Anadolu motif geleneğinin temel taşlarından olan hayat ağacı ve su yolu motiflerinin üç boyutlu yansıması olarak ele alınmıştır. Çalışmada yöntem olarak yerinde gözlem, görsel belgeleme ve göstergebilimsel analiz teknikleri kullanılmıştır. Kasımiye Medresesi örneği üzerinden suyun kaynaktan çıkışı, kanallardan akışı, havuzda toplanması ve toprağa karışması süreçleri, geleneksel motiflerin anlamsal boyutlarıyla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre suyun dikey eksendeki hareketi hayat ağacı motifindeki doğuş ve yaşam evrelerini simgelerken, suyun yatay eksende toprağa ulaşması su yolu motifinin temsil ettiği vahdetivücut felsefesiyle örtüşmektedir. Ayrıca yapının açık avlulu planı ve suyun gökyüzünü yansıtma özelliği, dönemin kozmolojik dengesini ve rasathane işlevini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Mardin mimarisindeki selsebil sisteminin, insanın doğumdan ölüme uzanan ontolojik serüvenini anlatan akışkan bir hayat ağacı motifi olduğu tespit edilmiştir. Mardin Olgunlaşma Enstitüsünün kültürel mirası koruma misyonu doğrultusunda, bu derin felsefi anlamın çözümlenmesinin modern sanat ve tasarım disiplinlerine ilham vererek geleceğe aktarılması büyük önem taşımaktadır.

        THE TREATISE OF WATER IN THE MEMORY OF STONE: THE "FOUNTAIN OF LIFE" AND "TREE OF LIFE" METAPHOR IN MARDIN ARCHITECTURE
        (THE CASE OF KASIMIYE MADRASAH)
        Abstract
        The aim of this study is to examine the selsebil system, which stands out in Mardin architecture and forms a common language in historical buildings, especially Kasımiye Madrasah, Zinciriye Madrasah, and Mardin Grand Mosque. This architectural element, also known as the fountain of life, is considered beyond being a purely hydraulic structure or an aesthetic decoration, as a three-dimensional reflection of the tree of life and running water motifs, which are the cornerstones of the Anatolian motif tradition. In the study, on-site observation, visual documentation, and semiotic analysis techniques were used as methods. Through the example of Kasımiye Madrasah, the processes of water emerging from the source, flowing through the channels, collecting in the pool, and mixing with the soil were examined comparatively with the semantic dimensions of traditional motifs. According to the research findings, while the movement of water on the vertical axis symbolizes the birth and life stages in the tree of life motif, the horizontal reach of water to the soil coincides with the philosophy of unity of existence (wahdat al-wujud) represented by the running water motif. In addition, the open courtyard plan of the structure and the ability of water to reflect the sky reveal the cosmological balance and observatory function of the period. In conclusion, it has been determined that the selsebil system in Mardin architecture is a fluid tree of life motif describing the ontological adventure of human beings from birth to death. In line with the cultural heritage preservation mission of the Mardin Maturation Institute, decoding this deep philosophical meaning is of great importance in terms of inspiring modern art and design disciplines and transferring it to the future.

      • 17:00
        Gelenek Ve Modernite Arasında Bir Motif: Hüyükteki Nar Ağacı Romanında “Nar Ağacı” A Motif Between Tradition And Modernity: The “Pomegranate Tree” In Yaşar Kemal’s Hüyükteki Nar Ağacı 15dk

        Bu bildiri, Yaşar Kemal’in Hüyükteki Nar Ağacı romanında merkezî bir simge olarak kurgulanan “nar ağacı” motifini, gelenek ve modernite arasındaki çatışma alanında incelemeyi amaçlamaktadır. Roman, Çukurova’da tarımda makineleşmenin hız kazanmasıyla birlikte mevsimlik tarım işçilerinin emek alanlarının daralmasını, işsizliği, yoksulluğu ve buna eşlik eden toplumsal çözülmeyi odağına alır. Bu çerçevede romanda nar ağacı, yalnızca bireysel bir inanç nesnesi olmanın ötesinde, kolektif umudun ve folklorik direnç biçimlerinin yoğunlaştığı bir merkez olarak belirir.
        Romanda, nar ağacı etrafında şekillenen anlatılar, ağacın kutsal bir kökene bağlanması, şifa dağıttığına inanılması ve çeşitli tabularla çevrelenmesi aracılığıyla folklorik düşünme biçimlerinin sürekliliğini temsil eder. Buna karşılık romanın modernist boyutu, traktör ve biçerdöver imgeleriyle somutlaşan makineleşme süreci üzerinden kurulur. Bu imgeler, yalnızca teknik ilerlemeyi değil, geleneksel emek ilişkilerinin tasfiyesini ve insan-doğa dengesinin bozulmasını da simgeler.
        Bu çalışma, nar ağacına yapılan yolculuğu, umut ile modernist gerçeklik arasındaki çatışmanın anlatısal bir ekseni olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yolculuğun sonunda görkemli bir ağaç yerine kurumuş bir kökle karşılaşılması, folklorik anlatının maddi düzlemde çözülüşünü simgelerken, bu kökün yine de kutsanması folklorun psikolojik ve kültürel bir direnç alanı olarak varlığını sürdürdüğünü gösterir. Bu sebeple nar ağacı motifi, Hüyükteki Nar Ağacı romanında folklorun modernleşme karşısındaki kırılgan ama vazgeçilmez işlevini görünür kılan çok katmanlı bir motif olarak okunmaktadır.

        This paper examines the “pomegranate tree” motif—constructed as a central symbol in Yaşar Kemal’s Hüyükteki Nar Ağacı—within the conflict zone between tradition and modernity. Set against the backdrop of accelerating agricultural mechanization in Çukurova, the novel foregrounds the shrinking labor opportunities of seasonal farmworkers, along with the unemployment, poverty, and social disintegration that follow. In this context, the pomegranate tree emerges not merely as an object of individual belief, but as a narrative center where collective hope and folkloric forms of resistance converge.
        The stories woven around the tree—its sacred origin, its reputed healing powers, and the taboos surrounding it—represent the continuity of folkloric modes of thinking. By contrast, the novel’s modernist dimension is articulated through images of mechanization, especially tractors and combine harvesters. These figures signify not only technical progress but also the liquidation of traditional labor relations and the disruption of the human–nature balance.
        The paper interprets the journey toward the pomegranate tree as a narrative axis of tension between hope and modernist realism. The travelers’ encounter with a withered root instead of a magnificent tree symbolizes the dissolution of folkloric narrative at the material level; yet the continued veneration of this remnant indicates that folklore persists as a psychological and cultural field of resistance. Thus, the pomegranate tree motif can be read as a multilayered symbol that renders visible folklore’s fragile yet indispensable function in the face of modernization in Hüyükteki Nar Ağacı.

    • 16:15 17:30
      Pıtrak (Salon B): VI. Paralel Oturum - Oturum Başkanı: Prof. Dr. Emine NAS Pıtrak

      Pıtrak

      • 16:15
        Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi Envanteri Işığında Antep İşi Nakışlarında Motif Dünyası 15dk

        Bir coğrafyanın geçmişi, sanatı ve yaşanmışlıkları; o toplumun ortak hafızasını örer. Bu bellek; bireysel deneyimleri aşarak kolektif bir bilinç, davranış ve semboller bütünü haline gelir. Antep İşi nakışı da Gaziantep merkezli gelişen ve Anadolu el sanatları geleneği içinde özgün bir konuma sahip olan geleneksel bir zanaattır. Gaziantep, 2015 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında dahil edilerek bu alandaki öncü konumunu tescillemiştir. Şehrin özgün kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan geleneksel el sanatları, bu kültürel mirası tamamlayan temel unsurlardan biridir.Özellikle ipek dokuma üzerine icra edilen "Antep İşi" nakışı, estetik ve teknik nitelikleriyle 2025 yılı itibarıyla UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Temsili Listesi’ne kaydedilmiştir. Bu uluslararası tescil, Gaziantep’in zanaat ve halk sanatları birikiminin küresel ölçekte korunmasına ve şehrin kültürel kimliğinin sürdürülebilirliğine stratejik bir katkı sağlamıştır.
        Bu bildirinin temel hareket noktası, Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi (GKAM) envanter kayıtları, yazılı-görsel materyal kullanarak sergi koleksiyonları ve sözlü tarih çalışmalarıdır. Çalışma, söz konusu kurumsal birikimi merkeze alarak Antep İşi nakışlarında yer alan motif repertuarını tarihsel, sembolik ve kültürel süreklilik bağlamında değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
        Araştırmada, GKAM envanterinde kayıtlı nakış örnekleri üzerinden motiflerin form özellikleri, kompozisyon düzenleri ve adlandırmaları analiz edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca merkez bünyesinde yürütülen sözlü tarih görüşmeleri aracılığıyla, motiflerin üretim bağlamı, kullanım alanları ve anlam dünyası üretici kadınların anlatıları, kadının toplumsal çalışmalardaki rolünün çalışma-emek çerçevesinde ele alınmıştır. Bu veriler, motiflerin yalnızca estetik unsurlar değil; toplumsal hafızayı taşıyan sembolik kodlar olduğunu ortaya koymaktadır.
        Kartopu, Çitibadem, Cemelyan, Örümcek Ajuru, Mercimek, kompozisyonları gibi unsurların bereket, devamlılık ve koruyuculuk gibi anlam katmanlarıyla ilişkilendirildiği görülmektedir. Motif adlandırmalarında yerel dilin ve gündelik hayatın izleri belirgindir. Bu durum, Antep İşi’nin yaşayan bir kültürel pratik olarak toplumsal bağlamdan kopmadığını ve bir süreklilik içerisinde olduğunu bizlere göstermektedir.
        Sonuç olarak çalışma, Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi’nin envanter kayıtlarının verilerini merkeze alarak Antep İşi motiflerinin Anadolu motif geleneği içindeki konumunu ve önemini somut örnekler üzerinden ortaya koymakta; geleneksel estetik birikimin kültürel sürdürülebilirlik ve modern tasarım perspektifleriyle yeniden değerlendirilmesine katkı sunmayı hedeflemektedir.

        Konuşmacılar: Ahmet Şahin (Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi)
      • 16:30
        Mersin Yörük Dokumalarındaki Anadolu Motiflerinin Çağdaş Takı Tasarımında Kapsül Koleksiyon Modeliyle Yorumu Interpretation of Anatolian Motifs in Mersin Yoruk Weavings in Contemporary Jewelry Design through the Capsule Collection Model 15dk

        Mersin Yörük dokuma geleneği, Anadolu göçebe kültürünün estetik, sembolik ve kimliksel kodlarını taşıyan önemli bir somut olmayan kültürel miras alanıdır. Dokuma yüzeylerinde yer alan motifler; aidiyet, korunma, bereket ve insan-doğa ilişkisi gibi çok katmanlı anlam yapıları içermekte ve kültürel belleğin kuşaklar arası aktarımında görsel bir ifade aracı olarak işlev görmektedir. Bu motiflerin çağdaş tasarım disiplinleri içinde yeniden yorumlanması, kültürel sürdürülebilirlik bağlamında önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu çalışma, Mersin Yörük dokumalarında yer alan Anadolu motiflerinin çağdaş takı tasarımına kapsül koleksiyon modeli çerçevesinde aktarımını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel problemi, iki boyutlu dokuma yüzeyinde bulunan motiflerin anlam bütünlüğü korunarak üç boyutlu metal takı formuna dönüştürülmesidir. Bu bağlamda kapsül koleksiyon yaklaşımı; belirli bir kavramsal çerçeveye dayanan, sınırlı sayıda ve bütüncül tasarım dili taşıyan bir ürün grubu olarak ele alınmış ve takı tasarım sürecine uyarlanmıştır. Araştırma nitel yöntem doğrultusunda yürütülmüş; belge analizi, görsel çözümleme ve uygulamalı tasarım süreci birlikte değerlendirilmiştir. Motifler tematik ve biçimsel açıdan analiz edilmiş; soyutlama, stilizasyon ve yeniden biçimlendirme yöntemleri aracılığıyla çağdaş takı formlarına dönüştürülmüştür. Çalışma kapsamında on farklı kategoride özgün tasarımlar geliştirilmiş; koleksiyon bütünlüğü ortak form dili ve malzeme birliği üzerinden sağlanmıştır. Üretim sürecinde 14 ayar altın, Türkiye kuyumculuk sektörünün teknik ve ekonomik koşulları doğrultusunda stratejik bir malzeme tercihi olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışma, Anadolu motiflerinin çağdaş takı tasarımı aracılığıyla yeniden yorumlanmasının kültürel ve ekonomik sürdürülebilirliğe katkı sunan araştırma temelli bir tasarım modeli ortaya koyduğunu göstermektedir.
        The Mersin Yoruk weaving tradition constitutes an important domain of intangible cultural heritage that carries the aesthetic, symbolic, and identity-based codes of Anatolian nomadic culture. The motifs found on weaving surfaces embody multilayered structures of meaning such as belonging, protection, fertility, and the human–nature relationship, and function as a visual means of expression in the intergenerational transmission of cultural memory. The reinterpretation of these motifs within contemporary design disciplines constitutes a significant field of research in the context of cultural sustainability. This study aims to examine the transfer of Anatolian motifs found in Mersin Yoruk weavings into contemporary jewelry design within the framework of the capsule collection model. The primary problem of the research is the transformation of motifs located on a two-dimensional woven surface into three-dimensional metal jewelry forms while preserving their semantic integrity. In this context, the capsule collection approach is considered as a product group based on a specific conceptual framework, consisting of a limited number of designs and carrying a holistic design language, and it has been adapted to the jewelry design process. The research was conducted in line with a qualitative methodology; document analysis, visual analysis, and the applied design process were evaluated together. The motifs were analyzed in thematic and formal terms and transformed into contemporary jewelry forms through methods of abstraction, stylization, and reformation. Within the scope of the study, original designs were developed in ten different categories; the unity of the collection was achieved through a common formal language and material coherence. During the production process, 14-karat gold was determined as a strategic material preference in accordance with the technical and economic conditions of the Turkish jewelry sector. As a result, the study demonstrates that the reinterpretation of Anatolian motifs through contemporary jewelry design presents a research-based design model that contributes to cultural and economic sustainability.

      • 16:45
        Maddi Kültürde Motifin Anlam Dünyası: Tekstil, Nakış ve Takı Sanatlarında Kültürel Belleğin İzi ve Süreklilik 15dk

        Motifler toplumun kültürel hafızasını taşıyan, estetik anlayışını ve sembolik dünyasını yansıtan önemli görsel unsurlardır. Tekstil, dokuma, nakış, geleneksel giyim kuşam ve takı tasarımlarında kullanılan motifler, sadece süsleme amacı taşımamakta aynı zamanda toplumsal belleğin, inanç sistemlerinin ve kültürel kimliğin görsel anlatım biçimleri olmaktadır. Anadolu coğrafyasında yüzyıllar boyunca dokuma, nakış, giyim kuşam ve takı sanatlarında kullanılan motifler, bireysel duygu ve düşüncenin yanı sıra toplumsal değerlerin de sembolik ifadesi olmuştur. Bu çalışma; Anadolu’daki tekstil ve süsleme sanatlarında yer alan motif envanterini inceleyerek bu motiflerin anlam dünyasını, kullanım alanlarını ve kültürel süreklilik içerisindeki rolünü değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

      • 17:00
        Sorgun Yöresi Kilimleri Üzerinden Orta Anadolu Dokuma Kültürünün Sürekliliği 15dk

        Anadolu dokuma sanatı, binlerce yıllık bir birikimin, göçebe geleneklerin ve yerleşik yaşamın estetik bir sentezidir. Bu sanatın en özgün duraklarından biri olan Yozgat-Sorgun yöresi, Orta Anadolu dokuma kültürü içerisinde kendine has teknik ve sembolik diliyle ayrışmaktadır. Bu bildirinin amacı, Sorgun ve çevresindeki köylerde (özellikle yerel dokuma merkezlerinde) üretilen kilimlerin; kullanılan malzeme, teknik ve motif dünyası üzerinden Orta Anadolu genel dokuma geleneği ile olan bağlarını ve bu kültürün tarihsel süreçteki sürekliliğini ortaya koymaktır.
        Çalışma kapsamında, Sorgun yöresine ait karakteristik dokumalar incelenmiş; "ilişme", "cicim" ve "sumak" gibi tekniklerin Orta Anadolu’daki diğer dokuma merkezleriyle olan benzerlikleri ve farklılıkları analiz edilmiştir. Özellikle yöre dokumalarında baskın olan pıtrak, eli belinde, koçboynuzu ve kurt ağzı gibi geometrik stilize motiflerin, sadece görsel birer unsur değil, aynı zamanda Orta Asya’dan taşınan ve Anadolu’da yeniden yorumlanan birer "bellek nesnesi" olduğu üzerinde durulmuştur.
        Saha araştırmaları ve müze envanter taramalarına dayanan bu çalışma; endüstriyel üretimin artmasıyla kaybolmaya yüz tutan geleneksel dokuma pratiklerinin, Sorgun özelinde nasıl bir direnç gösterdiğini ve modern tasarım anlayışına nasıl kaynaklık edebileceğini tartışmaya açmaktadır. Sonuç olarak, Sorgun kilimlerinin sadece yerel birer zanaat ürünü değil, Orta Anadolu’nun kültürel genetiğini taşıyan yaşayan birer belge olduğu vurgulanmaktadır.

    • 17:30 18:00
      Kapanış Bildirgesi / Closing Remarks 30dk